Her Gün Yeni Bir Heyecan

M. Akif Sancaktar
M. Akif Sancaktar

Latest posts by M. Akif Sancaktar (see all)

Daha çocukluk döneminde başlayan sıkılganlık sebebiyle sürekli arayış içindeyiz. Dikkat çekici yeni bir oyuncak hevesi başımıza ne işler açtı böyle.
Delicesine sahip olmayı istediğimiz kumandalı arabanın kaç gün sürer tutkusu?
Yokuş çıktık, hız yaptık, yarış yaptık, takla attırdık, kaza yaptık, seslendirdik vs. artık bütün özelliklerini öğrendik yaşadık. Birkaç gün. Belki de birkaç saat. Sonra?
Artık gözümüz görmez o oyuncağı. Heyecanı kalmamıştır. Şimdi sırada başka bir oyuncak olmalı. Merakla, heyecanla bizi kendisine çeken yeni bir oyuncak olmalı.
Bu yeni ve yeniden arayış döngüsü ömrümüzün sonuna kadar bitmeyecek. Ve bu süreçte hayat sona doğru engellenemez bir akışla geçecek. Yaş ilerledikçe oyuncaklar, heyecanlar farklılaşacak.
Hiç bitmeyen bu arayışın kaynağı nedir? Ne olabilir? Neden?
İlklerin heyecanı nasıl oluşuyor? Zihnimizdeki oyun nedir? Kendimizi kontrolsüzce kaptırdığımız oyun, nasıl oluyor da bu kadar güçlü bir çekim gücüne sahip?
Cevabı zihnimizin özelliğinde saklı. Beynimizin en belirgin özelliği…
Hiçbir şey yapmadan cansız bir cisim gibi durması mümkün değildir. Durağan olması mümkün değil. Mutlaka yeni fikirlerle ilgilenmeli. Yeni yöntemler öğrenmeli. Farklı problemlere çözüm üretmeli ve keşfetmeli. Beyin ölümü gerçekleşmemişse her insan, uykusunda dahi, üretmeye devam etmektedir. Ve insan bu süreçte yönlendirici olma becerisi geliştirerek seçici malzemeler kullanabilirse beyin, durmadan işlemeye devam eden bir fabrika olarak, malzemenin durumuna göre işler, üretir ve geliştirir kendisini. Olgunlaştırır.
Bu noktada zaman olgusuna da değinmekte yarar var. Geçmiş ve gelecek değil kastımız. Yalnızca yaşanılan ‘an’ itibariyle kontrol edebildiğimiz ‘yaşamak’ dediğimiz şu ‘an’.
Geçmişten gelen tecrübe ve gelecekte olacakları planlama becerisini yok saymıyoruz elbette. Sadece konumuz şu an o değil. Konumuz sadece şu ‘an’.
Görsel, işitsel, dokunsal neredeyse sınırsız sayıda uyaranların hücum ettiği şu an beynimiz her şeyi perdeleyerek veya otomatik cevap vererek bize ait yönlendirme komutuyla şekil vermeye çalışıyor üretimine. Mesela şu an bu satırları yazarken düşündüklerimin ötesinde farklı farklı algılamalarla başka başka fikirler üretiyorsunuz. Az sonra; tamam, bu kadar yeter, birazda başka bir konu olsun isteyecek beynimiz. Belki bir şarkı, belki tv, belki dışarı çıkıp yürümek…
Her seferinde arayış sürecek. Bilgi, şekil, cisim, senaryo, olay, ses, heyecan…
Israr etsek, zorlamak istesek aynı konuda sabitlemeye. Verim düşer. Defolu ürünler üretir fabrika. Hatta stop edilmiş motorda gaz pedalına basmak gibi anlamsız, etkisiz olur. Öyleyse ilgi duyduğumuz konulara, meşgul olmaktan sıkıldığımızda alternatif konu başlıkları belirlemeliyiz. Ve işte kontrolümüzdeki zaman, bu belirlediğimiz, yönlendirdiğimiz zaman değilse, taklitlere başvuruyor beynimiz. Yapay meşguliyetlerle günü kurtarma süreci yaşanırken daha çok eğlenmek, oyun oynamak ve oyalanmalarla köreliyor fabrikamız.
Yaratılışı, yaratılanları, üretilen fikirleri, kurguları, oyunları anlamak üzere yaşamaya devam ediyoruz. Son nefese kadar böyle olacak. İlk nefes ile son nefes arasındaki oyunların toplamına derece belirleyebilmek adına, son nefesten önce şekil verebildiysek ne mutlu.
Alternatif konu başlıklarına örnek olması için bir mektup paylaşarak konuya nokta koyalım.
Alternatif oyun mu deseydim?
Bu mektup Osmanlı Devletine ihanetten suçlu bulunarak 21 nisan 1821 yılında idam edilen Patrik 5.Gregorius’un Rus Çarı Alekxandr’a yazdığı mektup. Fener Rum Patrikhanesinden yazılan istihbarat mektuplarından biri. Bu mektuplarla istihbarat sağlanarak kışkırtılan Rumlar 1820-1821 yıllarında Mora yarımadasında isyana kalkışır. Binlerce Türk öldürülür. 2. Mahmud ayaklanmayı bastırır ve tahkikat sonucu bu mektuplar Patrik 5.Gregorius’un evinde bulunur. işte o mektup.
” Türkler’i maddeten ezmek ve yıkmak; mümkün değildir. Çünkü: Türkler; çok sabırlı ve dayanıklı insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefis (onur) sahibidirler. Bu özellikleri ; dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, geleneklerinin kuvvetinden, padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine itaat duygularından gelir.
Türkler: zekidirler. Kendilerini; doğru yola sevk edecek liderleri olduğunda da daha da çalışkandırlar. Gayet; kanaatkardırlar. Onların bütün meziyetleri: hatta kahramanlık ve bağlılık duyguları; geleneklerine olan bağlılıklarından ve ahlaklarının kuvvetinden gelir.
Türkler’i yıkmak için: önce bağlılık duygularını kırmak ve manevi bağlarını parçalamak gerekir. Bunun da, en kısa yolu: milli ve manevi değerlerine uymayan, yabancı fikir ve davranışlara, onları alıştırmaktır.
Türkler; dış yardım kabul etmezler. Haysiyet duyguları, buna engeldir. Eğer; geçici bir süre görünürde kuvvet ve kudretleri varsa da; Türk’ler mutlaka dış yardıma alıştırılmalıdırlar.
Maneviyatları sarsıldığı gün; Türkler’i kendilerinden şeklen çok kuvvetli, kalabalık ve güçlü kuvvetler önünde zafere götüren; asıl kudretleri sarsılacak ve o zaman Türkler’i yıkmak, mümkün olabilecektir.
Bu nedenle; Osmanlı Devletini yıkmak için, yanlızca savaş meydanlarındaki zaferler yeterli değildir. Ve hatta; yanlızca bu yolda yürümek, Türkler’in gerçekleri anlamalarına neden olabilir.
Yapılacak iş; Türkler’e bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki tahribatı tamamlamaktır. ”

Mehmet Akif Sancaktar/D.D Haber

Benzer Haberler