HAZ MEDENİYETİNİN İNTİHAR SÜRECİ DEVAM EDİYOR (5)

Y. Kemal Bozok
Y. Kemal Bozok

Latest posts by Y. Kemal Bozok (see all)

Yazımızın son bölümünde ise bizim tarihe ve “Haz İthali”mize de bir nazar edelim, diyorum. Yüz, yüz elli yıl önce bizim Batıcıların, “Avrupaperstlik”leriyle bir şeylerin tetiklendiğini okuyoruz. Osmanlı’nın diğer toplumları içerisinde, “Haz Yolculuğu”na ilk önce başlayan grup olarak Türkler, devlet kademesinden başlayarak; “Batılıların Haz İmparatorluğu”nun gönüllü bir parçası olmakta gecikmediler. Bidayette atalarımızın niyeti, sanayi, askeri ve eğitim anlamında Avrupa’nın çok gelişmişliğini alarak, kendi geri kalmış sektörlerini onlarla aynı düzleme ulaştırmaktı. “Haz” peşinde değildi. Ancak zamanla görüldü ki “Haz” bulaşıcı bir şeydi ve bulaştığı bünyeleri, devlet tüzelliği mesabesinde de olsa “kendine “Tapınan” bünyelere benzetmekten geri kalmıyordu. Bu itibarla Batıya “Okusun; doktor, mühendis vs. olsun!” diye gönderilen öğrenciler, okumaktan çok oranın siyaseti ve “Toplumsal Haz Coğrafyası” ile ilgilenmeye başladılar. Ve ilk günden itibaren “Haz Diyarı”nın insanları gibi yaşamaya, onlar gibi konuşmaya ve onlar gibi hareket etmeye özen gösterdiler. Paris’e gider gitmez; “Osmanlı Talebeleri”nin ilk değiştirdikleri şey, üzerlerindeki kıyafetleri ve adları oldu. Artık “Jöntürkler” adıyla anılan bu öğrencilerdeki “Ruhsal Evrilme” ve Batının kötü tabir edilen taraflarını taklit etme dürtüsü, orada kalmadı. Aynı anda ana ülkeye ithal edildi. Ve ne yazık ki devlet dahi bu fırtınadan kendisini alıkoyamadı. işte “Alaturka ve Alafranga” sözleri o sırada doğdu. Alafranga, Avrupailiği temsil ediyordu ve bu teslimiyet içerisinde, Batının “Hazz”a dönük argümanlarının “Maymunsal İthal”i yatıyordu. Böylece gide gide iş, asıl amacından çıktı, bir kültür asimilasyonuna; dolayısıyla “Haz” ithaline dönüşmüş oldu.

Bu durakta, hemen şunu söylemekte yarar var: Avrupa’dan esen rüzgârlar, toplumun alt katmanlarından çok “sosyete” diye tabir edilen “Beyaz Orijinli” ya da “Beyazlatılmış Türkleri” etkiliyordu. Bir nevi “İlk Burjuvalar” denilebilecek o kesimler, evlerinde “Batının Haz Argümanları”nı, hızla içselleştirdiler. Artık onlar, tıpkı bir Batılı gibi yaşamaktan asla geri durmuyorlardı; ithal ettikleri argümanlar, “Temel Toplum”la çatışma pahasına da olsa. Hiç üretmiyor ama çok tüketiyorlardı. “Evrope” ülkelerine seyahat, hayatlarının bir parçası olmuştu. Ve her seyahat sonunda, yanlarında bavullar dolusu “Haz Araçları” getiriyorlardı: Yiyecek, içecek, giyecek ve özel hayatlarında kullanacakları garip araçlar… Bavullarından boşalttıklarıyla sofralarında “accayip” nevale tüketiyor; Paris Modasının çizgilerini taşıyan kıyafetlerde sınır tanımıyorlardı. Bu arada, “İsraf ve Kanaatkârlık” gibi Teolojik kökenli, ahlaki içerikli kelimelerin, hayatlarında yer tuttuğu söylenemezdi artık.
Tabii ki “Osmanlının İlk Haz Cemiyeti”nin “Haz” tutkunluğu bununla sınırlı kalmadı. Birtakım “Ayılı Romanlar” ve kısmi seyir alanına giren sinema filmleri sayesinde yatak odalarına taşındı. Ve nihayet onlar da “Hazzın Doruğu”nu yani “Orgazm”ı tanıdılar. Erkeğiyle ve hususiyetle kadınıyla…

