İSTANBUL’UN FETHİ NEDEN GECİKTİ

Mehmet Sarıçiçek
Mehmet Sarıçiçek

Latest posts by Mehmet Sarıçiçek (see all)

İstanbul’un önemi malumunuz. Öyle, uzun uzadıya bahis açmayacağım.  Yalnız kısa bir hatırlatma yaparak başlayalım.

İstanbul, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan bir suyolunun ve Avrupa’yı Asya’ya bağlayan bir karayolunun tam üzerinde, iyi tamam da bu yolların Müslümanların kontrolünde olmasının önemi ne ki peygamberimiz(SAV) müjde vermiş, Araplar ve Türkler almak için durmadan kuşatmışlar. Dedik ya, önemli, deniz ve karayollarının üzerinde diye buraya hâkim olan, Dünya’ya da hâkim olur. Doğruya bizim gayemizde cihan hâkimiyeti değil mi? İyi de dostlar bir boğaza hâkim olmayla, koskoca Dünya’ya hâkim olmanın ne alakası var? Diye kendi kendime sordum. Sonra dedim şu Dünya haritasına bir daha bakayım. Baktığımda ne göreyim Karadeniz aynı insan ağzına benziyor. Allah Allah dedim burada bir sır mı var acaba? Sonra düşündüm boğaz olur da ağız olmaz mı? Yüce yaratan, yeryüzünü de ilmek ilmek işlemiş. Boğazlar desen tesadüf ihtimali olmayan ayrı bir incelikle yaratılmış bir mucize. Bize bir şeyler anlatıyor olsa gerek. Yollar, yollar bu yollar nereye çıkıyor, elbette ki ticarete. İstanbul’a hakim olan, ticarete, ticarete hakim olanda Dünya’ya hakim olur. Bu dünde böyleydi, bugünde böyle.

İşte bu gerçeği asırlar önceden gören yüce resul(SAV) Müslümanların İstanbul’a hakim olmasını istemiş ve ümmetini teşvik etmiş.

Bu gerçeği anlayan, Müslüman Araplar ve Türkler, İstanbul’u kuşatmışta, kuşatmış. Nihayet yıl 1451’e geldiğinde, Osmanlının genç padişahı Sultan II. Mehmet hazırlıklara başladı.

İstanbul’a Karadeniz tarafından herhangi bir yardımın gelmesini engellemek amacı ile Yıldırım Bayezid‘ın yaptırmış olduğu Anadolu Hisarının karşı tarafında Rumeli Hisarını yaptırdı.

Deniz gücünün sağlam olması ve gelebilecek yardımları durdurabilmesi adına tam 400 parçalık bir donanma inşa ettirdi.

İstanbul çevresinde bulunan Bizans kaleleri fethedildi.

Surlara hücumu kolaylaştırmak adına tekerlekli büyük merdivenler inşa ettirdi.

Fatih Sultan Mehmet siyasi önlemlerde almıştır. Sırplar, Macarlar, Karamanoğulları, Eflak ve Venedik ile sulh yapıldı.

Balkanlar üzerine ordu gönderilerek Avrupa tarafından gelebilecek yardımların önü kesildi.

Birde dünyanın o zamana kadar hiç görmediği, Şahi adında dünyanın en büyük toplarını döktürmüştü. Bu top 8 metre uzunluğundaydı. 75 cm çapındaki güllesi 544 kilo çekiyordu. Doldurulması da haliyle üç saat sürdüğünden günde ancak beş altı kere ateşlenebiliyordu. Top yere konulup sabitlendiği zaman bir daha döndürülemiyordu. O kadar ağırdı ki yapımcısı Macar Urban bu topu kalıplara hiçbir öküz arabasının taşıyamayacağını hesaplayarak iki parça halinde döktürmüştü. Böylece zamanına göre çok ileri bir vidalı sistemle birbirine eklenerek kullanılıyordu. Nişan almak falan imkânsızdı ama hedef İstanbul kadar büyük olunca eninde sonunda surların bir tarafına bir gülle denk geliyordu. Surlara isabet ettiği anda da o noktanın tamiri gece gündüz çalışan, Bizanslı duvar ustalarıyla bir haftayı bulabiliyordu.

Ya demek istediğim o ki… bu kadar büyük hazırlıklar yapılmışken, güçlü bir silah fatihin elindeyken fethin bu kadar uzaması normal miydi?  Sanki ters giden bir şeyler vardı. Hatta, karadan gemiler yüzdürülerek Haliç’e indirilmek zorunda kalındı. Yani maddi hazırlık olarak Fatih’in hiçbir eksiği yoktu. Ancak fetih uzamaktaydı. Nihayet Akşemseddin hazretlerinin de dua ve himmetiyle müdahale etmesi de gösterdi ki maneviyat âleminde ters giden bir şeyler vardı. Meşhur cibali baba kısasını duymuşuzdur, duymayanlarda benden duymuş olsun. Meczup bir evliya olan cibali baba Gavurcuklarım ölmesin diyerek Fatih’in attığı topları uçarak tutar, denize atar. Nihayet Akşemseddin hazretleri Allah’a yalvarır ya onun canı al ya benim der. Sonunda cibali baba ölür. Topların önünde engel kalmayınca surda bir gedik açılır, surdan içeri giren Türk askeri İstanbul’u fetheder.

Cibali baba kıssası ister gerçek olsun, ister olmasın ama gün gibi ortada olan bir gerçek var ki o, da şu: Meczup Müslümanların gerçekleri göremeyerek, Yahudi veya Hıristiyanlara inanmaları ve onlara, hayran olmaları tarih boyunca Müslümanların zor duruma düşmelerine zaferlerinin gecikmesine neden olmuştur.

Ha bir de derler ya: ‘’ Tarih tekerrürden ibaret…’’ halisi essah. İnsan tarihi okuyup bir de günümüze bakınca bu gerçeğe inanıyor. Biz cibali baba’yı görmedik. Ama tekerrürleri gözümüzün önünde belki bizde bilerek veya bilmeyerek Gavurcukların güçlenmesine veya korunmasına sebep oluyoruz. Zaferimiz gecikiyor.

Kısacası…  İçimizdeki meczupların, Yahudi ve Hıristiyan hayranlığı onların, güçlenmesine en büyük sebep. İnanıyorum ki bu körü körüne hayranlık bitse, onlar da biter. Yani onları güçlendiren yine biziz.

Şimdi size soruyorum: maneviyat âleminde zafer kazanmadan, maddiyat âleminde zafer kazanmak mümkün mü? Elbette terside mümkün değil. En doğrusu maddi ve manevi sebepleri yerine getirip neticeyi Allahtan bilmek. Yani sefer bizim zafer Allah’ındır, demek.

Her şeyin en doğrusunu bilen yüce Rabbimiz bizi doğruluktan İslam’ın yolundan ayırmasın.

MEHMET SARIÇİÇEK/D.D Haber

1
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
Mehmet Sarıçiçek Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Mehmet Sarıçiçek
Ziyaretçi
Emin

Çok güzel Mehmet hocam

Benzer Haberler