İNCİRLİKTEN KAÇIŞ

Muzaffer Gonca
Muzaffer Gonca

Latest posts by Muzaffer Gonca (see all)

Yeniden şekillenen dünya milletler haritalarının gündemdeki durağı Irak ve Suriye.
Malum tüm bu formlar oluşturulurken, bu şekillendirmelere ön ayak olan, aktörleri ve figüranları belirleyen ülkeler yine bu günlerde farklı bir takım hesaplar yapmakta.

Üs’ler ve Uzaklara müdahale..

Bir devleti, dünyanın farklı noktalarındaki devletlere ya da bölgelere kendini ve yaptırım gücünü askeri ve politik olarak kabullendirecek avantaja sahip kılar.
Üssün konuşlandırıldığı ülke ne kadar kontrol altında ise üs’teki faaliyetlerde, o kadar rahat icra edilir, yani bir anlamda iyi izlenim bırakan faaliyetler üssün kullanıcısına kötüleri ise üssün bulunduğu ülkeye mal edilebilir.

İncirlik üssü 1952 yılında hizmete girdiğinde Amerika’nın ülkemizdeki varlığının simgesi oldu.
O zamanlardan itibaren üs, bir NATO üssünden çok Amerikan üssü olarak değerlendirildi.
Bunun başlıca sebeplerinden biride hiç kuşkusuz Amerikan’ nın, Arap – İsrail savaşından tutunda
Körfez savaşlarına kadar bu üsleri kendi insiyatifin de kullanmış olduğudur.

Bu operasyonlarla ilgili olarak, muhalefet ve STK’ların çeşitli dönemlerde sıklıkla eleştirileri ve protestoları olmuş konu meclise de taşınmıştı.
FETÖ yapısı münasebetiyle neredeyse Amerikan toprağına dönüşmüş bu üs, paralel yapı ile mücadele ve 15 Temmuz sonrası rutinine girmiş gözükmekte.
Reel olarak müttefik ve stratejik ortaklarımızla İncirlik konusunda son iki yıldır diplomasi dili yerine siyasi bağlamda karşı karşıya geliyoruz,
etki – tepki münasebeti sonucu ortaya çıkan durum ülkeler arası kriz olarak gündeme düşüyor.

Bu günlerde yaşananlar ülkeler bazında değil de, NATO ve NATO bünyesindeki daimi üye ülkeler ile, uyuşmayan uyuşması mümkün olmayan
çıkarlar savaşına evrilmiş vaziyette. İncirlik’te Amerikan, Alman, İngiliz, Fransız kuvvetlerinin yanı sıra DAEŞ operasyonları amacıyla üsse gelen
Suudi Arabistan uçakları da yer alıyor.
İsimlerini saydığımız askeri güçler (Suudi’ler haricinde) NATO’nun omurgasını oluşturan daimi ülkeler.
Açık olarak ele aldığımızda dünya barışına zerre katkısı olmayan
bilakis her işleyen düzene çomak sokan ve bir yaraya çevirip sonrada bu yaraya kanser teşhisi koyarak, kesip atan yani bölen parçalayan sözde dünya garantörleri.
Geçen yıl Ermeni diasporasını resmi olarak kabul eden Almanya ile yaşanan ilk İncirlik krizi sonrası bu günlerde de ikinci kriz patlak verdi.
Kartların açık oynanmaya başlandığı bu krizde Almanya, referandum öncesi Şansölyesinin arkasına aldığı muhalefet ve basın gücü ile yürüttüğü “Hayır” kampanyası gibi, yine aynı güçle üstüne Konya’daki Avacslar’ı da çekeriz restini oynuyor.

