Bir Başlangıç Yapmak

Siyami Yozgat
Siyami Yozgat

Latest posts by Siyami Yozgat (see all)

“Aşk ile çıktık yola… Her gün bir yerden göçmek ne iyi… Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş! Dünle beraber gitti cancağızım… Ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…”
Mevlana’nın bu güzel sözleriyle “Bismillah!” diyerek başlayalım yazıya.
Beni tanıyan tanımayan tüm gönül dostlarına merhaba!
Ustaların ustası Ahmet Yozgat’ın sevgiyle ellerinden tuttuğu, yüzlerine baktığı, gözlerinden öptüğü insanların yanında olmak güzel bir duygu benim için.
Bu yüzden, Serdar kardeşim; “ağabey sizi de aramızda görmek istiyoruz ” dediğinde, İleri yazı ailesine katılmak için çok fazla düşünmedim.
Gıyaben de olsa Abdülhakim dostumu, M.A.Sancaktar kardeşimi ve diğerlerini tanıdıkça daha çok seviyorum.
Her görüşmemizde, konuşmamızda heyecanım daha çok artıyor, Cağaloğlu’nda, gazete köşelerinde sabahladığım gençlik günlerime gidiyorum.
Hissediyorum güzel şeyler olacak. Sosyal Medya dünyasında çok yeni, çok etkili projelere imza atacağız birlikte.
Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.
“Siyami Yozgat kimdir, necidir, neler yapar?” diyenler olacaktır mutlaka.
Zaman zaman ve yeri geldikçe sizlere kendimi daha iyi anlatmaya çalışacağım.
Yaş elliyi geçince hayat hikâyesi de eskiyor tabi. Bu yüzden sizi fazla yormayacağım, çok değil biraz gerilere giderek başlayacağım anlatmaya.
Yazmaya, çizmeye tutku ile bağlandığım, Babıali sokaklarında iş aradığım, gazetelerin beton zeminlerinde, altıma gazete sererek yattığım günlere…
Yıl bin dokuz yüz yetmiş sekiz. Çalakalem siirler dizdiğim, öyküler yazdığım günler. Ve karikatür tutkusu ki sabahlara kadar cebelleştiğim fırçayla, ‘tarama uç’la…
Gazetelere dergilere yazılar yazıyor, karikatürler çiziyorum o günlerde. Yaz tatillerinde İstanbul’un yolunu tutuyorum. Yaşım on yedi, bilemediniz on sekiz. “Çaylak” dergisi var o zamanlar “bizim” kesimde. Ve Hergün gazetesi adına bir mizah dergisi çıkarmaya başlıyoruz. Adı “Zühtü.” O günlerde çok moda olan “samanlıktan kaldıramadı samanı” türküsünden mülhem.
Dergi kısa zamanda çok tutuluyor. Yirmi, yirmi beş sayı sonra sessiz sedasız kapanıyor. “Balyoz” adlı bir dergiye başlıyoruz, onun ömrü daha kısa oluyor.
Artık kendi dergimizi çıkartmanın zamanı geldi diyoruz, Bugün Türkiye’nin en büyük çizerlerinden ve çocuk edebiyatçılarından biri olan Ahmet Yozgat’la -ki dayım olur- Türkiye çapında bir mizah dergisi çıkarmaya karar veriyoruz. Hazırlıklarımızı yapıp Ankara’nın yolunu tutuyoruz.
“Kahkaha” adlı bir mizah dergisini yayın hayatına sokuyoruz. Yıl bin dokuzyüz yetmiş sekiz. Türkiye’nin en karışık olduğu dönemlerden biri ve ben henüz yirmi yasımdayım.
Maddi imkânsızlıklar içinde ama mutlu ve umutlu. Maslarımızdan biriktirdiğimiz paralarla Türkiye çapında bir dergi başlatmak…
Düşünmek bile zor bugün.
Baskı günü geldiğinde Sanem matbaasında, kâğıt yığınlarının üstünde sabahlıyorum.
Bizim sevincimize, hayallerimize ve ideallerimize kimse sahip çıkmıyor.
Ancak üç sayı dayanabiliyoruz ve dergiyi gözyaşları içinde kapatıyoruz.
Türkiye Çocuk Dergisi başlıyor…
Yıl bin dokuz yüz seksen ya da seksen bir.. Kulakları çınlasın, sevgili Enver Ören ağabeyimizin teklifini severek kabul ediyor ve bir çocuk dergisi çıkarmak üzere yola çıkıyoruz. Üç – beş kişilik bir kadroyuz ama çok güzel bir dergi çıkıyor ortaya. Türkiye’nin en sevilen çocuk dergisi oluyor kısa sürede. Ben de bir çizgi roman hazırlıyorum dergiye. Kahramanım; “iyilerin dostu; kötülerin, devlerin korkulu rüyası Arslan Hasan” yaklaşık iki yıl sürüyor çocuk dergiciliği ve İstanbul’a da, Enver ağabeye de “Allaha ısmarladık deyip, öğretmenliğime geri dönüyorum.
Bin dokuz yüz doksan üçte kısmetimiz bizi Almanya’ya çekiyor. Ailecek göçüyoruz. Ulm şehrinde öğretmenliğe başlıyorum.
Orada tanıştığım birkaç çizer arkadaşla birlikte Avrupa’nın ilk Türkçe mizah dergisini çıkarmaya karar veriyoruz. Bir ay içinde dergimiz bomba gibi çıkıyor. Yer yerinden oynuyor, Alman dergileri, televizyonları haber yapıyor. “Vay be Türklerin dönerden, okeyden, tespih çekmekten başka bildikleri de varmış” türünden hayret nidaları arasında.
Dergi ve gazetelere mizah ve çocuk sayfaları, hala yayını devam eden “Bizim Çocuklar dergisi, yine Ahmet Yozgat’la birlikte hazırladığım, editörlüğünü yaptığım 32 kitaptan oluşan Türkçe ve Din Kültürü ders kitapları…
Türkiye’ye kesin dönüş, yeni kitaplar, yeni gazeteler ve uğruna bir ömür verdiğim yolculuklar…
Hala aynı tutkuyla, aynı heyecanla sürüp gidiyor.
Benim yollara yolculuklara olan tutkum yıllar önce başladı.
Küçüktüm, on yaşlarındaydım. Gelen atlılara, giden yolculara imrenerek bakardım. Oysa gidecek ne bir yerim vardı, ne binecek bir atım, ne ayağımda ayakkabı. Yapayalnızdım kendi içimdeki yolları keşfettiğimde.
Büyük bir yolculuğa çıktım bir gün. Adına “hayal” denilen sırlı bir ülkenin yollarına vurdum kendimi. Varılmaz yerlere vardım, görülmez yerleri gördüm. O gündür, en büyük yolculuk gönülde yapılan yolculuktur benim için.
“Aşktan kördüğüm olduğunuzda yüreğinizin yollarına vurun kendinizi.” diyen ne güzel demiş.

