DİN ve MÜZİK

Siyami Yozgat
Siyami Yozgat

Latest posts by Siyami Yozgat (see all)

Yine böyle aydınlık ama soğuk bir günde, her zamanki gibi çalışma odamda bilgisayarımın başında oturmuş, günlük işlerimle ilgileniyor bahanesiyle kendimi avutuyordum. Zaman tabii ki öğleden sonraydı.

Birdenbire dışarıdan yüksek bir ses gelmeye başlayınca, dikkatim ister istemez o yöne doğru kaydı. Birkaç metre uzağımızdaki, minareleri yaşadığım evden oldukça rahat bir biçimde görünen camiden sala veriliyordu Bu, tüm konsantrasyonumun yitmesinin yanı sıra, sinirlerimin de alt üst olmasına yol açtı; zira, doğduğumdan beri Ankara’nın en gözde ilçesinin en temiz semtlerinden sonra düştüğüm, gecekondu dönmesi ve tam anlamıyla bir getto olan bu yerleşkede her bahar aylarıyla birlikte sala verilmeye başlanıyor ve bu kışın başına kadar devam ediyordu; hem de günde birkaç kez ve özellikle sabahın erken saatlerinde ve insanın içine korku salacak biçimde, ki müezzin, ezan gibi salayı da öyle bir okuyordu ki; dinlence yerinde olmadığıma ve yurdumuza gelen yabancı konukların böylesine kuralından uzak bir okunuşu duymadıkları için Tanrı’ya şükrediyordum. İçimden de “Herhalde, “ diyordum: “Buranın insanları, ölmek için kışın bitmesini bekliyorlar. “ Öyle ya, kışın bitmesiyle birlikte verilen salalardaki artış başka neyle açıklanabilir…. Aslında açık olmak gerekirse, buraya ilk taşındığım sıralar, ortamın vahametinin ayırtına varamadığımdan ve biraz da evliliğin o esrikliğinden, verilen bu salalar oldukça güzel gelmişti ve bir yakınıma bunu övücü sözler söylemiştim; biraz da geldiğim ilçede bunları duyamadığım için. O zamanlar bu kadar çok sala verilmiyordu yada veriliyordu da ben ayırtına varamıyordum. Hem bu yerleşkeye taşındığımda, ağustos sonuydu; yani kışın neredeyse başlangıcı.

***

Oysa birkaç yıl sonra ve özellikle geçtiğimiz yıl, ezan gibi salayı da kötü okumaya başla-yan ve bırakın layıkıyla okumayı sağlayacak müzik bilgisini, kulağı dahi olmayan müezzinin sa-yesinde işin vahametinin ayırtına vardım. Bir muharebe meydanında bile bu kadar çok sala ve-rilmediğine eminim! O günde aynen öyle oldu. Ve sinirlerim o kadar bozulmuş olacak ki, hemen telefona sarılıp, Diyanet işleri’ni, ülkemizdeki dini konularda en çok güvenilen ve bu konulara akılcı yaklaştığına inanılan kurumu, aradım ve ilgili bölümü bağlattım. Karşıma çıkan görevliye kasten materyalist bir söylemle olaydan bahsedip, şikayetimi ilettiğimde, görevli, yurttaşlar iste-diği için böyle bir şey yapıldığını ve yurttaşın isteği olduğu için burnu önlemeye hakları olmadı-ğını ve eğer rahatsız oluyorsam buna katlanmam yada yaşadığım semti değiştirmem gerektiği-ni söyledi; bu kez soğukluğu aşmış ve giderek küstahlaşmaya başlayan ses tonuyla. Ve hemen arkasından ettiği sözler ise bu küstahlığına rahmet okutacak türdendi: “ Hemen arkamızda da konser veriliyor, o da önlensin o zaman. Oradaki konseri önleyemediğimize göre… “ Hemen ar-kasından, yakışıksız bir şekilde yüzüme kapanan telefonun sesi…

