Evlilik Bilgeliği

S. Karamağralı
S. Karamağralı

Latest posts by S. Karamağralı (see all)

Evlilik Hayatında Cennete Yolculuk
Karıncaya sormuşlar: “Dünyanın en kolay arkadaşlığı hangisidir?” diye. Bizim kara bilge, bu soruyu cevaplamada hiç zorlanmamış ve hemen; “Evlilik…”demiş. “Peki,”diye devam etmişler. “Dünyanın en zor arkadaşlığı nedir?” Cevap yine zorlanmadan çıkmış, Karaoğlan tekrar “Evlilik…” diye karşılık vermiş. İlginç değil mi? Ya da aranızda, kara bilgenin verdiği cevaplara itiraz edeniniz var mı? Öyle sanıyorum ki yoktur zira sorulara verilen karşılıklar, el hak doğrudur.
Hep düşünürüm; “Acaba dünyada, iki aynı cevabın soruları birbirine taban tabana zıt olan başka bir durum var mıdır?” diye… Sanıyorum ki yoktur ama evlilik denen ve dünyanın en yaygın arkadaşlığı sayılan yaşam biçimi, ne gariptir ki bağrında kimi zaman aşkı, kimi zaman nefreti yan yana taşıyarak gelmiştir günümüze. Bu hayata başlangıç her ya da çoğu zaman aşkla olur fakat aşkın arkasında potansiyel olarak nefret duygusu da hazır durur, pusudadır, fırsat kollar. Başka arkadaşlıkları etkilemeyecek “çapraşık davranışlar” evlilik arkadaşlığını anında zedeler, yaralar hatta ölümün eşiğine getirir çoğu vakit de öldürür. Bu yanıyla evlilik, dünyanın en naif ve kırılgan birlikteliği sayılır; dirilmesi de kolay olur, ölümü de…
Yazılmamış bir anayasası vardır veya olsa gerektir evliliğin ancak bu anayasa öğle bir kanun ve kaideler zinciridir ki en ince ayrıntıya kadar inmiş, en gizemli ve karanlık koridorlara sızmıştır ki geride kural koymadığı bir tek nokta bırakmamıştır. Yaşanabilecek en imkânsız sorun husule geldiğinde o naif anayasada karşılığını bulamama imkânı yoktur; böyle durumlarda o gizli kitap; “ Hay Allah! Ben bu konuyu yazmayı unutmuştum; en iyisi siz, bu meseleyi yaşanmamış addedin! “ Yok böyle bir şey! Kitap hiçbir zaman susmaz en çetrefilli meselelerde bile diyeceğini der zira yazacağını yazmış ta baştan hazırlamıştır.
Aşk için “ delilikten bir parçadır” derler eski zaman bilgeleri… Fakat… Dedik ya evlilik bir paradoks / ikilem birlikteliğidir; bu itibarla delilikten bir cüz olan gönül mesleği yani aşk heybesinde mantık taşır, ortaya çıkıp da asli makamına / gönle yerleştikten sonra heybesinin düğmelerini çözer ve mantık destelerini usul usul çıkartır, raflara dizmeye başlar. Gariptir bu dizilişte de bir mantıksızılık hakimdir; istif, büyükten küçüğe doğru ya da küçükten büyüğe doğru olmadığı gibi renklerine, kokularına, yaşlarına veya bir başka benzer özelliklerine göre olmaz, karmakarışıktır. Bu yanıyla nerede ne tepki vereceği / verdireceği meçhuldür. Bir bakarsınız; “ Bu iş tamam!” dediğiniz anda, aklınızdan geçen bu tespitinizden öyle bir alınır ki bir anda karanlıklara karışır yok olur gider. Tam tersi de olur, sizi evlilik masasına oturtur. Aşk oyununda çok dikkatli olmak gerekir, bu dikkat “kılı kırk bin” yarmanın adıdır ancak yine bu dikkat, asla sonucu belirlemeye de kâfi gelmeyecektir, her an her şey olabilir zira çıkılan ya da girilen yol bir nevi sürprizler yoncalığıdır; bol ve bereketli…
Aşk gibi evlilik de aşırı özen ister çünkü titizlik, evliliğin olmazsa olmazıdır. Satranç oyunu gibi… Adımlar, karşılıklı ve birbirine melodik bir uyum içinde atılmazsa oyun ilerlemez, durur ve biter; geride ne vezir kalır, ne şah ancak atlar ve filler asla yok olmaz. O atlar, sizi tırnakları altında ezmek için ensenizden soluğunu eksik etmez ve sonsuza kadar koşar da koşarlar ve siz, onlardan asla kaçamazsınız. O filler ise kurduğunuz her zücaciye dükkânının kapısından içeri dalıp tepişmek için fırsat kollar ve siz, hayatınız boyunca asla kurtulamazsınız fil tehdidinden…
