HASAN SABBAH DİNSİZ MİYDİ? (2)

İlk Bölümü Okumak için Tıklayınız

 

HİLAFET’E KARŞI İMAMET’İN SAVAŞI
Sözün burasında Sabbah hikâyesine ara verip şu, imam sayılarıyla belirlenen “Şia Mezhepleri” mevzuuna kısa bir göz atmak gerekiyor: Her şey, üçüncü Halife Hazreti Osman’ın şehit edilmesiyle başladı. Dördüncü Halife olan Ali Bin Ebu Talip, Hazreti Peygamberin amcaoğlu ve kızı Hazreti Fatıma’nın eşiydi. Buna gore, Hazreti Muhammed’in soyu, Hazreti Ali’nin oğulları Hasan ve Hüseyin kardeşlerin üzerinden yürüyecekti.
Hazreti Osman’la aynı soydan yani Ümeyye Oğullarından olan Şam Valisi Muaviye Bin Ebu Süfyan, akrabasının katillerinin bulması bahanesiyle ayrıbaş çekti. Böylece başlamış olan Ali/Muaviye çatışması, Sıffın Savaşı’na kadar devam etti. Savaşla beraber ümmet, “Ali Taraftarları ve Muaviye Taraftarları” olarak ikiye ayrılmış oldu. Savaş sonunda yaşanan “Hakem Olayı” bir üçüncü tarafı daha ortaya çıkadı ki bunlar, hem Ali hem Muaviye’ye ve taraftarlarına karşı olan Hariciler’di. Halifeliğinin dördüncü yılında Hazreti Ali’nin, bir Harici suikastçi tarafından şehit edilmesiyle ortalık daha da karışmış oldu. Muaviye, babası Hazreti Ali’nin yerine halife seçilen Hazreti Hasan’a da karşı çıktı. Yeni bir savaş istemeyen Hazreti Hasan, Muaviye ile onun halifeliği hususunda anlaşmak zorunda kaldı ve evine çekildi lakin bir süre sonra zehirlenerek tıpkı babası gibi o da ortadan kaldırıldı. Meydan boş kalınca, bir oldubitti sonunda halifelik tahtına oturan Muaviye, böylece kendi sülalesine dayanan “Emeviler” Devleti’ni kurmuş oldu. Doksan yıl iktidarda kalan Emevi iktidarının ikinci halifesi Yezit Bin Muaviye zamanında, Hazreti Ali’nin ikinci oğlu Hüseyin, Kerbela’da şehit edilince, “Ali Taraftarları” adıyla Sıffin Savaşı sonrasında şekillenen Şia/Şiiler, yeni ve uzun bir yola girmiş oldular. İkinci Halife Hazreti Ömer eliyle yıkılan Sasani devletine mensup İranlıların, gerek yıkılan devletlerinin, gerek yok edilen Zerdüşt/Mecusiyan inançlarının intikamını almak gibi gizli bir arzuları vardı. Onların bu arzusuna, Ali Muaviye kkavgası ve onun devamında gelişen olaylar çanak tutmuştu. Bu sebeple İran’ın, ayrılıkçı hareketi sahiplenmesiyle Şia genişledi ve kontrolden çıktı. Öyle ki gide gide siyasi karakterinin yanına bir de dini karakter ekleyerek, genel İslam damarının dışında bir mezhep olarak şekillenmeye yüz tuttu. Zamaniçinde, dal budak salarak bir çok mezhebin de lohusalığını yaptı. Bidayette Hz Ali’nin halifeliğini savunan taraftarlık, zaman içinde sapkınlaşıp “Galat-ı Şia” diye etiketlenerek işi, “Ali’nin İlahlığı”na kadar götürdü.
Toptancı bir bakışla Şiilik’in ana fikri, Hazreti Ali ile başlayıp Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin üzerinden devam eden “Ehlibeyt” soyunun büyüklerine “İmam” olarak biat edilmesine dayanıyordu. Hazreti Ali, Hasan ve Hüseyinle başlayan ve kendisine biat edilen imam sayısı, zaman içinde on ikiye ulaştı. Son imam Muhammed Mehdi, idareyle olan husumeti sebebiyle uzun bir sure doğduğu Samerra kentinde gizlenerek yaşadı “Gaybet-i Suğra” denilen bu dönemin ardından tamamen ortadan çekildi ve nereye gittiği hususunda en ufak bir işaret bırakmadı; böylece hayatının “Gaybet-i Kübra” denilen ve kıyamet arefesinde ortaya çıkacağı tarihe kadar sürecek dönemi başlamış oldu. Onunla birlikte imamların sayısı on iki oldu ve bu sayıda dondu.