***

Klasik müzikle ilgilenenler başta olmak üzere civar hakkında en ufak bir bilgisi olanlar dahi bilir ki, Diyanet işleri’nin arkasında bir tek yer vardır konser verilen: BİLKENT KONSER SALONU… Ülkemizin en seçkin konser salonu olan bu yer, bir çok kaliteye hizmet etmiş ve bünyesinde barındırdığı fakülte sayesinde dünya çapında bir çok sanatçı yetiştirmiş önde gelen bir sanat kurumudur. O Diyanet görevlisinin bırakın bu kurumun yerine getirdiği işlevi anla-masını ve o ruhu kavramasını, o sanat anıtını ciddi olarak gözlediğinin bile sanmıyorum. Eğer o sanat anıtını biraz olsun gözlemleyebilseydi telefonu yüzüme çarparken söylediği sözleri etme-den önce en azından biraz olsun düşünürdü. Ve, yüce dinimizin gereklerinden biri olan ve kut-salımız olarak kabul ettiğimiz ölülerimizin ardından okunan o duaya karşı da dolaylı olarak saygısızlık etmemiş olurdu. Zira klasik müzik dinimizle kıyaslanamayacağı gibi; insanların i-nancıyla ilgili olan dinimizde bu düzeye indirgenmemiş olurdu. Ayrıca O Diyanet görevlisi, bil-meden, söylemlerinden anladığım kadarıyla bilerek, Cumhuriyetin en önemli temellerinden birini açıkça çiğnemiş oluyor: Laiklik…

Ayrıca o görevlinin bilmemesi yada görmezden gelmesi ne kadar acıdır ki, dinimiz asla ve kata müziği reddetmez. Zaten bünyesinde müziği barındıran bir dinin müziği reddetmesi kendi içinde bir çelişki oluşturur ki dinimiz kesinlikle hiçbir çelişkiye yer vermez. Hepimiz dinimizin temeli olan kutsal kitabımızın, belirgin musiki düzeni içinde okunduğunu ve o görevlinin müzi-ğe hakaret etmek için bir basamak kabul ettiği salalar için dönemlerinin saygın bestekarlarının zaman harcamak suretiyle besteler yaptığı bugün tüm dünyanın yadsıyamadığı bir gerçektir ve dinimizin unsurları, güzel bir musikiyle okunduğunda bir değer arz eder.

Ve şu kesin olarak bilinmektedir ki bir çok klasik müzik bestecisi başta İstanbul olmak üzere çeşitli İslam ülkelerini ziyaret ettikten sonra orada duydukları müziklerden etkilenip bu melodileri ya aynen yada arka plan teması olarak yapıtlarında kullanmışlardır.

Bu da, o Diyanet görevlisinin aşağılamaya çalıştığı klasik müziğin İslami temaları ne derece benimseyip içselleştirdiğinin ve bir hoşgörü dine olan İslam’a bilerek ya da bilmeyerek yaptıkları katkının en büyük göstergesidir… Benim O görevliye ricam, önündeki bilgisayarı açıp klasik müzik bestecileri hakkında biraz olsun bilgi sahibi olmasıdır. Böylece başını kuma gömüp sürekli dönüp dönüp aynı şeyleri okumaktan vazgeçer de hem hakaret ettiği bir tarz hakkında ciddi bir bilgi sahibi olur, hem de kendini biraz olsun geliştirip genelgeçer dünyaya uyum sağlamakla kalmaz; savunduğu değerlere de olumlu anlamda bir katkıda bulunur.

***

Ki şu herkesin malumudur: Ülkemizdeki bu yeni rejimin temelinde var olan sanat unsurunun temeli klasik müziktir. Tıpkı insanlarımızın inançları gibi, çağdaş ve özgür düşünmeyi ve kaliteyi bize aşılayan bu müzik türünden vazgeçmemiz olası değildir; hele bu noktadan sonra. Tabi ki inancımızı yaşayacağız ve onun gereklerini noksansız bir şekilde yerine getirmeye çalışacağız fakat bize çağdaşlığın, evrenselliğin ve özgür düşünmenin kapısını açan; kayıtsız koşulsuz halk egemenliğinin temelini oluşturan kaliteli müzik olan klasik müzikten de asla vazgeçmeyeceğiz ve tıpkı dinimize olduğu gibi onun yozlaştırılmasına ve bir takım grotesk söylemler ve eylemlere alet edilmesine de izin vermeyeceğiz… Vermemeliyiz. Aksi takdirde bizi biz yapan iki unsuru birden yitirir ve dehliz bir yaşantının içinde bir anda kendimizi buluruz; insanlıktan uzak olarak tam bir orman adamı yaşantısı sürdürmeye mahkum oluruz…

***

SİYAMİ YOZGAT/D.D Haber

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
  Subscribe  
Bildir

Benzer Haberler