İnsan o ki… Paradokslar içinde en uyumlu hayatı kurabilme yeteneğine sahip, belki de tek canlıdır. Zira kendi derinliklerinde dilemma bir çatı çatılıdır yani insan, her duruma uyan bir yan üretebilir deruni atölyelerinde yeter ki, önüne hayatın en anlamlı ve elzem amacını koyabilsin: Mutluluğu… İnsanın, insan ömrünün, insani ilişkilerin, arkadaşlıkların en nihayetinde evliliğin en çok hak ettiği ödüldür mutluluğa ulaşmak ve mutlu kalmak. Zaten evliliğin başka bir amacı yoktur ki tek amaç mutluluktur. Dünyanın bu ezeli arkadaşlığı başladığı, andan itibaren kişinin kanına girdikten sonra bir aç ve obur virüs gibi serseri bir formatta dolaşır kan damarlarında; “ Mutlu ol, mutlu ol!” diye diye… Dedik ya, onun ne başka bir bildiği ne de bir başka amacı vardır; tek amaç, yeter ki sen “Mutlu ol !” Olamazsan, ilişki biter, hepsi bu…
Yazar Mehmet Oruç, “Günümüzde Evlilik” başlıklı makalesinde, bakın neler söylüyor? “Günümüzde, manavda meyve seçerken bile hassasiyet gösteren gençler, es seçiminde aynı hassasiyeti göstermiyor. Bu sebeple; “Kadıköy’de evlenip Karaköy’de boşananlar” çok; dört yıl flört ettiği kişiyle evlenip dört ay geçinemeden soluğu mahkemede alarak; “Şiddetli geçimsizlikken boşananların sayıları her geçen gün artıyor. Bunun için evlilik konusuna akıl ve mantık da katılmalıdır. Ana-babanın tavsiyelerine, çevredeki aklı başında kimselerin sözlerine de kulak verilmelidir. Bir de, günümüzde “diploma evliliği”ne çok rastlanıyor. Bu tür evlilikler, ya yürümüyor ya da “mecburen, mecburiyetten” yürütülmeye çalışılıyor. Yuvayı yapan dişi kuştur. Evlilikte hanımefendiler “yuva yıkıcı” değil, “yuva yapıcı” özelliklerini unutmamalılar. Anahtar kelime fedakârlık… Anahtar cümleyse şu: “Küçük şeylerle mutlu olmasını öğren ve silgini büyük tut!”. Tek başınayken mutlu olabilen kişinin mutluluğu evlendiğinde paylaştıkça artar. “Sevda Masalı” ve “Biz Evleniyoruz” türünden televizyon programları sadece reyting amaçlı şeyler. Bu tür evliliklere “vitrin evliliği” demek lâzım… Vitrinde sergilenen emtia ne kadar kalıcıysa, böyle evlilikler de o kadar kalıcı olur. Günümüz gençlerinin önemli bir kısmının depresif, intihar düşünen, hâlinden şikâyetçi, problemli, mutsuz, huzursuz, bunalımlı, psikolojik bakımdan dengesiz ol¬malarının sorumlusu biraz da bu tür programlar olsa gerek… Söz konusu programlarda genellikle tartışmalar, atışmalar, kapışmalar, kıskançlıklar, agresif özellikler konu ediliyor ve reyting yapıyor. Bu programların en faydalı tarafı, aklı başında evlilere eşlerinin kıymetini bilmeyi veya fark etmeyi öğretmesi… seyre¬denler genellikle şu itirafta bulunuyorlar: “çok şükür son derece mantıklı ve doğal yollarla yapmışız eş seçimimizi! Böyle maskaralıklara düşmemişiz! Evlilik insanı hamlıktan çıkarıp pişiren, mayalayıp şekillendiren, derli toplu hâle getiren bir kurumdur. Bekârlık sultanlıksa, evlilik imparatorluktur. ABD’de 1950’lilerde boşanma oranı %15’ti, sim¬di %55’i geçti… ABD yönetimi, üniversiteleri, aile kurumunu ve evliliği yaygınlaştırmak İçin devamlı yönlendiriyor. Çünkü evlilik dışı faaliyetler tarihte birçok süper gücü bitirmiş, tarih sahnesinden silmiştir.”

Bu kanalda, biraz da, içinizde dolaşan o “şirin virüs”ün bitevi fısıldamalarına, “ Mutlu ol da mutlu ol!” kodlamalarına dikkat çekmek hatta o arzuya küçük bir katkıda bulunmak muradıyla yazılar kaleme almak niyetindeyiz. Anafikir olarak dememiz o ki; “Ne olur; ey insanlar, acilen evlenin ama sadece mutlu olmak için… Böylesine ulvi bir amaç için kurulan, insanoğlunun Adem ve Havva ile başlayan ilk birlikteliğinin cennetten izler taşıyan koşutluğundan şeytani nefret ve ifridi düşmanlıklar üretmek için değil. Sizler mutlu olun ki, bizatihi mutluluğun kendisi bahtiyar olsun; mutlu olsun ki, çevrenizdeki her şey ama canlı – cansız her şey saadete gark olsun; âlem sevinsin Yaratan razı olsun. Kim, daha ne ister?”
O hâlde mutluluğunuz daim olsun, aşkınız hiç bitmesin!
***
Seydahmet Karamağralı/D.D Haber

Benzer Haberler