Diğer yandan bölgeye ektiği kaosu biçmeye hazırlanan Amerikan tarafı ise, ön kapıda karşıladığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a inat arka kapıdan içeri aldığı
Neçirvan Barzani’nin “Topraklarımızda üssünüzü görmek istiyoruz” teklifiyle alternatif yer aradığı İncirlik’e yeni bir şık daha eklemiş oldu.
Zaten çok daha önceleri İncirlik’i daha rahat operasyonlar yapabilmek ve Türk hükümeti ile aralarında ki izin alma durumuna son vermek adına taşımaya karar vermişlerdi.
Şimdi iş bahane kısmana geldi. Başarısız darbe girişimi ellerinde patladı üstüne referandum sonuçları da eklenince süreci hızlandırmak adına
“kaşının altında neden gözün var” siyasetiyle bu işi bitirmek istiyorlar.
Düşünün, Kıbrıs Rum kesiminde İngiliz üsleri var sadece bir kaç yüz kilometrelik mesafelerde istedikleri yeri kimseye sormadan vurabiliyorlar,
Almanya Kıbrıs’ı seçenek olarak düşünse de İngiliz hakimiyeti sebebiyle ada onlara dar gelecektir, sonuç olarak Almanlar’ ın yerleşkesi Ürdün – Umman olası seçeneklerdir.
Amerika için durum biraz daha farklı, malum Arap krallarının Amerika’ya karşı zayıflığı ve zafiyetleri nedeniyle her daim kendine üs bulabilmekte.
Yüksek bir ihtimalle muharip güç yine bu Arap krallıkları üzerinde ve Barzani’nin teklifi üzerine bu bölgede konuşlanacaktır.
ikmal – keşif amaçlı olarak İncirliğin kullanımına devam edilecektir nede olsa NATO üyesi bir ülkenin aniden terk edilmesi yanlış fikirler doğurabilir.
Hem böylece Türkler’le olası operasyon – izin diyaloğu ortadan kaldırılmış olacaktır.
Kim bilir belki de İran yada X bir ülke! üzerine yapılan hazırlıklar bir anda bölgenin en ciddi savaşına dönüşebilir bu sebeple üs’ler konusunda ince elenip sık dokunulmakta.

Hangi taraftan bakarsanız bakın Türkiye Cumhuriyeti içeride ve dışarıda bir savaş vermekte, Günümüzde insanlarımızın İzmir marşı – Mehter marşı,
II.Abdülhamid – Atatürk karşılaştırmaları ile daha çok haşır neşir olduklarını düşünürsek, 15 Temmuz sonrası yakalanan bütünlüğün kaybolduğunu ve bunun bir tesadüf olmadığını
kolayca algılayabiliriz.
İzmir’de yakalanan Pastör’den haberdarsınız, kendisinin CIA nın etkili bir ajanı olduğu ortaya çıktı. Pastör, Türkiye’de cirit atan MOSSAD, Savama, CIA , MI6, BND ve diğer ülkelere ait
hainlerden sadece birisiydi. Ancak üslendiği misyonu bu güne kadar koordine ettiği eylemler ile yerine getirdiği de aşikar. İstihbarat savaşlarının önemi burada daha çok ortaya çıkıyor.
Kendi kültürüne yabancılaşan hatta mazisi ile kavga eden toplumların da bu hainlerin tuzağına düşmesi de kolaylaşıyor.
Bakınız Çin’de 13 CIA ajanı infaz edildi, belki fazlası da tutuklandı, peki bunun için hiç kimse kalkıp Çin’e efelendi mi ? Yada Trump Çin devlet başkanını arayarak bari tutuklu olanları bize verin diyebildi mi ?
Hayır! diyemez çünkü buna gücü yetmez. Bu tip olaylarda diplomasi devre dışı kalır.
Tabiri caizse, Türkiye’de kurulu tezgahın ustabaşılarından biriydi Pastör. Bu yüzden Cumhurbaşkanı’nın ziyaretinde bizim için gündem öncelikli olarak “Teröre yatırımın durdurulmasıydı.”
Buna rağmen Pastör’ü istediler. Bizimde FETÖ’yu istemiş olmamız kanımca çok kızdırdı ev sahiplerini, çünkü FETÖ zaten Pastör’ün takım arkadaşı dolayısı ile CIA ajanıydı.
Ortaya çıkan açmaz verimsiz bir Amerika ziyareti sonucu çıkardı. Üstüne de Korumalarımızın hainleri darp etmesi eklenince kaba misafir ilan edildik.

Türkiye dünya devletleri nezdinde yalnızdır. Ne Arap krallarının methiyeleri ne de İslam ülkeleri devlet başkanlarının yarını bağlamayan sözlerinin bir geçerliliği yoktur.
İçerdeki yabancı istihbarat elemanları faal olarak sahaya inmiş ve içerden bitirme harekatları çekmekteler, Türkiye bir NATO üyesi ayrıca tarihinde işgallere ve işgalcilere verdiği dersler yoğurdu üfleterek yedirtmekte aslında amaçlarının ne olduğu belli olan devletlere…

* * * *
Eleştiri…
Suudi kralın Trump karşısındaki hallerini ve bonkörlüğünü görünce, aklıma Yavuz Sultan Selim Han’ın bir sözü geldi;
“Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni. Yatma çakal duldasında, ko yesin aslan seni.”
Kalın Sağlıcakla Vesselam ….

MUZAFFER GONCA/D.D Haber

Benzer Haberler