HAZ MEDENİYETİ”NİN İNTİHAR SÜRECİ DEVAM EDİYOR (1)

Y. Kemal Bozok
Y. Kemal Bozok

Latest posts by Y. Kemal Bozok (see all)

 

Geçtiğimiz Bayramların birinde, mahallemizde iki intihar olayı yaşanmıştı. İki genç ve aklı başında insan, kendi hayatlarına son verdiler ne yazık ki. Bunlardan biri devlet memuru, diğeri mahallenin muhtarıydı. Hemen söyleyeyim, muhtar olan bir kadındı; diğeri erkek… Her ikisinin de psikolojik sıkıntılar nedeniyle ilaç kullandığı üzerinde söylentiler sarf edildi sokak aralarında. Konuya dair bildiğimiz, bundan ibaret… Keşke… Bu insanlar, böyle değil de takdir edilen ömür sonunda; takdir edilen ecelle değiştirselerdi dünyalarını… Yine de her ikisine Yüce Allah’tan rahmet diliyoruz.

Bu küçük duyurunun arkasından geçelim asıl konumuzun parça parça görüşülmesine. Bayram dedik ya… O Bayramı’da da biz, evimizdeydik fakat yakınlarımızın ve çevremizdeki insanların epey bir kısmı, şehri terk edip tatil beldelerine indiler. Antalya başta olmak üzere güneydeki ve batıdaki tatil beldelerine…

**

Nice zamandan beri toplum yakınıyor: Bayramlar, “Bayram” olmaktan çıktı ve diğer tatil günlerinden herhangisine dönüştü diye. Doğru bir tespit… Gerçekten de insanlar, eski bayramların “Bayram Tadı”nı yaşayamıyor; yeni tatillerin “Tatil Tadı” onları, daha çok cezbediyor. Tabi, devletin de bunu teşvik ettiği ve dört günlük bayramı, allem kulem ederek, bir şekilde dokuz günlük tatile bağladığı görülüyor. Ekonomik olarak piyasanın canlanması lazımmış. Bir de Rusların siyasi sebeplerle tatil bölgelerinden elini, ayağını kesmiş olması, bayramı tatile dönüştürme noktasında bir etken olarak devleti zorlamakta. Turizmin canlanması şart ve bu bağlamda ekonominin, turistik ayağının derlenip toparlanması hususunda, bayramı tatile dönüştürmek kolay ve kestirme bir yol olarak görülüyor. Herkes, istikbale kendi penceresinden bakınca bayramların tatile dönüşmesi noktasında teşvik edici kararları almaktan ya da alınan kararları desteklemekten geri durmuyor. Çünkü ortada, pragmatik bir durum söz konusu… Bu husustan rahatsız olan, sadece dindar kesim… Bir de bayramları, eski “Bayram Tadı”nda yaşamak isteyen gelenekçi toplum yapımız.

Efendim! Konu buraya gelmişken, kendi çocukluğumuza dair bir iki cümle etmeden geçememeliyiz diye düşünüyorum. Zira biz de anılarla avunacak yaşa, ermiş durumdayız nihayette. Ah hatıralarımız ah! Doğduğumuz köyde bayramlar, başta “Beyaz Mintan” olmak üzere bir iki parça yeni elbise;  konu-komşu ve akrabayı taallukatla bir araya gelip o günün şartları içerisinde mükellef  sayılabilecek bir yer sofra etrafında, sevginin doruk yaptığı konuşmalar yapmak olarak kalmış aklımızda. Ancak yine de biz çocukların bayram keyfi, Kız erkek ayrımı yapmadan ellerimize kilim nakışlı kınalar yaktırmaktı.  Bunun yanı sıra, bayram namazının sonu ile birlikte sokağa çıkıp ev ev dolaşmak, büyüklerin ellerinden öpmek ve ödül olarak şeker toplamaktı. Bir de yüksek damlı ahır ve samanlıklara kurulan salıncaklar vardı bayram hatıralarımızda… Bayram günlerinin tüm “Hazzı” bunlardan ibaretti. Ve biz bu “Hazzı” yaşayarak büyümenin tadını hala unutmuş değiliz. Dün gibi aklımızda…

