Bir Milyon Yıl Kadar Önceki Hayat

Turgay Alkan
Turgay Alkan

Latest posts by Turgay Alkan (see all)

Şimdi hep beraber gözlerimizi kapatalım ve zamanımızdan bir milyon yıl önceye, eski taş devri başlangıcına dönelim: Gezegenimizde zeki bir yaratığın, yani insanın yaptığı tek bir ize bile rastlayamıyoruz burada. Bu çağda yeryüzünde en çok rastlananlar kamışlıklar, su bitkileriyle dolu kaynaklar, sarmaşıklar, kayalıkların yer yer böldüğü geniş ormanlıklar.
Bu uçsuz bucaksız vahşi dünyanın gerçek oturanları hayvanlardır. Binlerce ve binlerce renkli böcekler, bitkilerin köklerinde kaynaşmakta ya da hırfçın hırçın havada uçuş maktalar. Yüksek dağlar arasında ya da kaynaklarda her türlü sürüngenler birbirleriyle mücadele etmekte. Bunların çoğu dev vücutlu yaratıklar.
Büyük filler ya da eski gergedanlar gibi beş metreden yüksek memeli hayvanlar büyük çatırtılarla sık bitkileri ezerek kendilerine yol açmakta ve yeşillikler içinde arkalarında geniş izler bırakmaktalar.
Fakat insan nerede? Onu bulabilmek için daha uzun boylu aramamız gerekmekte herhalde. Çünkü o nadir ve yalnız başına yaşayan bir canlı olmalı. Öteki yaratıklardan pek hoşlanmadığı için ağaçları daha az yüksek, diplerindeki otları ve dalları daha az sık olan ormanlıkları tercih ediyor olsa gerek.
İşte, en sonunda bunlardan birisini buluyoruz. Fakat heykeltıraşlara ilham veren o sportmen ve muntazam vücutların dedesini tanımakta bir hayli tereddüt ediyor ve güçlük çekiyoruz.
Önümüzde küçük, tıknaz, basık alnının üzerinde bir tutam saç bulunan, geniş yayvan burunlu, kalın dudaklı, başı sanki devamlı olarak bir şey arıyormuş gibi ileriye uzanmış, seyrek sakallı ve bütün vücudu kıllarla kaplı bir yaratık görüyoruz karşımızda.
Görünüş bakımından, bütün öteki hayvanların yanında daha aşağı durumda olduğu belli biri bu. Kendisini soğuktan koruyan tüylerinden çoğunu kaybetmiş olmalı. Yalnız iki ayağı üzerinde yürüdüğü için dengesini daha kolay kaybedecek gibi bir durumu var. Yürüyüşü de pek yavaş. Gerçekten de çok beceriksiz ve sendeliyerek ağır ağır yürümekte. Maymunlar gibi ayak parmaklarıyla artık dalları yakalayamadığından ağaçların üzerine tırmanmakta bir hayli güçlük çekmekte. İnsan bu mu şimdi?! İnsanın inanası gelmiyor. Olamaz fakat olmuş işte.
Tam onun insan olduğuna inanıyor ve bir iki kare resim alalım diyoruz. İlk resmimiz, uzaktan ve tüm vücudunu gösteren bir kadraj olsun. Basıyoruz deklanşöre. Klik! Patlayan flaş, bizimkini tedirgin etmeye yetiyor hatta çok korkutuyor. Ve gözlerini kamaştıran ışığın etkisiyle ciyak ciyak bağırarak kaçmaya başlıyor. “Korkma korkma!” diye sesleniyor ve biz de arkasından koşuyoruz.
Biraz sonra, bir mağara deliğinden içeri dalıyor. Biz mağara kapısına varıp merakla içeri bakmaya çalışıyoruz. İçeri karanlık. Bir şey görmenin imkamı yok…
Biraz sonra arkamızdan bir ses; “Neden rahatsız ettiniz onu?” diyor Arapçaya yakın bir lisanla ya da Arapçanın bir diyalektiği.
Dönüyoruz. Bu sefer şaşırma sırası bizde. Çünkü karşımızda sizin bizim gibi bir insan. Biraz kızgın, güldü, gülmedi arasında bir suret.
“Hasortukos Maymunu…” diyor. “Adını öyle koydum. Biraz hasta. Ölmek üzereyken bulup himayeme aldım. Ama korkutmuşsunuz garibi. Bu hoş olmadı…”
Kim olduğunu merak ediyoruz ve kim olduğunu soruyoruz.
İlk kez duyduğumuz beş harfli bir isim veriyor.
Sonra da; “Adem’in oğullarından biriyim…” diyor sonra o da bizim adımızı soruyor. Biz de “Ademoğullarından biriyiz…” diye cevaplıyoruz onu.
***

Turgay Alkan

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir

Benzer Haberler