Ekmekten Aştan Evvel Nükleer

Söz verdiğimiz üzere geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz…

Bakü-Tiflis-Ceyhan, TANAP, Türk Akımı… Rusya’dan, Avrupa’ya… Hazar Havzası’ndan, Avrupa’ya… Azerbaycan’dan, Güneydoğu’ya… Türkiye topraklarından geçen/geçecek enerji hatları anlaşmaları. Çevremizdeki bunca ülkenin enerji için neler yaptığını geçen sayıda aktardık. Ek olarak Türkiye’nin enerji-endüstri kapsamında neler yaptığından bir kesit aktardık. Bu yazımızda ise yurtiçi enerjiyi kontrol etmek, enerji politikalarımızdan, dışa bağımlılığın en üstteki maddesi enerjinin o sıralardaki yerini biraz aşağı çekmenin bir yolunu; nükleerin önemini aktaracağız. Yazımızda ülkelerin enerji uğruna verdiği mücadeleyi anlatmış, önemli noktalara temas etmiştik. Şimdi ise dünya üzerinde 1946’dan bu yana yeni bir tür enerji olan nükleerin, ülkeler açısından kullanımını ve Türkiye için önemini aktaracağız.
Nükleer kelimesinin geçtiği yerde Çernobil’in akla gelmemesinden bahsedemeyiz. Bundan dolayı da Nükleer Santrallere karşı çıkanlar için satırlarımızın en başına kazaları ve nedenlerini yazalım.
-1957 İskoçya (reaktör arızası)
-1979 ABD (operatör hatası)
-1986 Ukrayna (operatörlerin uygunsuz davranışları)
-2011 Japonya (9.0 büyüklüğündeki tsunami)
Buradan da anlaşıldı üzere, santrallerde yaşanan kazaların yapının kendisinden kaynaklanan sorundan ötürü değil, insanoğlunun yanlış kullanımından/hareketlerinden veya doğal afetlerden dolayı meydana geldiği anlaşılabilir. Buraya virgül atıp nükleer santrallere karşı çıkanların öne sürdükleri sebeplere de yer yer değineceğimizi belirleterek işin aslına dönelim.

Dünyada Nükleer Enerji:
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın verilerine göre 31 ülkede 441 nükleer reaktör işletme halindedir (15 Kasım 2015). Günümüzde dünya genelinde elektrik üretiminin %11’i (376,8 GWe) nükleer santrallerden sağlanmaktadır.
Bu kullanım ve yeni santrallerin kurulumu gün geçtikçe artıyor. Almanya’da veya genel anlamda Avrupa’da nükleer santrallerin kapatıldığına dair iddialar asılsızdır. Kapatılan santraller sadece kullanım süresi dolmuş olan santrallerdir.

Ülkemizde Nükleer Enerji:
Türkiye’nin nükleer tarihi 1956 yılında kurulan Atom Enerjisi Komisyonu ile başlıyor ve akabinde 1957 yılında Uluslar Arası Atom Enerjisi Ajansı kurucu üyeliği ile nükleer serüvenimiz uluslararası boyut kazanıyor. O günlerden günümüze kadar dört farklı zamanda yapılan nükleer santral ihalelerinin bir türlü sonuçlandırılamaması, nükleer enerjiden elektrik üretiminde bu kadar geç kalmamızdaki payı yüksektir. Diğer bir faktör de siyasi istikrarsızlıktır. Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923’ten günümüze kadar geçen süreçte 65 hükümet kurulmuştur ve hükümetlerin ortalama ömrü 1,5 yıldır. Büyük projeler uzun dönemli siyasi istikrara ihtiyaç duyduğundan 1,5 yıllık hükümet ömrü bu projeler için çok kısadır. Buradan hareketle Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin gerekliliği de enerji politikalarımıza olacak katkılarından anlaşılabilir.
Türkiye’nin Nükleer Tarihi:
1956- Türkiye Atom Enerjisi komisyonu kuruldu.
1976- Akkuyu sahası için yer lisansı onaylandı.
1977-1979- İhale iptal oldu.
1983-1985- İhale iptal oldu.
1996-2000- İhale 8 ertelemeden sonra iptal oldu.
2010- Türkiye ve Rusya arasında nükleer santral projesi imzalandı.
2013- Türkiye ve Japonya arasında nükleer santral projesi imzalandı.

