Rum ne? Biz kimiz?

Makalelerimizi sizden gelen sorular üzerine bina etmenin yararı birden fazla. Her şeyden önce, ortaya bir makale çıkıyor. İlaveten, bir ihtiyacı karşılıyor… Sonra da umuma şamil oluyor. Tabii Fakir de dua alıyor. Daha ne olsun!
***
Bu nedenlerle geleneğimizi sürdürüyor ve size Sevgili İlker Aydın’ı tanıştırmak istiyorum. İlker, Avrupa’dan; yani Türk Diasporasına mensup ve Batı’da doğdu. Bu yüzden, kendi tarifiyle “Bozuk Türkçe…”yle tekellüm ediyor; diyeceğiz ama hiç de öyle değil. Bu nedenle; “Özür diliyorum.” Demesini kabul etmiyoruz. Ve hemen ardından gururla duyuruyoruz ki İngilizce, Fransızca ile beraber üç dil konuşuyor. Dördüncü dil olarak; “Bana, ne tavsiye edebilirsiniz?” diye soruyor Fakire. Dediğine göre “İngilizce dili bir gün hakimiyetini kaybedecek.” Bize göre de… “Ve onun yerine sizce hangi dil, Dünya’nın baş dili olacak?” diye önce bana, sonra size soruyor. Ne dersiniz bu soruya, cevap olarak?

Ve diyor ki İlker, soruma gelince diyerek: Kuran’ı Kerim’de Rum suresinde; ‘Rumlar kazandığı zaman sizler de sevineceksiniz!’ diye yazıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” diye soruyor Fakire… Hem de kendisi için değil bu sorusu; bizi takip eden bir garip insan adına…
***
Ve sıra bizde; başlıyoruz, Sevgili İlker’in sorularına cevap vermeye; tabi dilimizin döndüğünce… “Dördüncü dil olarak bana ne tavsiye edebilirsiniz ?” soruna karşılık sana Arapça ve ona bağlı olarak Osmanlıcayı öneririm. Ancak asıl öğrenmen gereken dil Siberce olmalı. Yani bilgisayarın yazılım dilleri: Java, Si, Si Plas Plas, Android ve benzeri dijital diller. Devam ediyor İlker: “Sizce hangi dili Dünyanın baş dili ola bilir ?” Dünyanın 21. Yy’dan itibaren asıl dili “dijital dil” olacaktır. Zira bu dil, kavimlerin anlaşmasında doğal dillerin önemini sıfırlayacak gibi ilerlemekte. Çok yakın bir gelecekte, mesela on yıl sonra (2025’ten itibaren) küçücük bir dijital aparat (telefon gibi) tüm insanların anlaşmasını çocuk oyuncağı haline getirecek kanaatindeyim.
Bu nedenle klasik dil öğrenmelere vakit harcamak anlamsız dense yalan olmaz. Sadece Kur’an’ın ve ecdadımızın dili hariç… Zira Kur’anın dili ibadetin ve ruhun lisanı sayılır. Onun yerini hiçbir dil tutamaz. İkinci sorusunda Sevgili İlker: Kur’an’ı Kerim, Rum suresinde; ‘Rumlar kazandığı zaman, sizler de sevineceksiniz!’ diye yazıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” diye sormakta fakire.
Sevgili İlker! Söz konusu Sure, zamanındaki Bizans ve Pers/İran savaşlarından söz ediyor. Buna rağmen, asla eskimezliği nedeniyle Kutsal Kitabın değişmez ayetleri, günümüze de ışık tutacaktır elbette. Buradan hareketle şöyle söylenebilir:
Haddızatında Rum, diye bir kavim yoktur. Rum yani Rumen ya da Rom veya Roman ırk adı değil bir mensubiyettir. ( Amerikalı misali…) Yani Rum, Romalı anlamına gelmekte… Zamanında Roma, Bizans değil Novo Roma/Yeni Roma olarak biliniyordu. Daha sonra Bizans’laştı. Bu adı, yakın zamandaki tarihçiler taktı ona. Galiba Avusturyalı biri…
Bizans’ta yani Doğu Roma’da toplanmış onlarca kavim, o zamanlar, kendi tabiyetleri ile değil Romalı olarak anılıyordu. (Osmanlı misali..) Ya da kısaca Rom… Arapça söylenişiyle ise Rum. Bu Rumlar içinde külliyetli miktarda “Paralı Asker” de vardı. Bu paralı askerlerin neredeyse tamamı, Türk soylu kavimlerden müteşekkildi. Zira paralı askerlik yani “Lejyoner”lik, Türklerin ezeli mesleğiydi.
Şimdilerde Avrupa’da çalışan gurbetçiler gibi. Onlar da durumu iyi olan ülkelere çalışmaya gidiyorlardı. Ve tabii ki oralarda da en iyi bildikleri işten yani askerlikten para kazanıyorlardı. Bizans’ta çalışan “Gurbetçi” Türk Lejyonerlerine Türkoslar/Türkomanlar/Kumanoslar/Kumanlar gibi adlar veriliyordu. Ve Türkoslar umumiyetle o zamanlar boş olan Anadolu’nun, işinin ehli muhafızları olarak istihdam ediliyorlardı.
Ve bu arada, neredeyse hepsi, Orta Asya’daki basit inançlarını terk etmiş ve Ortodoksluğa dönmüşlerdi. Bu Ortodoks Türkoslar, komşu Arap ve Acemlerin gözünde Rum’du. Daha sonra onların istihdam edildiği Anadolu coğrafyası da Rum olarak anılmaya başladı.

