Yönelme Zamanı

Gençlik döneminin önemi anlatmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz…

1-KENDİNİ TANIMAK
2-YARATICIYI TANIMAK
3-HAYATIN GAYESİNİ BİLMEK

Gençlik demenin bize neyi çağrıştırdığını iki kelimeye sığdırmaya çalışsak öyle zannediyorum ki ‘’YÖNELME ZAMANI’’ tam oturaklı bir tanım olurdu.
Peki bu yönelme nasıl olmalı? Başlangıç nedir?
Yönelme zamanını başarılı kılacak en önemli etken ‘’Kendini tanımak’’, ardından ‘’Yaratıcıyı tanımak’’ olacaktır. Buradan hareketle daha sonra ise ALLAH’ın bize verdiği nimetler arasında en büyüğü olan ‘’Hayat Nimeti’’nin veriliş gayesini bilmek, anlamak lazım gelir.
Şüphesiz her varlık her hareketi bir sebep üzere yapar. Yaratılışında şüphesiz böyle bir sebebi, gayesi vardır. Tanımları böylece kafamızda belirledikten sonra örneklemeyle konuyu açıklama gayretine düşelim…
Farz edelim ki bir adam, tecrübeli bir tüccara gelse dese ki ‘’ben bir iş yapmak istiyorum bana bir iş tavsiye eder misin?’’. O tecrübeli tüccar yeni başlayacak olana elbette ki tavsiyeler sunar:
-Şu iş var, senede 1000 kazanırsın
-Şu iş var, senede 3000 kazanırsın
-Şu iş var, sende 5000 kazanırsın…
Bu işi yapacak adam şüphesiz en çok kazanacağı işi tercih eder. Ancak unutulmamalı ki her karı büyük olan işin sermayesi de büyüktür! Bu bilinçle işe yeni başlayacak adam gibi kendimize bir yol çizelim. Soralım kendimize, sermayemiz ne kadar? Şu işi yaparsak karımız çoktur ancak sermayemiz bir diğerine yetmekte diye noktamızı belirleyelim.
Kainatta ki bütün beşeriyet, hatta bütün varlıklar tek nüshadır. Kainatta yaratılan iki şey, kaderi de dahil olmak üzere bütün varlığıyla-yokluğuyla aynı olsaydı bunlardan biri gereksiz, lüzumsuz olurdu! Kainatta her şey şüphesiz farklılık üzere yaratılmıştır. Hayat macerasına göre çöpün bile bir kaderi vardır. Kader dışında hiçbir varlık ve hal yoktur. Buna göre hiçbir insanda birbirinin aynı değildir.
İnsan yaratılış itibariyle ‘’iki sıfat’’ haricinde ALLAH’ın tüm sıfatlarıyla yeryüzünde var olunmuştur. Bu iki sıfatın ilki ‘’beka sıfatı’’, ikincisi ise ‘’halik sıfatı’’dır. Bu iki sıfata göre ALLAH dışındaki tüm varlıklar fanidir ve ALLAH’tan başkada ilahi irade sahibi yoktur. Buradaki ilahi irade tanımıyla ileride bahsedeceğimiz iradeyi adı üzere karıştırmamak gerekir. Her şeyde ilahi irade vardır fakat belirlenen kadere göre ‘’kader-i mutlak’’ dışında insanın kendi iradesiyle gerçekleşen birde ‘’kader-i muallak’’ vardır. Eğer tüm varlıklar Allah’ın ilahi takdiri üzerine yani sadece kaderi mutlak ile yaratılmış olsaydı o vakit böylelikle cehennemin varlığı da abes, lüzumsuz olurdu. Bu noktada birde kaderi muallakta var olunmuştur ki böylelikle bazı şeyler insanın kendi iradesine bırakılmıştır. Tüm bunların üzerine insanoğlu muallak olan kaderi vesilesiyle yaptıklarından sorumlu tutularak bir sınava tabii olunmuştur.

İnsanın annesinin, babasının kim olacağı nerede, nasıl doğacağı vs. ‘’kaderi mutlaktır’’. Bunlardan dolayı da hiçbir kula ne bir mükafat vardır, ne de bir ceza vardır. Ama insanın istemesiyle olan şeylerin tamamından yani ‘’kaderi muallaktan’’ ise insanın kendisi sorumlu tutulmuştur. Dikkat edilmesi gereken husus şudur ki; kaderi mutlak olan şeyler yani ALLAH’ın takdiri ile olan şeyler insanın lehineyse(zengin bir ailenin çocuğu olmak gibi) o insan o dereceye göre sınıflandırılır ve ona göre hareket etmek durumundadır. Tam tersine takdiri ilahi aleyhteyse o insanda ona göre durum teşkil etmek durumundadır. On milyon zekat veren biriyle, beş yüz bin zekat veren birini örnekleme alırsak. Takdiri ilahı olarak zengin olan bir tüccar yüz milyonluk servetinden, on milyon zekat vermesiyle gereğini yerine getiremeyebileceği gibi fakir bir tüccar ise bir milyonluk servetinin yarısını vererek gereğini yerine fazlasıyla getirmiş olabilir. Burada önemli olan verilen miktar değil, toplamdan verilen paydır. Zekat borcu gibi mesuliyette ALLAH katında, takdiri ilahi üzere oluşan durumda, O’nun kuluna verdiği nimetler kadardır. Bundan dolayı hiçbir kulun ALLAH katındaki hesabı aynı değildir!

Bunun dışında Allah’ın bize farz kıldığı ibadetler konusunda ise namazın kaç vakit olduğu, nasıl kılınması gerektiği bizlere açıklanmıştır. Zekatın mala göre ne kadar verilmesi gerektiğinin belli olması gibi…
Bu ibadetler belirtildiği gibi yerine getirildiği takdirde kul eksik mi yaptım şüphesine kapılmadan kendin emin olabilmektedir. Ancak cihat ibadetinin nasıl ve ne derecede yapılacağı hususunun bir ölçüsü olmadığından kul bu ibadeti yerine getirirken ne kadar ve nasıl cihat ederse ALLAH katında beraat edeceğini bilemez durumundadır. Cihat için gereken sağlığımızı elbette ki ölçemeyiz, cesaretimizi ölçemeyiz, merhamet duygumuzu ölçemeyiz ama bu durumlarda cihadın başarı sermayesidir, her başarı izafi olduğundan buna göre beraat ölçüsü de durumun neticelerine vakıf olmakla mümkündür.
Mesela iki ordu düşünelim ki savaş halindeler biri galip diğeri mağlup. Lakin galip ordunun sadece kendi şartları galibiyetine yetmeyecektir. Düşmanın ya da rakibin şartları da direk olarak onun galibiyetinde rol oynar. Yeri geldiğinde galip ordunun karşısına, mağlup ordudan daha güçlü bir ordu çıkmasıyla o galip orduda mağlup duruma düşeceğinden, kendisinin durumu kadar karşıdakinin durumu da onun rolünü belirlemiş olur.

SERDAR TOPUZ / DERİNDUNYA MEDYA

Benzer Haberler