5 İMAM MI, 7 İMAM MI YOKSA 12 İMAM MI?
Hazreti Ali taraftarlığıyla başlayan Şia bağlılığı, imamların ismi üzerinde iki kere kırılmaya uğrayarak farklılaştı. İlk kırılma, beşinci imamın kimliği konusunda yaşandı. Dördüncü İmam Zeynelabidin’in iki oğlundan Muhammed Bakır üzerinden yürüyen “İmamiye” hareketinden ayrılanlar, ikinci oğul Muhammed Zeyd’in imamlığını tanıyarak daha sonra “Zeydiye” olarak anılacak “Beşimamcılar Mezhebi”nin doğmasını sağladılar. İkinci kırılma ise altıncı İmam Caferi Sadık’ın iki oğlunun hangisinin posta oturacağı hususunda yaşandı. Hareketin “ana damarı” sayılan Musa Kazım üzerinden ilerlerken diğer oğul İsmail’i imam edinenlerde vardı. Bunlar, ana damardan ayrıldı ve “Yediimamcılar” kolunu kurarak “İsmaililer” adıyla mezhepler tarihindeki yerlerini aldılar. Hareketten kopmayanlar ise imam sayısını on ikiye ulaştırıp “Onikiimamcılar” olarak anılmaya başladılar. İmamiye ve Caferilik olarak da bilinen Onikiimamcı kitle, Farisi sahasında kökleşerek İran’ın resmi mezhebi şeklinde resmiyet kazandı; günümüzde de bu durumunu devam ettirmekte olup 1979 yında, İmam Humeyni eliyle İran İslam Devrimi olark bilinen hareketi gerçekleştirdi. Bugünkü İran’I kurdu. Zeydiye olarak bilinen Beşimamcılı Mezhebi ise kendisine el Cezire’nin alt ucunda bir fidelik buldu ve Yemen’e yerleşti. Günümüzde, Yemen nüfusunun yüzde seksen kadarı Beşimamcı mezhebe mensuptur; bununla birlikte Saudia ve Umman’da da bir miktar Zeydi yaşamaktadır.
“YEDİİMAMCILIK”TAN HASAN SOYUNUN AĞA HANCILIK’INA
“İmamcılık” mevzuuna, yukarıdaki girizgahı yaptıktan sonra dönelim, yazımızın konusunun temelini teşkil eden İsmailik’e yani Yediimamcılığa… Günümüzde bilinen adıyla İsmaililer, diğer Şii mezhepleri gibi “Batıni” bir anlayışa sahiptir; bu yüzden “Batıniyye” olarak da bilinir. Bugün İran, Pakistan, Hindistan ve dünyanın değişik ülkelerinde azınlıklar hâlinde yaşayan İsmaililer’in lideri halen Ağa Han adıyla bilinen turizm yatırımcısıdır ve her yıl bağlılarının ağırlığınca altınla tarttıkları Ağa Han, dünyanın sayılı zenginlerinden biridir.
Barışçı bir hareket olarak hayatiyetini devam ettiren İsmaililik’in tarihte oynadıkları rolleri ve terör hususundaki inanılmaz ataklıklarını duyan herkes, parmağını ısırmaktan kendini alamaz. Öyle ki bugün batı dillerinde suikastçi anlamına gelen “assasins” kelimesi bile, Alamut İsmaililerine düşmanları tarafından verilen “Haşhaşin” yaftalamasından türemiştir. Aslında her iki kelimenin kökü de “Asessin”dir yani “Sır Bekçileri…” Evet, Hasan Sabbah’ın fedaileri kendilerini böyle niteliyorlardı: Sır Bekçileri… Ancak bu isim, ortaya çıktıkları dönemde tüm İsmaililer’e şamil değildi; ana damardan, Hasan Sabbah’ın ayırdığı kolun adıydı ve “Nizari İsmaililiği”ni ifade ediyordu.
