Kaldırım Kartvizitleri

Toplumun Ahlâki Geleceğinin Dejenarasyonu

Birkaç yıl evvel, sabah erkenden, ekmek almak için dışarı çıktığımda şoke oldum. Niye mi? Sabahın bu erken saatlerinde, ortalık oldukça tenhaydı ve gece yaşananların izi, hâlâ kaldırımlarda atılıydı. İşte, fakiri şok eden de mahallenin masum kaldırımlarına rastgele serpiştirilmiş fotoğraflı kartvizitlerdi. Anlaşılan; gece me’şum biri, mahallenin arasından geçen caddede seyretmekle kalmamış; kucağındaki poşeti dolduran kartvizitleri de savura savura geçip gitmişti.
Renkli resimli ve arkalı önlü, bu kartvizitler, aynı zamanda bir reklam etme faaliyetinin yüz kızartan tanıklarıydı. Anladınız değil mi? Cinsel içerikli bu kartvizitlerin iki yüzündeki fotoğraflarda alımlı bir kadın gülümsüyordu gelip geçenlere. Altında, kadının adı… Soyadı yoktu; sadece, ön adı yazılmıştı “haspanın… Şimdi, tam hatırlayamıyorum lakin Aslı ya da Ceyda gibi bir şey olmalıydı ve oldukça büyük puntolarla yazılmıştı. İsmin altında, aynı puntolarla cep telefonu numarası göze çarpıyordu.
O sabah; ilk kez karşılaştığım, bu “genel döşek kokulu” manzara karşısında o kadar utanmıştım ki bu saatte, ortalıkta kimsecikler olmadığı hâlde “Aman biri beni görür de…” telâşı içerisinde kafamı yukarı diktim ve hızlı adımlarla uzaklaştım oradan lakin bunun bir faydası yoktu zira mahalle arasının “kendi hâlindeki zavallı kaldırım”ı boydan boya “ayıplı fotoğraf”larla kaplanmıştı neredeyse…
Çok geçmedi… Buna benzer fotoğraflara, Ulus semtinde rastladım; hem de Dışkapı’dan gelip “Heykel”in önünden, Kızılay’a doğru devam eden geniş bulvarda… “Bin ayağın bir ayağa derildiği” işlek bulvar kaldırımları daha bereketli bir “ayıp sağanağı”na muhatap olmuştu; üstelik bu kez, beni karşılayan manzara, bizim mahallenin tek tip “ayıp yağmuru” gibi de değildi. Değişik renk ve güzellikte bir dolu “acayip kız”ların “garayip” fotoğrafı, insanların ayakları altında oradan oraya savrulup duruyor velakin hep gülümsemeye devam ediyordu. O yatsı vakti, Ulus Meydan’ında karşılaştığım bu manzara gide gide Kızılay’a, Maltepe’ye ve şehrin diğer bölgelerine sıçraya sıçraya bereketlendi. Bizim mahallede sabahın erken saatinde, Ulus’ta gece geç vakitte rastladığım bu “kırmızı noktalı manzara,” genellikle gündüzleri kayboluyordu yani erkenci ya da geççi erkekler, kaldırımlardaki durumu biliyor fakat gündüzün ilerleyen saatlerinde sokağa çıkan hanımlar, çocuklar ve aileler, henüz “kırmızı vehamet”in farkında değillerdi. Gelin görün ki bu “renkli vehamet” o dar vakitler içinde kalmadı; gide gide gündüz saatlerini de işgal etti. Böylece kadın, çocuk ve aile de durumdan haberdar oldu.
Tahminim;bu fotoğraflarla ilk karşılaşanlar, benim ilk görüşte yaşadığım şaşkınlık, korku ve telâşın “on yüz bin katı”nı duymuşlardır yüreklerinde ve beyinlerinde ve de bedenlerinde… Hele çocuklar, masum çocuklar! Şimdi, ne diyeyim ben onlara? Ya da onlara, yanlarındaki ana babaları ne dedi; “Bu ne?” diye sorduklarında büyüklerine? Bilemiyorum!
İnsanoğlu bu; zamanla alışıyor her şeye ve her duruma… Vaziyet ne kadar vahim olursa olsun, gide gide kanıksıyor insan beyni. Gübrelikte çalışan işçinin, dışkı kokusundan rahatsız olmaması misali… İnsan, ayaklarının altındaki veya çevresindeki rezalet, ne kadar değişime uğrasa, “ayıp hali” gün be gün artsa da bakıyor ama görmüyor.
Evet; artık yaşantımızın bir parçası hâlini alan “kartvizit kaldırımları” zaman içinde başkalaştı; bidayette bir portreyle başlayan fotoğraflar açıldı, saçıldı ve üryan şekle erişti. Bununla kalmadı; çoluk çocuğun, hususiyetle gençlerin şehevi duygularını kırbaçlayan “pozisyon”larla devam etti.
