Alman Baron

Türkiye Alman Ekolünün Mimarı ve Bir Türk Vatandaşı Olan Aryan
GERMEN-ORDEN BARONU KİMDİR?

800’lü yılların başında, Almanya’da aşırı sağ eğilimleri ayan beyan ve birbirleriyle yakın ilişkileri olan üç örgüt kurulmuştu: ArmanenSchafft, OrdoTempli Orientis ve OrdoNovi Templi… Bu örgütlerin her üçü de kuruluşunda Fransızların bulunduğu Gizemci Tapınak Şövalyelerinin, Bavyera’daki uzantısıydı. Bu üç örgütün en önemli işlerinden biri, daha sonra, Gnostikyan sahada var olacak GermenOrden yani Alman Tarikatı adlı örgütün kurulmasına katkıda bulunmalarıydı.
Sözü edilen bu GermenOrden yani Alman Tarikatı adlı Gizemci örgüt de silsileyi takiben yüz yıl sonra yani 1912’de kuruldu. Belki de tüm ezoterik yapılanmaların, Globalist karekterine rağmen, bu tarikatın en göze çarpan özelliği Ari ırkın varlığına ve üstünlüğüne inanıyor olmasıydı. Ve tabii ki tarikatın temel amacı da mevzubahis üstün ırkı, dünyaya hâkim kılmaktı.
Buradan hareketle tarikat, Birinci Dünya Savaşı sırasında ateşli Alman milliyetçilerini organize ve ilerleyen yıllarda, daha şümullü bir başka örgütün oluşmasına fidelik teşkil etmişti. İşte, Alman Tarikatı örgütünü önemli kılan asıl şey bir başka örgütün yani Tuhule Tarikatı’nın oluşmasına önayak olması olarak biliniyor.
Bir dernek olarak vücut bulan Thule’ün kurucusu değil ama onu dünya çapında tanıtan adam Baron Sebottendorff adlı biriydi. Ve bu adam, aynı zamanda bir Türk vatandaşıydı.
Asıl adı, Adam Alfred Rudolf Glauer olan Baron, 1875’te Deresden kentinde doğmuştu. Aslında babası, bir lokomotif makinisti olan Sebottendorf, tabii ki baron olabilecek mavi kana sahip değildi. Lakin 1910’da bir soylu Alman ailesi tarafından evlat edinildiği için onlara ait olan Sebottendorff soylu lakabını taşımaya hak kazanmış ve dünyada German Baronu olarak tanınmıştı.
Baron, sözü edilen asil ailenin çabası ile yüksek öğrenime başlamış ama devamını getirememişti. Yüksek öğrenimini yarım bırakıp gemilerde üç yıl elektrikçi olarak çalıştığını yazıyor tarihçesi. Baron, bu sebeple dünyanın birçok coğrafyasını gezme olanağı bulmuştu. Bu geziler esnasında Baron’un, Uzakdoğu’ya ve oralarda rastladığı ezoterik/gizemci öğreti ve gruplara olan ilgisi de bu sayede oluşmuştu.
Baron’un, bu gezileri sırasında simya, astroloji ve Kabala üzerinde çalıştığı haber veriliyor. Bununla beraber, Gül-Haç felsefesi konusunda uzun araştırmalar yaptığı eklenmekte gelen haberlere. Bir ara yolu Mısır’a düşüyor Alman Baronunun. Ve Kahire’de Hüseyin adlı bir paşanın mahiyetine katıldığını yazıyor kaynaklar. Oradan Anadolu’ya uzanıyor yolu ve bir yıl Hüseyin Paşa’nın Bursa’daki çiftliğinde çalışıyor. Burada, hayatında bir aks değişikliği olmakta Baron’un. Bu esnada tanıdığı Abraham Termudi adlı bir Yahudi banker aracılığı ile Memphis adıyla tanınan Mason locasına üyeliği vaki. Bu arada öğreniliyor ki… Meğerse Alman Baron, hiç de aks filan değiştirmiş değil