Dün Bugün Yarın Katmanı

Y. Kemal Bozok
Y. Kemal Bozok

Latest posts by Y. Kemal Bozok (see all)

“İstikbaldeki Dünya” resmimiz diyebileceğimiz çeşitli makaleleri okuyan dostlarımızdan biri, dedi ki: “Batılılar şöyle yaptı/yapacak; Yahudiler böyle yaptı/yapacak diye bir dolu komplolardan söz ediyor ve yenilerini öngörüyorsu da… Ve bu bağlamda her şey iyi hoş da… Bütün bunlara karşı bizim görevimiz nedir? Ne yapacağız/yapmalıyız? Öylece, durup olanı biteni izleyecek miyiz?”

Elbette durmayacak ve izlemeyeceğiz. Neyi, kimi, nasıl, niçin, ne zaman, nerede? Vs… “Tarih ve biz!” veya “Biz ve Gelecek!” köprülerinin başında durup bir temel tespit yapmalıyız. Durup etrafımıza baktığımızda millet ya da soy olarak bir eksilke karşı karşıya olduğumuzu anlamaktayız: Öylece izlediğimizin gerçek anlamını ve henüz izlemediklerimizin hayatımıza nasıl etki edeceğini bilmiyoruz ki… Bu eksiği tamamlamadan, alınacak önlemler yanıltıcı olabilir kanatimizce. Hatta geçmişte oldu. Defaatle hem de… Pelesenk olan “Yanıldık” itirafı da onun eseri…

Daha önce, bir makalede yazmıştık ve mealen demiştik ki bir yerinde: Karşıdakiler çift hatta çok katmanlı düşünmekte ve kat kat hayatlar biçimlendirmekte. Ve kavimlerin, bina ettikleri çok kırıklı aynadaki başka başka görüntülere inanmasını istemekte… İnanan inanmakta. İnanmayanlar için kat, katman ve aynadaki kırık sayısı tekrar tekrar çoğaltılmakta. Ta ki herkes inansın diye…”

Onlara “Binbir surat” deyimi kendilerinin tarifidir aslında. Hatta bidayette İblis’i tanımlar.

Aklıma gelmişken, örnek olsun diye yazayım: Diyor ki Roma Sezarlarının en ünlüsü Jül; “Tüm kadınların kocası, bütün kocaların karısıyım!”

İlk duyanlar için soruyorum: Ürperdiniz değil mi? Aklınız almadı, bunun nasıl bir şey olduğu şekillenemedi kafanızda. Çünkü bu tarif, insani değil; aslında Şeytan’ın tarifi. Ki onun için kadınlar da erkekler de ıslak rüya görür ve ihtilam olurlar. Her iki cinsin rüyalarına giren de tektir ve o da çift eşeyli mahluktur: Mel’un! Ya güzel bir kadın ya da yakışıklı bir erkek olarak…

Lafı şuraya getirmek istiyorum: Biz Turkuvazlar, ne Jül’ü anlarız, ne de Şeytan’ı… Ne kırık aynalara bakarız ne de Binbir surat’ın aslında bir tek suret olduğuna, diğerlerinin benzeş siluetler olduğuna basar kafamız. Fotokopi makinalarını da biz icad etmedik. Bize kalsa mümkün değildi.

Çünkü biz, tek katmanlı bir kavmin mensubuyuz ve de dünyada nevi şahsına münhasır, bitek milletiz. Öyle ki beden ve ruh ayrımını bile kavradığımız söylenemez. Spritüalistik tarikatlar bize yabancıdır. Dışarıdan sokuşturmadır. Bu tür sokuşturmaların da diğer katlarına sirayet edemeden inandığımız için, “Anlatsana tarikatının özünü bana?” sorusunun cevabını verenimiz de yoktur Mistik takılanlar arasında. Aklıma geldi: Biliyorsunuz Sultan Galiyev’i değil mi? Bizim adam, samimi ve sonuna kadar inanmış bir enternasyonalist Komünist lakin inandığının tarifine bakar mısınız; “Milliyetçi ya da Milli Marksizm…” Yani başta Maks’ın karşı olduğu bir anlayış biçimi yada anlayamayış kalıbı.

