KIYAMETİN ÜÇ KUTBU ve ÜÇ DİNİ (3)

1. Bölüm’ü Okumak için Tıklayınız


2. Bölüm’ü Okumak için Tıklayınız

 

 
Anti-Rex Sarışınlarının Futurist Musevilik’i

 

 

Makalenin ilk iki bölümünün ardından mesele anlaşıldı sanırız. Üçüncü Kuşağın hâkim teolojisinin Musevilik olacağı artık ortaya çıkmış durumda.  Yani ciddi bir Müslüman popülasyon barındırıyor olmasına rağmen, Güney Kutbunun  inanç dünyasında hâkim olan gücün İsrail olacağını söylemeye dahi gerek görmüyoruz. Bu Kuşağın temel inancı anlamında formatlanarak Neo-Musevizm olarak meydana çıkartılacak olan “Kıyamet Yahudiliği”nin de bir “Protestan Yahudilik” olacağını kayda geçelim. Ve öyle zannediyoruz ki…  İki Yahudi videomuzda sözünü ettiğimiz iki Yahudi anlayışının, “Aaroncu Damar”ı, Güney Kuşak Kıyamet Museviliğine bağlanmış olacak. Ancak bu Aaronculuk anlayışının, daha çok Samirist bir renk taşıyacağını da ilave edelim.  İşte, burada karşımıza,  Sarışın Planın Güney Kuşağının siyasal yapısını anlattığımız bölümde sözünü ettiğimiz Hiksosların ortaya çıktığını göreceğiz.  Bu nedenle  masa başı Museviliğine düşen “Hiksos Gölgesi”nin yoğunluğu, üçüncü inancın, ismini dahi belirleyecek gibi durmakta. Biz de bu nedenle söz konusu üçüncü kuşak inancına “Hikso-Musevizm” dersek, meselenin altını özenle çizmiş oluruz. Niçin bu ifadenin altını çizme gereğini duyuyoruz?  Çünkü söz konusu kuşağın en kalabalık unsuru olarak Hindistan’ın, temel inancı belirlemedeki  birincil hakkının korunacağını sanmamızdan ötürü… Bu bir! İkincisi ise İsrail’le Hindistan’ın tarihi birlikteliğinin önemsendiğini göstermek için… Üçüncüsü malum! Bir anda Museviliği, bir buçuk milyara çıkartarak, dünyanın en kalabalık dinleri arasında ikinci sıraya, belki de birinci sıraya sokmak için…

***

Madem Hindistan sözü geçti burada; o halde, konuya dair bir paragraflık ekleme yapalım diyoruz: Halen cari Hindistan Dininin, inanç zemini anlamında “Ruh Göçü”nün ya da Reenkarnasyon’un, her üç yapay inancın da asıl unsuru olacağı kanaatindeyiz. Yani istenirse Musevi, istenirse Hristiyan, istenirse Müslüman olunsun… Her üç inanç sisteminin de “İnsanı Tanrılaştıran” ve Ahireti inkâr eden Reenkarnasyonu, temel kült  olarak benimsemesi önerilmekte. Dolayısıyla bu durum, Kıyamet İnançlarında Cennet ve Cehennem’in adresleriyle birlikte İlahi ödül ve cezanın da ortadan kaldırılmasını gerekli kılmakta. Ve böylece insanların, Cennet’e ve Cehennem’e bu dünyada, kendi hayatları içerisinde,  kendi elleriyle oluşturacakları bir somutluk olarak  inanmaları sağlanmış olacak sanıyoruz.  Yine Hindistan’la bağlantılı olarak ikinci bir hususu da ekleyelim:  “Her üç inanç da Ezoterik ve Mistik olmak zorunda…” denmişti ya  daha önce… “Bu ifadeden çıkartılacak sonuç nedir?” sorusunun karşılığı olarak  diyebiliriz ki… Güney Kuşağın Mistizm’inin ereğinin, Hindistan ve Uzakdoğu Nirvanacılığının eseri olarak Minervatik insan anlayışı…  Kuzey Kuşağın Mistizm’inin ereğinin, Mısır ve Gnostizminin “trimejik insan” anlayışı… Orta Kuşak Mistizm’inin ereği olarak da İkinci Musa lakaplı Musa İbn-i Meymun’un İspanya’sındaki Adam Kadmonculuk anlayışı  karşımıza çıkacaktır…

