Tarihe Yön Veren Bir Millet; İMPARATORLUKLAR KURUCUSU

Mehmet Sarıçiçek
Mehmet Sarıçiçek

Latest posts by Mehmet Sarıçiçek (see all)

“Tarihini unutan, imparator çocuğu da olsa sefalete düşmeye mahkûmdur…”

 

Türk Milleti, kahramanlık ve teşkilatçılık özellikleriyle tarihte birçok imparatorluk ve insanlığa hizmeti esas alan bir anlayışla medeniyetler kurmuş çağ açmış, çağ kapatmış… Demiri, atı ve birçok medeniyet unsurlarını insanlığa kazandırmış… Ve en önemlisi de İslamiyet’in, Hindistan’a ve Avrupa içlerine kadar yayılmasına hizmet etmiş yüce bir millettir.

Halka hizmeti esas alan ve insanları rengine, biçimine, dinine ve mezhebine göre ayırmadan kucaklayan Türkler ve onların hâkim olduğu coğrafyalarda, her dinden ve ırktan insanlar, barış ve huzur içerisinde yaşıyorlardı. Din ve vicdan hürriyetinden yararlanıyorlardı.

Onların en güçlü olduğu dönemlerde dahi başka halklardan, başka dinlerden olan insanlara zulüm etmediğini; hoş görü ve adaletle davrandığını  tarihi gerçekler göstermekte.  Şu anda bile… Bunun en açık delili; Anadolu’da ve Balkanlar’da,  Hıristiyan ve Yahudilerin bulunması değil mi?

Onun, bu başarıyı gerçekleştirebilmesinin en önemeli sebebi, özündeki “Cihan Hâkimiyeti” düşüncesi sayılmalı. Bu düşünce, İslamiyet’le birlikte “Allah’ın Adını Yüceltmek ve İslam’ı Tüm Dünyaya Yayma gayesine dönmüştü. Söz konusu “Cihan Hâkimiyeti Düşüncesi” o kadar köklü ve kadimdi ki onların en eski destanlarında ve taşa vurulan silinmez yazıtlarında bile ifade edilmişti. Mesela, Türk fetihlerini destansı bir şekilde anlatan Oğuzname’ye göre ilk Cihan İmparatorluğu, Oğuz Kağan tarafından kurulmuştu.

Babası ile taht mücadelesine girişerek saltanata geçen Oğuz Kağan’ın ilk işi de bütün kavimlere, elçiler göndererek; “Ben, artık bütün dünyanın Kağanıyım!” demek olmuştu.

Daha sonra İstemi Han diyordu ki: “Atalarımızdan işittik ki… Budunun ayağına kadar Roma elçileri geldiği zaman bu, bizim için artık yeryüzünü fethedeceğimize delalet eder. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisin arasında kişioğlu (insanoğlu) yaratılmış ve unun başına babam, amcam Bumin ve İstemi kağanlar Tanrı tarafından oturtulmuştur!” İşte bu! Hanın ifadesinden de anlaşılacağı gibi, Türk Kağanı, İlâhî bir menşeden yani Tanrı’dan devlet kurma ve yönetme yetkisini (kut) almakta…

Kut sahibi kağan, dünyayı yönetme gibi ağır bir mesuliyeti üslenirken, insanoğlunun huzur ve refahını ön plânda tutmak zorundaydı elbette. Bu gelenek, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları zamanında da devam etti geldi. İşte bu nedenle padişahlar için “Cihan Padişahı” dendi, “Allah’ın gölgesi” “Allah’ın vekili” gibi unvanlar verildi.

Kendisiyle övündüğümüz Büyük Alparslan : “Biz, temiz Müslümanlarız; sapıklık nedir bilmeyiz. Bunun için Allah, halis Türkleri aziz kıldı!” derken takdiri şayan bir milletin mensubu olduğunu ifade etmekteydi.

Bağdat’taki İslam Halifesi, Türk geleneğine göre Sultan Tuğrul Bey’e kılıç kuşatırken ona: “Doğunun ve batının padişahı, dinin direği…” unvanını vererek yüceltiyor ve hediyesi olan kılıcı beline takıyordu. Osmanlının en büyük imparatoru Kanuni Sultan Süleyman, devlet adamlarına gönderdiği mektuplarına: “Hak Teâlâ’nın taç giydirdiği Sultanlar Sultanı Sultan Süleyman Han…” diye başlamaktaydı.

Koca Fatih Sultan Mehmet de : “Yeryüzü tek millet, İstanbul da merkez olmalıdır!” diyerek milletin ezeli düsturunu hedef yapıyordu devletine.

Örnek çok! Yaz yaz bitmez…

***

Bütün bunlar gösteriyor ki, Türk Cihan Hâkimiyeti ideali, Türklerle beraber doğmuştu. Ve onlar, Müslüman olduktan sonra da bütün canlılığı ile yaşamıştı. Tabii ki İslam dininin cihad emri ile daha da kuvvet kazanarak devam etmişti.

“Büyük gayeler insanları da milletleri de yüceltir.” denir.

Yani demek istediğim o ki… Türkler, tabiri caizse süper ligde top koşturmuş bir millet olmuştur her devirde.

Soruyoruz şimdi: “Böyle bir milletin amatör lige razı olması nasıl düşünülebilir?”

Temsilde hata olmasın… Bir futbolcuyu düşünün… Bu futbolcu, talihsiz bir şekilde sakatlandığından ya da zaman içerisinde veya yaşlandığından dolayı, eski başarısını kaybetse tutup onu amatör kümede oynatmaya kalsanız. Ve “Ee, artık sen, buna razı olmalısın!” deseniz.

O, bu kadere razı olur mu ya da ne kadar razı olur? Ya mutlu olabilir mi?

Tabi ki olamaz!

Böyle bir durumda… Doğru olan, o oyuncunun eski başarısını yakalaması için çabalamak ve futbol hayatınca süper ligde top koşturmasını sağlamak olmalı.

Son söz olarak… Tarihte kurmuş olduğu büyük imparatorluklarla kavimlerin kaderine yön vermiş; insanlığın dinde, bilimde, sanatta şekillenmesine hizmet etmiş bir millete; “Sen geç de… Şu arkadaki köşeye otur bakalım. Bu arada etliye, sütlüye de karışma sakın! Bu arada biz, ne dersek; onu yap!” dendiğinde o millet buna razı olabilir mi? Ya da onun devasa bünyesi, böyle bir cüceliği kaldırabilir mi?  Bizce kaldıramaz! Ve kaldıramadı da… İşte, bu nedenle Türk Milleti, 15 Temmuz’da bu sebeple ayağa dikildi. Ve davudi sadasıyla haykırdı “Ben de varım bu dünyada!” dedi.

Bir sır vereyim mi size? Artık onu, hiç kimse durduramaz; küçük minderine oturtamaz, minnacık yatağına yatıramaz. Zira uzun bir dinlenme süresi geçirdi o; tam yüz yıl. Dinlendi hatta fazla bile dinlendi. Artık onun için, asıl olan er meydanına inme zamanıdır. Zaten başka çaresi de yok gibi onun… Çünkü bünyesi esareti ve sefaleti kaldırmıyor ki…

Tarih boyunca atalarının dediği gibi o, bugün de ‘’Zillet altında yaşamaktansa izzetimle ölmeyi tercih ederim!’’ diyor.  Haklı olarak tabi…

“Zira imparator çocuğu başkalarına uşaklık yaparak mutlu olamaz!”

 

Benzer Haberler