Bunca laf kalabalığını şunun için yaptım güzel İbrahim’im: “Karşımızdakilerin hangi katmanıyla muhatabız?” sorusunun karşılığını bulmak için evvela, bizimle görünenin bir sanal katman olduğunu anlayacak düşünce katmanlarına erişmemiz lazım. İşte, bir türlü bunu fark edemiyor ve her seferinde “Aldatıldık!” demenin hayal kırıklığını yaşaya yaşaya şu kadar imparatorluk, şu kadar devlet, bu kadar beylik kurduk. Lakin her seferinde aldatanlar dilimizi yaktı. Yine yakıyorlar, yine yakacaklar…

Haftalar sonra söyleyeceğimi şimdi söyleyeyim: İnsanlık bir “Sızıntı Dini”nin Müntesipleri aslında. En kötüsü ise bu dinin “En Samimi Müntesipleri/Bağlıları” ise biz Türkleriz. Ayıp değil; çünkü tek katmanlı bir genetiğe sahibiz. Bu durum safdilliğimiz ama salaklığımız sayılmamalı. Hatta Hakk nazarında yegane ruh zenginliğimiz desek daha doğru olur. Tabii ki bu manevi zenginliğin dinamiğiyle Müminleşmekteyiz; sadece İslam’ın Müminleri değil tarih boyunca girip çıktığımız her dinde bile milletimiz Münafık olmamaış. Zira lügatte yok bu tarif. Sadece iki kavrama aşinayız: MÜMİN ve KAFİR… Ara bölge bulunmaz bizde. İkiyüzlülük ve Münafıklık, milletimizin mesleği olmadı hiç bir zaman. Onun için her dini dolaşa dolaşa geldi atalarımız Son Din’e. Gelmeyenler de kaldıkları dinde Türklüklerini kaybettiler, orada kalmanın gereği olarak. Lakin unutmayalım ki şu buyruk da bizim için; “Mümin, bir sokulduğu delikten, ikinci kez sokulmaz!”

Şu an… İki istikbal durmakta önümüzde…

YA: Bir değil belki bin kere sokulduğumuz delikten son bir kez daha sokulacağız: Sızıntı Dininin çakma “Mouminleri” olarak, maddi yönden çok zenginleşecek ve Fakirin sözünü ettiği 17. İmparatorluğun “göreceli/çakma” sahipleri olacağız. (Burada not: Korkmayın, gerçeği asla fark etmeyecek ve yaşadıklarımızın hakikat olduğuna samimiyetle inanacağız. Hakikati ta, ölümün bir tık öncesinde fark edecek ve geride kalanlara “şom haberi” verme şansımız olmayacak…)

YA DA: Münafık katmanlarını fark edecek, “Sizin, binbir suratlı matruşkalarınızı darmadağın ederiz ulan!” deyip ayaklanacak ve sonu belirsiz bir savaşa gireceğiz. O durumda: Yüce Allah, yardım edecek: Ve Vuruşa vuruşa madden ve manen kazanacak, salt hakikate ereceğiz. Veya yine Yüce Allah, yardım edecek: özlediğimiz imparatorluk medeniyetini vuruşa vuruşa burada değil başka bir alemde kuracak, şehit olarak manen kazanacağız.

Haydi bir seçenek daha açalım, bize 15 Temmuz gecesini yaşatmış olan koçyiğitler hatırına… Kadir olan Yüce Allah, istikbalin yol başında, yardımını esirgemeyecek ve ikinci seçenekten bir 15 Temmuz ve ardısıra bir 16 Nisan daha çıkartacağız.

Çıkarttık ya abi!

Şey! Fakir bir tekerrür daha umuyor da… Sadece şehadet adına… Çünkü hayıflana hayıflana, yeni bir ortam bekleyenler var da… O anlamda yani… Ama Rabb’imiz bir daha darbe, terör ve savaş yaşatmasın diyelim yine de.

***
Soralım son olarak; “Yukarıdaki seçeneklerden hangisindensiniz; hangi yol uyar size?”

En sonunda vereceğimiz haberin hulasası: İki yolun yolcusuyuz: İki yol da bizi dünyanın yeni Amerika’sı yapmaya aday… Önümüzdeki zamanlarda birinci yol bu dünyamızı çok zengin edecek. Ama devletimiz bir Sızıntı devleti, dinimiz bir Sızıntı dini olacak. Bugünlerde bu yolun taşları döşenmekte. Eğer diyorsanız ki (Bizim Turgay Alkan’ın dediği gib: “Abi, dünyanın yeni Amerikasının sahibi olalım da içimize kim sızarsa sızsın!” diyorsanız gözünüz aydın olsun! Aslında Turgay da haklı, bu devrin Amerikası da bir Sızıntı Devleti değil mi? Kesinlikle evet…