Bu durakta… İbn-i Meymun demişken… Yahudi kökenli bu filozofun Mişna Tora adlı eseri de böylece kutsal kitaplar arasında katılacak sanıyoruz.  Yani Talmut, Kabala ve Klasik Tevrat yerine ise Mişna Tora…

***

Efendim… Konuya dair, bir iki noktayla kapatalım söyleyeceklerimizi: Hayata geçirilmesi ihtimalini göz önüne alarak tahminimiz odur ki… Sarışın Plan hayâldarları, Anti-Rex Döneminde Müslüman’ın Neo-İslamizm’de; Hıristiyan’ın Neo-Hıristiyanizm’de, Yahudi’nin Neo-Musevizm’de kalmasında bir mahzur görmüyorlar sanıyoruz ya da sık sık din değiştirmelerinde de mahzur yok! Nasılsa köken aynı…

Bununla birlikte, İstikbal’de “Deizm Felsefesi”nin hoşgörü ile karşılanacağı kesin!  Hatta bunun bir felsefi düşünce olarak kalmayacağını ve her üç inancın umdelerinden biri olacağını ve inancı, birer Kült  haline evireceğini iddia edebiliriz.  Ancak  plancıların, Ateizm konusunda bu kadar hoşgörülü olacağını ve inançsızlığa taviz vereceklerini sanmıyoruz…

Bir başka konu olarak… Anti-Rex zaman diliminde, bir “Kutsal Misyon”dan söz etmek mümkün lakin bir “Sivil Misyonerlik”ten söz etmenin imkânı olmasa gerek. Buna karşın, her kuşağın kendi temel yapısı içerisinde bizatihi kendi resmiyeti, önerilen inancın tebliğini, zaten yapacaktır zannediyoruz: Eğitimiyle ve İlahiyat kurumlarıyla… “Resmi ve Standart Misyonerlik” diyebileceğimiz bu durumla varılmak istenen yer ise yeni inanç sistematiğinin, yeni yeni mezhepler ve tarikatlar yoluyla tekrar çoğalmasına izin vermemek ve inançları, tek merkez inhisarıyla sıkı bir kontrol altında tutmak.

***

Her üç kuşağın ve üç dinin ibadet yerleri  meselesine gelince… Temel durumda bir değişiklik olacağını zannetmiyoruz. “Bugün olduğu gibi aynı şekilde cami, havra ve kilise var olmaya devam edecektir.” Denilebilir.  Lakin bu mekânların, yapılarında ve işleyişlerinde bir standartlaşmaya ya da  uygun tarifle benzeşmeye doğru gideceklerini tahmin ediyoruz. Standart  veya benzeşme derken… Her şeyden evvel, her üç  inancın ibadethaneleri Hıristiyanlık’taki oturma sistemine göre, yeniden dizayn edilecek olsa gerek… Yani Yeni Çağ’ın ibadethaneleri, Sarısın Ekibin kendi anlayışı içerisinde, modern yani sinema salonları gibi olacaktır herhalde.

Bu ibadethanelerde tavsiye edilen ritüeller ise Üçüncü Kuşak listesinden apartılan Transandantal Meditasyon şeklinde uygulanacak gibi duruyor. Hareketli ve yerinde duramayan bazı bağlılar içinse önerilen ibadet şeklinin, yukarıda söylendiği üzere, bir nevi zikir semahı şeklinde fiiliyata döküleceğini öngörmek imkan dâhilinde…  Yukarı da müzik demiştik. Bu itibarla yoğun bir ilahi müzik repertuarının oluşacağını tahmin edebiliriz. Her kuşağın inancında temel birer unsur olarak kullanılması muhtemel Mistik Müzik, planın uygulanmaya başlandığı yıllarda bir şartlandırma unsuru olarak kullanılmasa olmaz.