Benim hayat hikâyem yollarda yazıldı hep. Karlı bir dağın başında, ıssız bir yazının ortasında. Ya da bir kör kuyunun en koyu karanlığında, yalnızlığımla baş başa kaldığımda bile yolları yanı başımda buldum hep.
Ve her yolun sonunda kendisini bulmamı isteyen birisinin olduğunu bilerek yürüdüm.
“Yollar ki aşkın şahdamarıdır.” diyor şair. Ve bilir misiniz ki yol üşür, yol ağlar geceleri. Üzerinden geçecek birilerini bekler hep.” diyor.
Bu köşeden arada bir böyle aşka gelip, aşkı ve yolları anlatacağım size. Yol hikâyeleri anlatacağım kalbinizi çizip ve kanatarak. Çevremizde kıskançlığın, hazımsızlığın, gönül kirliliğinin iyice arttığı şu günlerde, aşk üstüne yazılar yazacağım gönlümüze bir gül yaprağı bırakır gibi.
“Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona!” diyerek aşka meyli olmayanlara acır büyük Mevlana. “ Aşkla, taş yürekler bile yumuşar, yumuşar da gönül taş bile olsa mücevher kesilir. Aşk yüreklere hayat verir.” der. Bize bir yol çizer, inci zarafetinde ve güzelliğinde sözlerle. Biz de ancak “tüm güzellikler aşk üstüne kuruldu” deriz, ondan feyz alarak. “Elestü bi rabbüküm?” nidasını duyduğunda, o güzellikle mest oldu, aşka gark oldu ruhlar. Ve Adem ve Havva aşk için yollara düştü, deriz. Yunus dağları aştı, Veysel çölleri geçti… Kuyular Yusufları tuttu, balıklar Yunusları yuttu aşk ile. Aşk ile yarıldı dağlar, mağaralar aşk ile gizledi sevgilisini düşmandan Yağmurlar aşklarını denizlere sundu ağlayarak, deriz. Binip aşkın rahvan atına, yolları düşünmeden, en güzel sevgiliye doğru süreriz. “Bize yoldaş olanlara selam olsun, Geride kalanlara vah olsun!”diyerek.
Tasavvufta şöyle güzel bir adet varmış: Dervişin biri, yine bir dervişler topluluğu içerisine gelip, selam vererek oturduktan sonra, topluluk gelen dervişe “merhaba!!” yerine “aşk olsun!” dermiş. Derviş de “aşkınız cemal olsun efendim!” diye mukabele edermiş… Bu sefer topluluk; “cemaliniz nur olsun!” dediğinde, derviş “nurunuz ayn olsun!” dermiş ve böylece selamlaşma bitermiş…. Ben de sizi selamların en güzeliyle selamlıyorum.
Çıktığımız bu yolda bize yoldaş olan, bizimle birlikte aşk atını en uzak menzillere süren dostlara cümleten “aşk olsun!” diyorum.

SİYAMİ YOZGAT/D.D Haber

Benzer Haberler