İkinci yola gelince… Fakir inanıyorum ki bu yol da aydınlık ve yeni devrin Amerikası da değil, onun çok ötesinde bir başka ve tür olmayan bir Adalet İmparatorluğu… Fakat ikinci yolun taş döşeyeni de yok, namzet yolcuları da. Yüce Rahman’a ağır varmasın ama Fakir ve Fakirin kardeşleri… Artık bize de 17. İmparatorluğu, Kun Medeniyetini, ve İnsanlık 3.0 vs. şehadet sonrasında gideceğimiz ülkede kurmak düşecek inşallah! Bir kardeş endişe etmiş Fakir’in durumundan da demişti ki; “Abi, seni de kaybetmeyelim Aytunç abi gibi!” Sadece ben değilim bu durumda olan. Sayın ki tüm DD Haber yazarları. Ve kardeş platformlarda yazıp çizen herkes. Daha da genişletelim: Kafirlerin ve Münafıkların karşısında duran herkes “Yangında İlk Yakılacaklar…” listesindeyiz. Rahman razı olsun! Ee, gam değil kendi adımıza! O kardeş arkamızdan, “Uyarmıştım Ahmet abiyi dinlemedi ve yazık etti kendine…” demez inşallah. Diyemez de zaten zira onun da yangında ilk ateşe atılacaklardan olmama gibi bir senet taşımadığını biliyoruz Ama dese de haklı, tek başımıza kalsak da ikinci yola devam. Diyor ya Uzun Adam; “Giydik kefenimizi!” İşte o kadar…. Haydi Allah rast getire!
***
Devam edelim: Dendi ya ilk paragrafta; “Allah, bizi bunları izleyelim diye göndermedi öyle değil mi? Nasıl bir farkındalık oluşturmamız lazım bunca analiz sonrası.”
Yukarıda dendiği gibi önce kendimiz fark edelim. Sonra bakarız ki en az kendimiz kadar bir cirmle farkındalık oluşturmuşuz. Kartopu büyür ondan sonra. Dediğimiz gibi yukarıdaki tertipte duayı unutmamak lazım. Ama “Dualarımız nasıl olmalı?” diye sormak da gerek. “Dualarımızda ruhumuza kast etmiş bunca satanistlere yer verecek değiliz herhalde” O da kolay! Diyordu ya ünlü şair: “Nefes aralarımızda hu hu lara karışsın aminler.” Tıpkı onun gibi… Beyaz güvercinler gibi sakin, keskin bakışlı kartallar gibi kanı kaynayan! “Böylesine planların ve kehanetlerin oluştuğu/oluşturulduğu dünyada Allah’ın askerlerinin görevleri nelerdir?” diye soruyu çeşitlendirmek de var. Ve… “Tek derdimiz tüm bu pisliklerin içerisinde temiz kalmaya çalışmak değil değil mi?”
İki derdimizden birincisi hatta ilk görevimiz; “Temiz kalmak!” İkinci sıradaki derdimizdir başklarına yardımcı olmak; görevimiz değil ama… Endişeye mahal yok! Temiz kalmak, bulaşıcı bir sağlık devinimidir. Kesinlikle çevresine bulaşır. Ya Vedud, Ya Vedud, Ya Vedud… Her şeyin hakikatini ancak Yüce Allah biliyor.
***
Tarihe işaret eden bir not burada; “Konuyla alakasiz ama birde Pelasglar diye bir medeniyete rastladım. Haklarında da arastırma yaptım. Ama detayli bir bilgiye ulaşamadim. Tarihte cok esrarlı medeniyet ve topluluklar var olmuş. Acaba ayrı bir başlık mı açsam bunun için?” diyorum, bir makale… Ha unutmadan! Yakında “3.Yahudi HİKSOSLAR”la başlayacağız sözünü ettiğimiz kayıp kavimleri de anlatmaya.
Lakin çıtlattık, iki çift laf edelim burada da: Arnavut (ve hatta Helen)lerin köken ırkı sayılan Pelagslarla alakalı… Onlarla aynı genetiğin sahibi olan çağdaş Etrüsklerle de… Ve Hatta Keltler de bir ucundan Anadolulu. Hani demiştik ya ABD Seçimlerinin arefesinde; “Bu seçimleri kim kazanırsa kazansın,; kazanan, Yozgatlılar olacak!” diye… Hatırladınız mı? İşte Palesgler de Etrüskler de Keltler de Anadolulu. Bunlardan Keltler ise Bozoklu yani Yozgatlı. Kurdukları devletin başkenti de bizim köyün komşusu, Büyüknefes köyü… Ne demişti Koca Fatih, İstanbul’u Fethettiğinde? “Nihayet Truva’nın öcünü aldık!” İşte, bu behemehal öğrenmemiz icabeden tarih! Yani dün katmanı. Bugün katmanının içindeyiz. Ve ardından yarın katmanına preksiyon tutmak zorundayız. Hiç olmazsa üç katmalı düşünce üreterek anlamaya çalışmalıyız hakikati, bir nebzecik.
Hakikati, yalnızsa Tek Hakikat Olan (cc.) bilir!
***

Yusuf Kemal Bozok/D.D Haber

Benzer Haberler