İslam ritüelleri üzerinden ibadetlere de bakmak gerekir herhalde. Kıyamet Kültünde ritüeller nasıl modifiye edilebilir: Namaz için bir nevi transa geçmek demeye getirdik üst paragrafta. Burada Hacc’dan başlayalım:  Kutsal toprakları ziyaret uygulaması, elbette birer turistik gezi anlamında olacak. Ve hacıların daha çok Kudüs üzerine yönlendirileceği kanaatindeyiz. Son yıllarda, Türk umrecilerinin Kudüs turuna, bir süre sonra Hacılarında katıldığını görürseniz şaşmayın. Merak ediyorum: Kudüs seyahati ile Mekke ya da Medine ziyareti arasındaki fiyat farkı ne kadar acaba? Kudüs’ü teşvik edecek kadar ucuz mu?  Ezan ve benzeri şekildeki gürültülü ibadet çağrılarının bir anlamı kalmayacak gibi…  Ancak üç kuşağın üç kutsal gününden söz edebiliriz: Kuzey Kuşak için pazar, Güney Kuşak için cumartesi ve Orta Kuşak için cuma…

Masa başında kotarılmış ve “Son Hakikat” yalanıyla pazarlanacak olan “Üç Kıyametist Teolojimsi Kült”’ün bağlılarının, kendilerini ilgilendiren günde ibadethanelerinde hazır bulunmaları ve rahat koltuklarına oturarak vaaz dinlemeleri neredeyse farz gibi algılanacak sanırız… Ancak bu arada,  Meditasyon yapmak veya “Zikir Seması”na durmak, elbette isteğe bağlı olmalı. Bu minvalde söyleyeceğimiz son bir cümle olarak, her üç kuşağın kutsal mekânlarına ve ritüellerine, sportif bir eyleme dönüştürülmüş Yoga’yı ve onun uygulandığı “Yoga Merkezleri”ni eklemek mümkün. Bu nedenle  mevcut spor merkezlerinin, gelecekte birer Yoga Merkezi şekline dönüştürülerek; her üç kuşakta da yer alacağına, yoğun olarak kullanılacağına ve  sık sık ziyaret  edileceğine  inanmaktayız; buna, plan yapıcıları da  şimdiden inanmak istiyor…

***

“Geleceğin Anti-Rex Dünyası”nın flu resmini tahmin ederken, Druid Başrahibesinin tezgâhında dokunan bir dehşet  planından söz ediyoruz.  Korkutucu ve ürkütücü bir plan… Hatta İnsanın  vücut kimyasını karmakarışık ve Psikolojisini altüst eden bir gelecek öngörüsü… Yeter artık! Peki,  bu durak son olsun! Daha ileri götürmeye elimiz varmıyor. O halde duralım ve soralım: Hayata geçirilme imkânı var mı bu dehşet Planının?

Burada, hemen şunu söyleyebiliriz ki asla yok! Zira 1500 yıl önce, Her Şeyin Sahibi’nin bize verdiği bir söz Kıyamet’e kadar cari.  Bu, İslamiyet’i, bizatihi Allah’ın kendisinin koruyacağına dair bir vaat…  Bu nedenle suale en sonra vereceğimiz cevabı verdik ve zinhar yok dedik! Yine de bir tahmin olarak bekleyebiliriz ki…  1.ve 3. Kuşak için planlanan masa başı inancının hayata geçirile bilineceği hususunda bir kuşkumuz yok. Kuvvetle muhtemeldir ki olabilir! Ancak 2. Kuşağın yani Müslüman Kuşak inananlarının, böyle bir yapay inancı, kendi kuşaklarına hâkim kılacaklarının oluru bulunmuyor. Zaten zurna, burada düt diyor.  Sur, burada üfürülüyor. Ve Kıyamet, burada kopuyor. Yoksa Sarışınların, Anti-Rex Planlarını tereyağından kıl çeker gibi hayata geçirecekleri neredeyse kesin… Ah! Şu Orta Kuşak olmasa…