Türkiye’de Nükleer Santraller Neden Gerekli?
Türkiye son on iki yıl içerisinde milli geliri dört kat, kişi başına milli geliri ise üç kat artarak dünyanın en büyük 17. ekonomisi olmuştur. Diğer yandan, nüfus artış hızımız hala artmaya devam etmektedir. Devletimizin 2023 hedefleri doğrultusunda; Ülkemiz, 2 trilyon dolar milli gelirle dünyanın ilk on ekonomisi arasına girmeyi ve kişi başına düşen milli gelirimizi 25.000 dolara, ihracatımızı 500 milyar dolara çıkarmayı hedeflemektedir. Ancak unutulmamalıdır ki büyüyen ekonomiler beraberinde enerji talebini ve özellikle elektrik tüketim talep artışını da beraberinde getirmektedir. Ülkemizde elektrik tüketim talebimiz ortalama olarak ekonomimizin büyüme hızından daha fazla gerçekleşmiştir. Elektrik tüketim talep artışında Türkiye, dünyada Çin’den sonra ikinci sıradadır!
Büyüyen ekonomi, elektrik tüketimi ve nüfus yapısı karşısında enerji arzına bakıldığında enerji ithal bağımlılığımız % 72’dir. Bu oran gelişmekte olan ve en önemlisi hedefleri olan bir ülke açısından yüksektir. Kısacası bu oranın düşmesi, yani dışa bağımlılığın azalması için içerideki kaynak sayılarının artması ve üretim/kaynak çeşitliliği gerekmektedir.
Türkiye 2023 yılına kadar iki nükleer santrali işletmeye almayı üçüncüsünün de inşaatına başlamayı ve böylece nükleer santral seçeneğini enerji üretimine dâhil etmeyi planlamaktadır. Böylece neredeyse tamamı ithal edilen doğalgazın yerine nükleer santralleri elektrik enerjisi üretiminde kullanarak enerjide dışa ve fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı azaltmayı, enerji kaynak çeşitliliğini artırmayı ve sonuç olarak enerji arz dengesini sağlamayı hedeflemektedir. Bu bağlamda ülkemiz, 2023 yılındaki elektrik kurulu gücünün en az %10’unu, elektrik tüketiminin de % 17’sini nükleer santrallerden, karşılayacaktır. Akkuyu ve Sinop nükleer santrallerinin işletmeye alınması durumunda yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımız maksimum düzeyde kullanılmaya devam edecek olup doğalgaz ithalatında yıllık olarak 7,2 milyar dolarlık tasarruf gerçekleşecektir.

Dünyanın tüm gelişmiş ülkelerinde ve hatta petrol ve doğalgaz zengini ülkelerde dahi nükleer santraller bulunurken, 1957 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına üye olan Türkiye, Rusya Arasında Akkuyu Sahasında Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma’yı onaylayarak ilk kez nükleer santral projesini uygulamaya koymuştur. Diğer yandan Sinop’ta Nükleer Güç Santrali kurulması ve işletilmesi için 3 Mayıs 2013 tarihinde Japon Hükümeti ile Hükümetler arası Anlaşma imzalamış 2015 yılı içinde de meclis onayından geçmiştir.
Kuşkusuz nükleer santraller ülkemiz için sadece elektrik üretim tesisleri değil, aynı zamanda sanayi, tıp ve tarımda da uygulama alanı bulan teknoloji yoğun bir sektör olup önemli istihdam imkânları sunmaktadır. Nükleer santrallerin inşası ve işletilmesi esnasında bu projeden birçok sektör doğrudan ve dolaylı olarak olumlu yönde etkilenecektir.
Şuan ki yenilenebilir enerji potansiyelimizin tamamı kullanılsa bile 2023 yılındaki elektrik tüketim miktarının ancak yarısı karşılanabilmektedir. Nükleer santraller baz yük santrallerdir, günün 24 saati çalışır. Rüzgâr, güneş ve hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji kaynakları iklim ve meteorolojik koşullara bağlıdır. Konum olarak ülkemizin her türlü mevsimsel iklime sahip olması bu anlamda yenilenebilir enerji için farklı alanlarda saha imkanı da sunabilmektedir fakat nükleer santrallerin kapasite faktörü % 90 civarında iken, güneş ve rüzgar santrallerinde bu oran en fazla % 20 civarındadır. Yeni nesil nükleer santrallerin işletme ömrü 60 yıl iken bu, rüzgâr ve güneşte 15-25 yıl civarındadır. Ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanıldığı santraller nükleer santrallere göre çok daha fazla alan kaplamaktadır. Tüm bu bilgiler dahilinde ülke içinde kaynak oluşturma açısından nükleer santrallerin kurulması, üretimin çeşitliliği bakımından da yenilenebilir enerjinin de kullanımı faydalı olacaktır noktasında millet olarak kanaat getirebilirsek sorun kalmayacaktır.
NOT: Büyüyen ülkelerin sadece enerjide değil, arzu edersiniz ki her konuda çeşitliliğe ihtiyacı vardır. Misal imparatorluklarda insanın dahi çeşitliliğine ihtiyaç vardır. Evet bu bir sorun değil bizzat devlet tarafından ihtiyaçtır. Bu minvalde mesele; meseleye ne yönde baktığımızdır.
Her şeyin doğrusunu Alim olan Allah bilir.

SERDAR TOPUZ

Benzer Haberler