Gizli “Kartvizit sektörü” birkaç aydan bu yana, fiyat da yazmaya başladı “minik reklam tabelaları” na… Müşterilerine, “flaş patlakları” içinde yüz liraya alıcı beklediğini duyurdu. Tabi her sektör gibi o cihette de rekabet olmalıydı. Oldu da; şu günlerde, “Masaj” logosuyla yeni satıcılar kaldırıma çıkmış durumda; üstelik, fiyat da oldukça makul: Atmış Türk Lirası… Yani “birinci nesil sermaye”lerden kırk lira daha eksik…
Geçelim, “kartvizit kızları”nın başka bir boyutuna… İşin başında; bu “kaldırım eti pazarlayıcıları”nı ben de herkes gibi “nisa taifesi”ne dahil sanıyordum. Yanılmışım; meğerse bunların aralarında -belki de tamamı-“taife-i Adam” sayısı baskın bir orana tekabül ediyormuş. Bunun böyle olduğunu yine kendileri reklam yaptı ve “Travesti Aslı” veya “Travesti Öykü” misali duyurularla üçüncü cinse ait olduklarını müşterilere duyurdu ve sırrı faş ettiler. Üstelik, bunda herhangi bir çekingenlik göstermedikleri de meydanda. Erbabı bilir fakat belki de “travesti” sıfatını iftiharla yazıyordur bu “et sektörü.”
Vahim mesele bu kadar zannediyorduk lakin değilmiş. Eğer işittiğimiz doğru ise sektördeki son aylarda ki yoğunlaşmanın altında İran’ın “mut’a nikâhı” nedeniyle kontrolsüz bir şekilde ve “dindar devlet” eliyle büyütülen fuhuş sermayesinin önemli bir katkısı olduğu konuşuluyor. Denilen o ki, mut’a nikahı sebebiyle “komşu ülke” şehirlerinin sokaklarında “başıboş veled-i zina” dolaşıyor. Doğal olarak; bu “veled”ler erkekli kızlı gruplar şeklinde, “sahipsiz fuhuş objeleri” olarak “tatlı et sektörü”nü beslemeye devam ediyor. İddia o ki son bir yıldan beri, belki de İran ile Suriye cihetinde tutuştuğumuz “örtülü savaş”ın ardından “Persiyan fuhuş sermayesi,” ülkemize yönelmiş durumda… İstanbul’da durum hangi boyuttadır bilemeyiz lakin Başkent kaldırımlarındaki bu densiz, bu pervasız et bolluğu İran arsızlığından olsa gerektir.
Şimdi soralım: Ahlak zabıtası ya da Emniyet’imizde bu “ayıplı iş”e bakan birim, her kim ise onlar, ne yapar? Amirler, müdürler veya memurlar, el kadar sabi sübyanın, masum çoluk çocuğun, arasında oyun oynadığı sokak tezgâhındaki bu yüz kızartıcı manzarayı neden görmez? Kartvizitlerde yazılan isimler, her ne kadar sahte ise de telefon numaraları gerçeğin ta kendisi… Polis ve zabıtanın, bu kepazeliğe dur demek için elini kıpırdatmamasının, bilmediğimiz bir nedeni varsa “acar Maliyeciler” ne duruyor; neden bu “et esnafı”nın kapısını, müşteri kılığında çalıp vergi tahsiline gitmiyor ve hazinenin zararına sebep oluyor. Yoksa kapıyı çalıp vergi tahsilini yapıyor da biz mi bilmiyoruz? Nedir işin aslı? Cevap bekliyoruz.
***
DEVLET RİCALİNE AÇIK PUSULA
Sayın büyüklerimiz… Yukarıda, yüzümüz kızararak özetlediğimiz “kaldırım manzarası”nı kendi gözlerinizle görmeniz için zatı devletlilerini, günün herhangi bir saatinde GMK Bulvarı’nda yürüyüşe çağırma nezaketsizliğini gösterecek kadar dertli bir küçük kardeşinizin çığlığını duysanız arzusunu taşıyorum. Nereye gittiği belli olmayan bu vehamete el koyup bu necip milletin nesillerini korumak, hususunda siz, elbette hepimizden daha duyarlısınız; bunu biliyoruz. Zatı devletleriniz, bunu yapacak ahlâki yapıya ve kararlılığa sahip vatan evlatlarısınız. İşte bu itibarla millet artık harekete geçmenizi bekliyor. Lütfen bitirin bu iş…
***
Seydahmet Karamağralı

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
  Subscribe  
Bildir

Benzer Haberler