zira 1901 yılından beri, Fransız Grand Orient’e bağlı olan bir başka mason locasının da üye defterinde adına rastlanmakta. Fransızların ünlü locası Grant Orient ise politik amaçları olan bir locaydı ve Sultan Abdülhamid’e karşı darbe plânlayan İttihat ve Terakki Derneği ile de çok yakın ilişkileri bilinen bir hakikatti. Türkiye’de “Gizli Müslüman Baron” olarak tanınmaya başlanan Baron Sebottendorf’un, Bursa’da bulunduğu yıllarda yaptığı işlerden biri de “Türk Masonluğu ve Bektaşilik” adlı bir kitap yazmak olmuştu. Bu nedenle gizli Müslüman Baron, Sufizmi ayrıntılı biçimde biliyor ve birçok tarikatla ilişki içinde olmaktan çekinmiyordu. Özellikle Bektaşilikle ilgilenmiş ve dendiği üzere bir kitap bile kaleme almıştı. O kitapta ortaya konan anlayış, Bektaşilerin bilmediği bir kulvardaydı ve etkisini yüzyılı aşkın bir süre sonra günümüzde kendini gösterecekti. “Işıkçılar” ya da “Çınarizm” nitelemesiyle ortaya konan bir anlayıştan söz ediyoruz ve bir nevi “New Age” tarikat sayılabilecek Çınarcılığı, Erdoğan Çınar adlı bir Anadolulu ortaya atmıştı. Birçok Alevi-Bektaşi dede-babası da yeni akıma katıldıklarını ilân etmişlerdi.
Anlaşılan Baron, dernekçiliği ve yazarlığı da sevmekteydi; bu itibarla Almanya’da bir gizli cemiyet oluşturdu. Bu cemiyet, Baron’un bir nevi şahsi ikbal aradığı kanalları açık tutmak için oluşturulmuş özel bir yapılanma gibiydi ve tabii ki ezoterik temellere dayanmaktaydı. Yazarlığına gelince: Baron, 1933’te “Hitler Gelmeden Önce” adlı bir kitap yazdı. Ancak bu kitapta, Nazi liderlerinin ezoterik/gizemci çalışmalarını deşifre ettiği için Hitler’le ters düştü. Hem de taban tabana… Bizzat, Führer’in imzasını taşıyan bir emirname ile yakalanması istendi. Oysa Baron, ta baştan beri Hitler’in önemli akıl hocalarından biriydi. Ancak akıl hocaları da bazen baltayı taşa vurabiliyordu. İşte, o baltacılardan biri de Alman Baronu’ olmuştu. Bir bakıma katli vacipti artık. Fakat son derece zeki bir adam olan Baron, intihar etmiş süsü vererek Nazilerin hedefi olmaktan çıkmayı başardı. Ardından, İstanbul’a kaçarak, Almanya’da oluşturduğu gizli ve gizemci cemiyetinin merkezini “Dersaadet”e taşıdı. Ve faaliyetlerine Taksim’de devam etti.
Duralım: Bu olan biten işler içerisinde, garip bir durum göze çarpmakta: Her ne kadar zamanın gazetecileri ve ilerleyen zaman içinde Alman yakın tarihçileri; “Baron, 1934’te Hitler’le çelişkiye düştü ve öldürüldü.” dedilerse de anlaşılan ölmemişti. Ya da bir plân dahilinde, öldürülmemiş miydi? Zira Baron’un, İstanbul’a taşındıktan sonra tam on yıl, Alman istihbarat görevlisi olarak çalıştığı kayıtlı. Hatta bir söylentiye göre Baron, Almanya-Osmanlı arasında çift taraflı casusluk yapıyordu. Bu mesele açılınca İngilizler ise daha farklı bir iddia ortaya atmaktalar: “Baron, 1945’te Almanya teslim olunca intihar etti.” diyorlar. Buna göre iki ölüm tarihi çıkıyor ortaya: Almanlara göre 1934, İngilizlere göre 1945… Hangisi doğru? Bu bir sır! Ya da ikisi de yanlış…
