Varoşlar ve Varoşluların İsyanı

Siyami Yozgat
Siyami Yozgat

Latest posts by Siyami Yozgat (see all)

Ortalık toz duman. Bir tarafta yılların tortusunu, horlanmışlığını, ezikliğini üstünden atmaya çalışan köylerin, varoşların yoksul insanları, diğer tarafta silahların tabuların gölgesinde, çetelerin himayesinde, bir eli yağda bir ali balda yaşayan mutlu azınlık.
Yüzlerce yıldır süren bir öyküydü bu. Yoksul halk, bu ülkede her zaman ikinci sınıf vatandaş olarak yaşadı. Mutlu azınlığın inşaatını yapan “amele” bahçesinin bakımını yapan “bahçıvan” getir götürüne bakan “kapıcı” SadıkEfendi, evinin tozunu alan “temizlikçi” Ayşe Hanım benzeri Çoban Haso, Azap Memo vs… olarak. Çünkü onlar için belirlenen “yaşam biçimi” buydu. Köylerde ve şehirlerin varoşlarında özgürleştikçe şehir merkezlerinde aşağılanıyor, horlanıyorlardı.
Aradan yüzyıllar geçti. Köprülerin altından çok sular aktı. Nasıl olduysa oldu, ne olduysa oldu (ki o da ayrı bir hikaye) Demirci Mustafalar, Çoban Memolar, Balıkçı Ahmetler şehir merkezlerine inmeye, ekonominin, siyasetin baş köşelerine oturmaya başladılar. Ve hatta ülke yönetimine talip oldular.
“Siz kim ülkeyi yönetmek kim? Aman ne oluyoruz? Kalelerimiz bir bir elden gidiyor!” demeye kalmadan kendilerinden bir de başbakan, cumhurbaşkanı seçtiler, işte o zaman dananın kuyruğu koptu.
“Cumhuriyetin kazanımları tehlikede. Atatürkçülük, Laiklik elden gidiyor, uyan ey halk! Türkiye gerici bir devlet olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor!” diye yırtınmaya başladılar. Kim mi bunlar? Hepiniz tanıyorsunuz onları.
“Çağdaş yaşamı” desteklemek adına içki içmeyi modernlik diye dayatanlar, mankenleri, sanatçı müsveddelerini televizyonlara çıkartarak “ayak takımı, dağdaki çoban, göbeğini kaşıyanlar” diye halka hakaret ettirenler, “Bu ülkede biz istemedikçe hiç kimse bir şey yapamaz” cesaretini kendilerinde bulanlar…
Kısacası saltanatları ellerinden alındığı için sağa sola saldıran ülkenin seçkinleri, Türkiye’nin azgın azınlığı bunlar. Bir tek Islami değerlere açıktan saldıramıyorlar. Din düşmanlıklarını gerek siyasi gelecekleri açısından, gerekse inançlı insanların şiddetli tepkisinden korktukları için açıkça dillendirmeyenler, tuzak kavramlar atıyorlar ortaya ve sinsice, o kavramların gölgesinde milli manevi değerler saldırıyorlar. Başörtüsü en sevdikleri ve en çok kullandıkları kavram. Onlara göre halkın boş böğrü. En çok oradan vurarak halkı yıpratmaya, ayakta kalmaya çalışıyorlar.
Meydanlara iniyor, emekli subayları sivil toplum örgütlerine sokarak sivil darbeler organize ediyor, kurtuluşu askerlerin konuşmalarında, patronların demeçlerinde arıyorlar.
Hani, it kağnının gölgesinde yatar da kendi gölgesi sanırmış. Bir taraftan yargı organlarını etkileyerek iktidarı ele geçirmeye, halkı köylere, varoşlara sürmeye çalışırken bir taraftan da “Yetişin Türkiye Iran oluyor! İmdat Türkiye Malezya oluyor!” diye yırtınıyorlar. Türkiye Iran olur mu, Malezya olur mu?
İnşallah olur.
Amerikan emperyalizmine direnen, kendi markalarını üreten, nükleer bir güç olma yolunda hızla ilerleyen İran’ı küçümsemelerinin, mili geliri nerdeyse Türkiye’nin üç katı, inanç özgürlüğünün, düşünce özgürlüğünün yaşandığı Malezya’yıyı aşağılamaların tek sebebi sadece ve sadece bu ülkelerin Müslüman ülkeler olmasından duydukları rahatsızlık. Bu güne kadar Askerlerin laiklik mücadelelerini ve Atatürkçülüğü siyasi ve şahsi çıkarlarına alet edenler, darbelerin ve askeri müdahalelerin arkasına saklanarak var olmaya çalışanlar, askerler sustukça daha çok korkuyorlar. Ve onuncu yıl marşları söylüyorlar, mezarlıktan geçerken ıslık çalanlar gibi, korkularını korkutmak için. Bu güzel ülkenin nimetlerini ülkenin gerçek sahipleriyle bölüşmeye yanaşmayanlar, her gün biraz daha kaybediyor, gittikçe yalnızlaşıyorlar.
Evet Baylar bayanlar… Takke düştü, kel göründü.
Candarma dipçiğiyle, tahsildar kırbacıyla ezdiğiniz, türkülerini yasakladığınız, “kokuyorlar” diye bir zamanlar şehir merkezlerine sokmadığınız, ilaç bulamadığı için koleradan, sıtmadan, veremden genç yaşta göçüp giden, seçtiği ve çok sevdiği başbakanı darağaçlarına çektiğiniz, çocuklarını okul kapılarından geri çevirdiğiniz, başına taktığı örtüsüyle hastanelere almadığınız insanların yazdığı senaryo da işte bu. Yüzlerce yıldır hep sizin yazdığınız senaryolarda oynadı bu halk, en bayağı, en gariban rollerde.
Eh, gün oldu harman oldu, keser döndü sap döndü. Hesaplar değişti şimdi. Halkın yazdığı bu senaryoda size bu defa figüranlık düştü, insanca, hakça bölüşmeye, bu halkı ve halkın değerlerini aşağılamayı bırakacağınız güne kadar bu böyle devam edecek.
Alışın artık.

Siyami Yozgat

Benzer Haberler