***

  1. ve 3. Kuşağın teslimiyetçi karakteri ve edilgenliği, dünyanın geleceğinin şekillenmesinde yumuşak karın olacak inancındayız. Şöyle ki… Hıristiyanlığın ve Museviliğin köküne kibrit suyu dökecek olan bu planın, gelecekte İslam’ın hakikatinin anlaşılmasına yardımcı olacağı kanaatini taşıyoruz. Yani derler ya; “Yıkmadan bina etmek mümkün değil!” diye. Bu anlamda, planlanan “Dehşet Devri”nde, yıkılmayacak olan sadece İslamiyet’tir. Museviliğin Yahudiler, Hristiyanlığın ise Yahudiler ve Hristiyanlar eliyle yerle bir olacağı ve geleceğe hitabede bilen, dehşetzede gelecek insanlığının koşacağı ve kucağına atılacağı yegâne din olarak İslamiyet’in kalacağı bir hakikat. Bu sebeple  Druit Başrahibesinin ve Sarışın ortaklarının planları adına, endişe duydukları ve kendi adlarına, en çok korktukları inanç olarak bugün de yarın da hatta dünyanın sonuna kadar var olacak olan tek din İslam.

Kanaatimiz o ki… Sonsuza kadar var olacak olan bir başka unsur da İslamiyet’in en samimi bağlıları durumunda olan ya da olacak olan Türkler de buradalar. Ve o Türklerin, “Paranın Yeşil Kanlı Hanedanları” ile “Tanrıoğullarının Mavikanlı Hanedanları”nın, birbirlerine karşıymış gibi oynadıkları ancak benzer hatta aynı dehşet dünyasını amaçladıkları bilinen oyunu ve bu uğurda Mülkün Sahibi olan Yüce Allah’a karşı verilen savaşı, bu savaş öncesinde bertaraf etmek istedikleri “Mazlum İnsanlık Dünyası”nı ve topyekûn beşeriyet üzerine bina edilmiş olan ve yukarıdan beri söz konusu edilen Melun Planlarını da  birer elma kurdu gibi içlerinden çökertecek olmaları hususunda zerre-i miktar kuşkumuz yok. Yani Seyfullah, zamanın son diliminde de Türkler… Şükür! Ve o Türklerin,  İlay-ı Kelimetullah yani Allah’ın Kutsal İsminin yegâne taşıyıcıları olarak, ezeli kimliklerini koruyacakları da ayan beyan ortada. Tek sıkıntı, Anadolu insanının ruhuna sızsın diye kurgulanmış bir “Münafık Koçbaşı” olarak Fetosculuk’tu. Epey bir Anadolu neslinin ruhuna sızdı hem de. Lakin ona, dur dedirdi Yüce Rahman 15 Temmuz’da ve Müminleri korudu, Ümmetin gözünü açtı.

Unutulmamalı ki ne plan biter ve ne de insanımızın ruhuna sızmaya hazırlanan Sızıntı Dini mensupları tükenir… Bugünlerde onların yani yedektekilerin, Fetoscuların boşalttığı boşluğa doluşarak önce devlete sızmaya yeltendiklerini biliyoruz. Ve uyarıyoruz “Devletin Hanif Katmanı”nı;  Sabiler, sızma eylemi için şimdilerde devlet kapısında; arkasından, ele geçirdikleri devlet gücünü kullanarak topyekûn milletin ruh kapısını çalacaklar. Haşa çalmalarına gerek yok, çünkü sessizce sızacaklar. Ne olur! Defaten sokulduğu deliklerden, bir kez daha sokturmayın bu milletin parmağını. Devletimiz ve milletimiz uyanık olsun; “Din ve Dindar Kisvesi”ne bürünmüş “Sızıntı Şeytanları”ndan Ümmetin Ümmilerini korusun! İnşallah ve Evvelallah! Ve her zaman olduğu gibi gerçeği sadece Aliym Olan Allah bilir ve de her zaman onun planı geçerli olur.

***

 

SEYDAHMET KARAMAĞRALI/D.D Haber

Benzer Haberler