Bizim, köyde geçen yalınkat çocukluğumuzla, şimdiki zaman miniklerinin çok katlı çocukluğunu karşılaştırınca insan bir hoş oluyor. Mahcubiyetle eziyet arasında bir ikilemde gidip geliyor insan. Bizim çocukluğumuzun bayram “Hazzı” anlamında, başat yaptığımız eylem olarak, şeker toplamak kalmadı artık bayramlarda. Şimdilerde, yılda iki kere kurulan “İlkel ve Çok Kişilik Salıncaklar”ın tadı da yok. Zira her mahalle, salıncak zengini parklarla bezenmiş durumda; hem de tek kişilik… Yani buradan hareketle bizim çocukluğumuzda, bayramlardan aldığımız “Hazzı” şimdikinin çocuğunun, aynı saiklerle almasının imkânı yok. Zaten artık şeker toplayan çocuklar da tarihe karıştı. Bizim zamanımızda bir “Kırmızı kuşaklı Konya Şekeri” bir de köy jargonuyla “Cıncık Şeker” adını verdiğimiz, bildik akide şekeri vardı; üstelik kâğıtsız, kalemsiz… Yani ambalajı olmayan,  köy bakkaliyelerinde, tahta kasalar içerisinde satılan, üstü açık,  bu sebeple sineklerin binin inip binin kalktığı iki basit tat… Ya şimdi öyle mi?  Her mahallede birkaç tanesi bulunan “Avrupai Market Reyonları”nda yüzlerce şeker-şekerleme ve benzeri tatlı mı tatlı meta, çocukları cezbediyor. Bu arada, albenisi ekranlardan fışkıran televizyondaki “Damak Tadı” reklamlarını söylemeye gerek duymuyorum. Buradan hareketle bizim “İkitek” şekerden aldığımız bayram tadı, belki iki yüz katıyla çocukların, her gününde mevcut zaten. Bu durumda çocuklar için ne salıncaklar, ne şeker ve şekerlemeler üzerine, bir bayram kurmanın hiçbir anlamı kalmamış durumda.

Yukarıda, büyükler için söylediğimiz “Bayram Fotoğrafı”na da bakalım diyorum… Ne demiştik? Onlar için de bayram demek, bir iki parça yeni kıyafet ve akrabaların bir araya gelmesiyle kişi ve yemek aritmetiği anlamında, zenginleştirilmiş bir sofra etrafındaki sevgi dolu bayram sohbeti…  Hepsi bundan ibaret!  Burada bir süre durup soralım istiyorum: Geçmiş bayramlarda; büyüklerin, iki zevkinden biri olan, bir iki parça yeni kıyafet, günümüzde bir anlam ifade ediyor mu?  Bunca tekstil bolluğu, model model elbise zenginliğinde ve ağzına kadar doldurulmuş gardırop bereketinde bir “Beyaz Mintan,” bir basit pantolon ve bir çift, modası çoktan geçmiş olan iskarpinin ne anlamı var ki? Hiç… Bunun misali; bir zamanların, biraz zenginleştirilmiş sofralarının çok daha zenginleştirilmiş biçimi her akşam, bugünün evlerinde büyükleri beklemekte. Akrabaların bir araya gelerek, sevgi cümleleriyle  örülü sohbetler yapmasının imkânı da kalmamış durumda. Çünkü buna ihtiyaç yok.  İnternet ve internetin interaktif kolaylığı içerisinde, her anın paylaşıldığı platformlar ve de televizyonlar, insanlarla yeterli şekilde sohbet ediyor zaten. İsteyen için her konuyu radyo ve davnlod edilen işler üzerinden dinleme imkânı var renkli minnacık kulaklıklarla akıllı telefonlardan. Bu bağlamda  büyükler açısından eski bayramların “Hazları”nı bugünün insanına tavsiye etmek, akıl kârı bir şey sayılamaz kanaatindeyiz. Bu, varlık içerisinde yokluğu önermek gibi bir şey olur ve hiçbir mana ifade etmez. Yukarıdan beri söylediğimiz fikrin özeti, eski bir sözde sakla aslında: “Deliye, Her gün bayram…” Yani bizim eski bayramlarda çocuk ve yetişkin olarak bayramımızı süsleyen “Hazlar”ın kat be kat fazlası bugünün insanının her gününü doldura doldura gidiyor. Bu durumda; günümüz insanına, evinde otur: “Ve ağız tadıyla eski bayramları yaşa!” demek zulümden başka bir şey olmaz herhalde. Eğer bayram, hayattan “Haz” almaksa insanlar, her gün onun enflasyonunu yaşamaktalar zaten. Günümüzde, “Haz” ve “Haz Enflasyonu”nun tavan yaptığı bir hayat içerisinde insanın, eski bayramların güdük “Hazlar”ıyla yetinmeleri mümkün mü? Tabii ki hayır! O halde, insan için iki yol kalmakta: Bunlar da… İnsanların ya bayramı, hayatlarından çıkarıp atmaları ya da bayram günleri için daha ileride “Hazlar” ve “Tatlar” bulup çıkmaları gerekiyor diye düşünebiliriz sözün burasında. İnsanların hayatlarından, bayramı çıkarıp atmaları mümkün olmadığına göre, geride aynı günlerde başka hazlar bulup çıkarmak kalmakta… Aradıklarını da şimdilik tatilde bulmakta insanlar. Daha çok “Haz” ve daha fazla “Tat” için. Burada, yazının gündemine bir soru düşmekte: Ya bir süre sonra, tatilin “Hazzı” da sıradan “Hazlar” gibi bir dereceye düşerse ne olacak? İşte, problem bu…

***

YUSUF KEMAL BOZOK/D.D Haber

2. Bölümü Okumak için Tıklayınız

Benzer Haberler