Türkoslar da Rumi oldular. Ve gün geldi Doğu Roma, Anadolu’da da yıkıldı. Doğudan gelen Müslüman Selçuk Türkleri, Rum diyarını ele geçirdiklerinde, burada kendileriyle aynı dili konuşan Anadolularla yani Rumlarla karşılaştılar. Ondan sonra onlar oldu Rum ve onların yeri yurdu oldu Rumeli…
Selçuk Türklerinin, Rumlarla ilk karşılaşması Malazgirt Savaşında olmuştu. Savaşın ilerleyen saatlerinde Diyojen’in ordusundaki Türkoslar, kendileriyle aynı dili konuşan Alparslanlıların tarafına geçerek savaşın kaderini değiştirmişlerdi.

O sırada ve ondan sonra Türkos Rumları ile Selçukluların araları çok iyi oldu. Tarihler, Anadolu’ya giren ilk askerlerin. “Akça pakça Rum kızları”yla evlendiklerini duyuruyor zamanımıza. Hatta daha sonraları da iki toplumun, birbirlerinden kız alıp verdikleri yazılı.

O halde yine de soralım: O Rumlara ne oldu? Zaman içinde pekçoğu, Selçuklu kardeşleri gibi Müslüman oldular. Olmayanlar da (Mesela Karamanlisler gibi) derin bir hata sonucu, Cumhuriyetin ilk yıllarında, Yunanistan’a yollandılar. Hem de zorla. Zira gittikleri yerin Yunancasını bilmiyor, Türkçe konuşuyorlardı. İbadet dilleri dahi Türkçeydi. Zavallılar Mübadele adı altında, Yunanistan’ın nüfus ihtiyacını karşılamak için gurbet ellere yollandılar.
Mübadeleden sadece İstanbul Rumları hariç tutuldu.
Neden?
Çünkü onlar Türkos değil Grek soyluydu da ondan. Anlıyor musun derin oyunu?
Bu arada, unutmadan: Zamanında Osmanlı dahi onların menşeini biliyor ve Anadolulu Rumların yani Türkos Rumlarının kaydını farklı tutuyordu.
Mesela onlara “Kafir” demiyordu; “Kefere” diyordu. Onlar arasından devşirmeler yapıyor ve devşirme kütüklerine baba adı olarak “Abdullah” yazıyordu. Balkanlardan devşirenlere böyle davranmıyordu ama.
Sevgili İlker… Gelelim İlker’in Rum Suresi ile ilgili sorusuna… Diyorsun ki kardeşim: ” Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”
Ne düşüneyim İlkerciğim? Elbette işin aslını, Aliym olan Allah biliyor. Ama yine de birkaç cümle düşelim, konu ile alakalı olarak.
Şu anda da yaşadığımız bu toprakların adı Rumeli… Bu durumda biz de Rumeli’de yaşayan Rumiler yani Rumlar oluyoruz. ( Mevlana Celaleddin RUMİ misali…) Ve ne yazık ki Perslerin de içinde yer aldığı bir dolu “Yedi Değil Yetmiş Bin Düvel Kafiri”yle halihazırda “ölümüne” savaşıyoruz.
Tıpkı Kutsal kitabın buyurduğu gibi önce (Yüz yıl evvel) yenildik. Şimdi yenme sırası bize geldi. Ve biz, hızla yaklaşan zaferin sevincini büyüte büyüte devam ediyoruz yengimize. Yani Allah bizimle! Yani Kur’an bizim. Yani Rum Suresi, galiba bizi ve nihai zaferimize işaret ediyor: İnşallah diyelim. Yüce Allah ne murad ederse öyle olur. Ve hakikati yalnız O bilir. Biz bilmez yalnızca tahminde bulunuruz. Var kal sağlıcakla Sevgili İlker ve Avrupa’ya ve oradaki “Gurbetçi Rumlar”a Rumelili Rumların selamını söyle. Dualarımızla…
***
Ahmet Yozgat/D.D Haber

Benzer Haberler