BİRAZ ÇOCUKLUK SAKLAYIN YÜREĞİNİZDE

Siyami Yozgat
Siyami Yozgat

Latest posts by Siyami Yozgat (see all)

Çocuk olmak, çocuk kalmak ne güzel.
Bir şair arkadaşım; biraz çocukluk sakladım yüreğimin bir köşesinde kırkımdan sonra yaşamak için” demişti. Ne zaman çocukluk günlerime gitsem bu mısra dolanır dilime.
Çocuk olmanın dayanılmaz güzelliğini, sakladığım çocukluğu yaşamanın doyumsuz tadını duyarım yüreğimde.
Bizim köy yüz hanelikti ben doğduğumda. Kerpiçten yapılma evlerin önünde söğüt ağaçları, akasyalar vardı. Köyün kıyısındaki bağlar henüz talan edilip yerine buğday arpa ekilmemişti. Bağbozumu şenlikleri yapılır. Koç katımında koçlar kınalanırdı o zamanlar.
Bizim köyün sırtını yasladığı Kale Tepesi benim en sevdiğim yerlerden biriydi. Başında her zaman tatlı bir esinti olurdu. Fırsat buldukça kale tepesine çıkar, döşümü rüzgâra verir köyümüzü, köyün önündeki ovayı seyrederdim.
Hafif bir esinti gömleğinin açık yakasından girer, tüm vücuduna dağılırdı.
Halamın anlattığı masallarda geçen, uzak ülkelerde kalmış yalnız şehzadeye benzetirdim kendimi.
Bir kayanın dibine yatar, gökyüzünü seyretmeye başlardım.
Alaca tarafından ağır ağır gelen bir bulut güneşin önünü kapatmaya uğraşırdı. Güneş buluta aldırış bile etmez, inadına parlak, yuvarlak bir bakır sini gibi döne döne giderdi Çomak Dağına doğru.
Üstümden vıcır vıcır ötüşerek sığırcık sürüleri geçerdi. Karşı yamaca, Kökücün Tepeye varıp siyah bir seccade gibi serilirlerdi yere.
Bulutlar geçerdi üstümden. Bulutları insanlara hayvanlara, devlere benzetirdim. Bulutlara biner uzak diyarlara yolculuk yapardım.
Ağustos, eylül aylarında geceleri harmanda yatmayı severdim bir de.
Yatağımızı buğday çecinin yanına sererdi anam. Gece yarısında amcamın oğlu ile gelir yatardık.
O benden iki yaş küçüktü, yatar yatmaz uyurdu.
Çekirge sesleri gelirdi gecenin içinden. Ben gökyüzüne bakarak hayaller kurardım saatlerce. Uyku beni düşler ülkesine götürene kadar yıldızları seyrederdim.
Gökyüzü yıldız kaynardı. Çomak Dağının üstünden bir yıldız kayardı, ben hüzünlenirdim. Anam; “Herkesin bir yıldızı vardır oğlum. Eğer bir yıldız kayarsa o yıldızın sahibi ölmüş demektir” derdi.
Kendi yıldızımı arar, bulurdum. En parlak yıldızı seçerdim kendim için. Bir yıldız anama, bir yıldız babama, birer tane de kardeşlerime seçerdim. Seçtiğim yıldızların ışığı bir azalır, bir çoğalırdı. Kendi yıldızımın kaymasından korkardım. Yıldızım kayarsa hemen oracıkta öleceğimi düşünürdüm. Gözlerimi yumup; “Yıldızım kaymasın Allah’ım” diye dua ederdim içimden. Gözlerini açtığında kendi yıldızımı, kardeşlerimin yıldızını, annemin, babamın yıldızını olanca parlaklığıyla görünce yüreğim sevinçle çarpardı.
Yıldızları seyrederek uyuya kalırdım.
Bir de Çakıllı Deresi vardı köyümüzün kıyısında. İnce, duru bir su akardı usul usul, varla yok arası. İçindeki çakıl taşları güneş vurdukça balkır, gümüşe dönüşürdü.
Derenin kıyısında oturur çakıl taşlarını seyrederdim. Dalar giderdim suya. Suda kendi yüzünü görürdüm, Suda çalkanan gözlerimi görürdüm. Suyun ta dibinde düşlerimi görürdüm. Hepsi, her şey gittikçe benden uzaklaşır, akıp giderdi.
Dere boyunca koşardım akıp giden yüzümün, düşlerimin peşinden.
Yorulunca bir söğüt ağacının altına otururdum, söğüt dallarında yağmur damlaları dökülürdü üstüme.
Anamla birlikte madımak toplamaya gelirdik bahar aylarında. Tilki Deliğinden, Alaca’dan dolanır gelirdik. Anam o kadar dağ taş dolaşır yorulmazdı da bu suyun başına gelince dizinin bağı çözülürdü.
“Azıcık soluklanak oğlum, diye çöküverirdi derenin kıyısına. Çakıl taşlarına gözlerini diker, sudaki taşlar güneşin altında balkıdıkça anamın yüzü de ışırdı.
“Oğlum, demişti bir seferinde. Sen bu derenin hekâsini bilir misin?
Ben beni bildim bileli böyle sessizce akar durur bu fıkara dere. Kendi başına akar durur. Kimi Hacca gidiyor der, kimi Kerbela’ya. Bu derecik bir yerlere akıp gider ama nereye gittiğini kimse bilmez.
Biz de sessizce akan küçücük dereler değil miyiz? Nereye aktığımızı biliyor muyuz? Kim bilir hangi çöle, hangi göle karışıp kaybolacağız bir gün.
***

SİYAMİ YOZGAT/D.D Haber

Benzer Haberler