NİZARİLİK: MISIR TAHTINI ELE GEÇİRME OPERASYONU
“Peki Nizarilik nedir?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. “Nizariliki”nin ne olduğunu anlatmadan önce kısaca Hasan Sabbah’ın kim olduğuna bakmak gerekiyor. “Dehşetengiz terör” deyince, dünyanın aklına ilk gelen isim olarak bilinen Hasan Sabbah, İran’ın Rey şehrinde doğdu; doğum tarihi hususunda tereddüt vardır lakin bazı kaynaklar, 1044 tarihini işaret etmektedir. Ölüm tarihi ise 1244’tür. Sabbah’ın hangi ırka mensup olduğu mevzuu da tereddütlü olup kendi iddiasına göre Yemenlidir; geçmişi Yemen emirlerinden Yusuf Himyeri’ye dayanan bir sülaleye aittir; bu yüzden, Hasan Bin El Sabbah El Himyeri olarak da bilinir.
Hasan Sabbah’ın çocukluğundan itibaren düzenli bir eğitim aldığı ve İmam Muvaffak Nişapuri’nin rahle-I tedrisinden geçerken ders arkadaşı olarak yanında Selçuklu Veziri Nizamülmülk ve rubaileriyle ünlü Ömer Hayyam’ın bulunduğu belirtiliyor. Ancak bazı kaynaklar, Nizamülmülk’ün, Sabbah’tan otuz yaş kadar daha büyük olduğunu ve dolayısıyla okul arkadaşı olamayacaklarını belirtmektedir. Her neyse! Söz konusu üç arkadaşın, arkadaşlıkları esnasında “Yeminleştikleri” ve birbirlerini hayat boyu kollayacakları hususunda söz verdikleri de iddialar arasında yer almaktadır.
SABBAH: SELÇUKLU SARAYINDA BİR MÜŞAVİR
Daha sonra Hasan Sabbah’ı, Sultan Alparslan’ın hacibi yani en yakın adamlarından biri olarak görüyoruz; bir bakıma müşavir/danışman… Sülalesi, “Onikiimamcı” mezhebinden olan Sabbah’ın İsmaili yani Yediimamcı ekolü Dai-i Azamlarından İbni Attaş’la tanışması ve onun telkinlerine kapılması bu yıllara rastlamaktadır. Aynı yıllarda. Vezir Nizamülmülk’le arasının açıldığı da bir vak’a… Anlaşılan o ki iki arkadaş arasındaki husumet, oldukça ciddiydi ve sonunda Hasan, İran’da tutunamadı ve Mısır’a kaçtı.
O yıllarda Mısır, genç İsmaililer için çok önemliydi; öyle ki her İsmaili, kutsal bir hedef olarak Mısır’a gitmeyi ve henüz kurulmuş olan Sünnilik karşısında “Yediimamcı İsmaililik”i hakim mezhep durumuna getirmeyi amaç edinen günümüzde de İslami eğitimin şahikalarından sayılan “El Ezher Medresesi”nin proto tipi sayılan Dar-ül Hikme!de ilim tahsil etmeyi şiar edinmişti.

AHMET YOZGAT/D.D Haber

 

3. Bölümü Okumak için Tıklayınız

3
Kimler Neler Demiş?

avatar
3 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
yörükHASAN SABBAH DİNSİZ MİYDİ? (1) – DerinDunya Haber Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
trackback

[…] AHMET YOZGAT: HASAN SABBAH DİNSİZ MİYDİ? (2) – 1 Haziran 2017 […]

yörük
Ziyaretçi
yörük

burda hata var 200 yılmı yaşamış. doğum tarihi hususunda tereddüt vardır lakin bazı kaynaklar, 1044 tarihini işaret etmektedir. Ölüm tarihi ise 1244’tür.

yörük
Ziyaretçi
yörük

bunların devamı olan ağa hanlar pek barışçıl değil sanırım. 1. ağa han 1838 de iranda ayaklanma çıkarmış başarısız olunca hindistana kaçıp ingilize sığınmış. 3. ağa han halifeliğin kaldırılmasında rol oynamış.

Benzer Haberler