Zira bazı kitaplar da “Baron’un öldüğü söylenen tarihten on iki yıl sonra 1957’de bir başka soyadı ile Balıkesir’den Antalya’ya gelen üç kişilik bir Alman heyetinde yer aldığını, Antalya’da iki gece Cumhuriyet Oteli’nde kalarak daha sonra Adana’ya geçtiğini.” yazmakta. Buna göre, Alman Baron Sebottendorf, 1945-57 yılları arasında Türkiye’de korunmuş olmalıydı. Kimilerine göre bu korumacı elin, “Manevi Cihazlanma Derneği” adlı, o yıllarda oldukça revaçta olan bir örgütün eli olduğu ihtimal dahilinde görülüyor. Çünkü bu dernek, Neo-Nazi Masonların üye olduğu “Moral Re-Armament Derneği”nin Türkiye’deki kolu olarak ünlüydü. Ve ilerleyen yıllarda “Komünizmle Mücadele Derneği” olarak bilindi ve ya iki dernek birbirine muvazi faaliyetlerde bulundu.
***
Baron’un Thule Örgütü’nü kurmasına gelince… Baron, 1910 yılında, İstanbul’da bulunduğu sırada – ki İstanbul yılları, Baron’un hayatının en karanlık dönemi olarak bilinmekte-Taksim’de bir evde yaşadığı, Türkiye’nin önde gelen kimseleriyle dostluklar kurduğu da kayıtlarda var. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, güçlenen Stalinizm’in dünyaya göz diker hâle gelmesi, karşı mücadeleyi oluşturmuştu. Buradan hareketle Baron da Masonluk ve simya prensiplerini Antikomünizm ve aşırı sağ ile birleştiren, kendine bağlı yeni bir örgüt kurmaya karar verdi. Bidayette Baron, Germenorden/Alman Tarikatı ile bağlantıya geçmişti. Yıl 1916’da. İki yıl içinde örgütün en etkin üyesi hâline geldiği örgütün Germenorden olan adı Thule’ e dönüştürüldü ve Sebottendorff da örgütün büyük üstadı oldu.
Thule örgütü kurulduktan sonra hızla büyüdü. 1918 yılında yalnızca Münih’de iki yüz elli, Bavyera’da bin beş yüz üyeye sahip oldu. Bu üyeler arasında yargıçlar, avukatlar, polis şefleri, aristokratlar, doktorlar, üniversite hocaları, bilim adamları, subaylar ve sanayiciler vardı. Örgütün önde gelen üyelerden biri de Bavyera Adalet Bakanı Gunter’di. Gunter’in makamını, Nazi rejimi sırasında da koruduğu görüldü. Yine ‘30’lu yılların başında polis şefi olan Herr Frick ise Nazi döneminde İçişleri Bakanlığına getirildi.
Thule örgütünün içinde dünyaca ünlü üyelerde vardı. Bunlar, Rudolf Hess, Göring, Göbbels, Karl Haushofer, Alfred Rosenberg, Himmler vs. Bu meşhurlar, hem Thule Derneği’nin, hem de Nazi Partisi’nin de kurucuları ve doğal olarak, Hitler’in yakın dostları ve akıl hocalarıydı.
Devamı gelecek… GermenOrden Baronu’nun Siyasi Ezoterizm Serüveni: THULE TARİKATI
***

Ahmet Yozgat

1
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
1 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
Muzaffer Gonca Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Muzaffer Gonca
Üye

Bir milletin hem geçmişine, hemde geleceğine bu kadar etki edebilecek 3.kişilerden biri dersek;

Bu dersin adına Ergenekon’a giriş diyebilirmiyiz ağabey?

Benzer Haberler