“FEDAKÂRLIK KENDİNİ VEREBİLMEKTİR.”

Turgay Alkan
Turgay Alkan

Latest posts by Turgay Alkan (see all)

Şimdilerde “özveri” diyorlar fedakârlığa. İki Türkçe sözcükten oluşturulan “ özveri”de en az fedakârlık kadar güzel bir kelime. Özveri… Kişinin özünü verebilme cesareti, isteği ve eylemi… Kolay değil tabi insanın özünü verebilme cömertliğini gösterebilmesi; belki de cömertlik kavramının içini dolduran sıralamada birinci satırı işgal eder fedakârlık… Zira her gün çevresine, az-çok bir şeyler veren kişinin icap ettiğinde özünden verebilme cesurluğunu göstermesi “babayiğit harcı” olsa gerektir. Kişinin özünden bir şey verebilmesi için önce içindeki cömert duygularla aynı hacimle savaş hâlindeki cimriliği
Yenmeli; zaferin ardından, “iç ardiye”sindeki yığılı malzemeden herhangi birini değil bizatihi özüne ait bir parçayı sunmalı ihtiyaç sahibine… Mümkün mü bu? Evet!
Eğer fedakârlık civanmertliğini özümsemiş ve “fedakâr” bir “mum” olmuşsa kişi, özvermek onun mesleği olmuş demektir. Ne mutlu ona zira o, lusiferik eşiği aşmış demektir.
Mum! Fedakârlığı en iyi anlatan örnek olsa gerek. O mum ki hep yanar ve çevresini aydınlatır; kendi yana yana tükenirken muhataplarının dünyasını ışıtır. Bu durumundan da asla şikâyet etmez; ta, bal renkli bedeni bitene kadar. Garip olan, bu yanma işleminde mumun kendisi için bir damlacık fayda yoktur; o, karanlıkta da şamdan üzerinde “çubuk duruşlu bir delikanlı gibi” dikilir durur. Hiç şikâyet etmez zira karanlıktan etkilenmez. Işığı bir potansiyel olarak içinde taşıdığı hâlde bir geceden, bir gece “Kendimi ateşleyeyim de aydınlıkta oturayım, karanlıktan kurtulayım.”diyen bir muma dünya kuralı beri bir Allah’ın kulunum rastladığı vaki değildir. Buna rağmen mumun görevi, sadece yanmak ve ışık vermektir çünkü o, dünyanın en özverili fedakârıdır.
Fedakârlık, insanlar arasındaki alış veriş işlemlerinin en asil olanıdır. Her gün herkes, birbirlerine bir şeyler alır ve verir. Bu alışveriş kimi zaman paralı yani peşin, bazen de veresiyedir. Doğup büyüdüğüm yörede söylenen atasözlerinden biri “Eşek, eşeği ödünç kaşır.” şeklindeydi. İşte, verme işleminin veresiye olması durumu tam da budur. Peşin ya da veresiye olsun, bu kabil verişip-alışmalarda özveri/fedakârlık yoktur; İlişki bir çıkar eylemidir. Eğer içinde-zerre-miktar-çıkar varsa, açığı-gizlisi fark etmez, bu tarz vermeye fedakârlık demek mümkün değildir; bir nevi alışveriştir ve ticaridir.
Peki… Burada durup, fedakârlığın da herhangi bir karşılığı yok mudur diye sorulmaz mı? Tabi! Fedakârlığın karşılığı sevgidir. Dildeki karşılığı da teşekkürdür ya da teşekkürü hal diliyle göstermektir. Bu haliyle fedakârlığın parasal bir karşılığından söz etmenin imkânı yoktur hatta hiçbir para “özveri”yi satın alamaz. Onu satın alacak değer olan “sevgi”yi para ile ölçmek, bu kutlu kavramın özüne aykırıdır. Eğer bir duygu, parayla ölçülebilecek özellikler taşıyorsa o sevgi değildir. Son söz olarak: Sevgi karşılıksız verilendir yani sevginin olmazsa olmazı özveridir. Buradan hareketle şunu söylemekte bir mahzur yoktur: Özveren/fedakâr, sevendir. Birisi, size karşı fedakârlık yapmışsa, bilin ki o, sizi seviyordur.
“Evlilik, sevgi, fedakârlık… Üç güzel sözcük… Ayrılmaz, parçalanmaz, bölünemez. Eğer bu üç güzel sözcüğün müşahhaslaşmış şekli ayrılır, parçalanır ve bölünürse o müşahhaslığın adı olan yuva dağılır; bir bakıma atom yok olur, nükleik patlama gerçekleşir ve ortaya çıkan radyasyon yürekleri yakar, mahfeder.
İşte, bu yüzden söz bilirler; “Evlilik fedakârlıktır. “ diye eşref noktasını koymuşlar vakti zamanında. Dikkat buyurun; bilgeler; “Evlilik sevgidir.” demiyor, “fedakârlıktır!” diyorlar. Çünkü onlar biliyorlar ki sevgiyi göstermenin en samimi yolu fedakâr olabilmekten geçiyor; zaten bir başka yol da yok!
Fedakârlıklar içinde zirve, “Yaratan”ın kullarına karşı gösterdiği “Rezzak makamı” olsa gerektir. Her şeyi karşılıksız olarak veren bir “Akrab” hâlinden, bir “Berr” halinden, bir “Cevad” halinden, bir “Ekrem” halinden, “Fettah, Gaffar, Hafi, Hasbü” gibi daha pek çok hâllerden yani “Hayru’r rakzikin”den söz ediyoruz. Görüldüğü gibi O’nun Fedakârlığını tarif noktasında o kadar çok kavaram var ki, hepsi de kendine özel yani Esma-i Hüsna’dan. Peki, buna karşılık olarak Şanı Yüce Olan, biz kullarından ne istiyor? Hiç, sadece teşekkür! O’na teşekkürün özel adı, bilindiği gibi “şükür” ya da “Hamd”dır. Hepsi bu!
Özveri, yüce kattan, biz insanlar seviyesine indiğinde çeşitleniyor: Anne babanın evladına karşı yaptığı fedakârlık, bu duygular içinde en ilahi izler taşıyanı olsa gerektir. Zira karşılığında şükür/teşekkür olmasa da özveri akışı devam eder. Özveri skalasının bir sonraki sırasında, evlilikte eşler arasındaki fedakârlığı görüyoruz. Bu fedakârlık, belki de fedakârlıklar içinde en farklı olanı çünkü karşılık olarak “teşekkür düzleminde kalmıyor. Eşler, her şeyden önce birbirlerine kendilerini/vücutlarını ikram ediyorlar hatta bununla da kalmıyor; ikramın neticesi olarak sarışın, esmer, kumral, meyvelerin oluşumu için özlerini yapıtaşı gibi kullanarak dünyayı cennete çeviriyorlar: Çocuklardan söz ediyoruz… Bu da yetmiyor ve eşler, birbirlerine hayatlarını ikram ederek özverinin zirvesine oturuyorlar. Hadi alın elinize altın terazisini ve mihenk taşlarını, ölçün bakalım, bu fedakârlığın kaç altın lira ettiğini. Sultan olsanız yeter mi hazineleriniz?
Sonuç olarak… Söz konusu saadet yuvasının devamı ise fedakâr olabilmek için de fedakârlık yapmak gerekiyor çünkü fedakârlığın tek dinamiği yine kendisi yani özveridir. Özden veren, özden alır.

TURGAY ALKAN/D.D Haber

Benzer Haberler