Doğruyu söylemek gerekirse toplumun, en üst katmanlarında husule gelen bu “Haz Tutkunluğu,” alt katmanlarda çok da yankı bulmadı. Batıcılığın ülkemize transferiyle birlikte başlayan, “Hazz”ın geniş toplum katmanları tarafından tanınması ve kabul edilir olması için yüz sene gerekti: Bu zaman zarfında, bir avuç klan tarafından, kapalı devre, yaşanarak Cumhuriyete evrildi. Cumhuriyet taammüden, şu meşhur “Balolar”la alanı biraz genişletmeye çalıştı. Bu çaba, “Başkent Devlet Ricali” mesabesinde kaldı. Bazı büyük şehirlerde, birer avuç “Başkent Balocuları Taklitçisi” oluştu fakat halk, kesimi tarafından görmezden gelindi bu çabalar.
Ancak takvimler 1950’den sonrasını gösterirken hızlı bir dönüşüm yaşandı. “Her Mahallede bir Milyoner” sloganıyla önemsenen ve “Hazz”ın Devlet Hali” diyebileceğimiz Amerika, Türkiye’nin en yakın dostu oluvermişti. Artık yeni seyahat merkezi, Atlantik ötesiydi. Ve o cihetten taşınan bavullar jarse külot, çiklet, blue jean, çukulata ve cinsel haz objeleri”yle dolu geliyordu. Çok sürmedi ya kapılarını Amerika’ya açan devlet ve “NeoBurjuvazi” aracılığıyla Türk toplumu, üç beş dağ köylüsü hariç tüm “Kentsoylu Taklitleri”yle “Amerikanizm”e yapıştırıldı. Artık neredeyse toplumun tüm katmanları, “Haz Fırtınası”na kapılmış gidiyordu. Çünkü Amerikanizm’in “Beşinci Kol”u sayılabilecek hayal aynasının “Kışlık Sinemaları” ve aynanın en ideolojik haliyle “Yazlık Sinemaları” hayata girmişti. Düne kadar, İstanbul’un dışında dağıtım ayağı olmayan gazeteler, tüm Anadolu’ya yayılmış; şehir ve kasabalarda kitapçı dükkânları açılmıştı. Bütün “Hazzı Körükleme Araçları” hızlı bir şekilde tüketiliyordu.
“Beyaz Türkler ve Beyazlaşanla” çoktan tamamdı da.. Üst cümlede sözü edilen taammüden körükleme neticesinde “Esmer Türkler” tamlamasında tarifini bulan, toplumun geniş alt katmanları da zenginlik derecesine göre, yukarıdan aşağıya doğru Amerika’dan esen “Haz Meltemi”nin büyüleyici etkisi altında kalma sürecine girdi. 1950 ile başlayan bu süreç, otuz yıl içinde nihayet ta tabana kadar inmişti. 1980 yılı itibariyle iktidara gelen Özal’ın Amerikanist iktidarına, “Hazzın İçselleştirilmesi” için 10 senelik bir dönem yetti. Bu dönemle birlikte TRT’nin siyah beyaz ekranı renklenmiş ve elektronik yayın tekeli kırılmıştı. 90’lara doğru, özel televizyonlar pıtrak gibi çoğalıyor ve gün boyu yayına başlıyorlardı. İşte, Menderes’in ilk on yılını atlayarak isimlendirmek gerekirse, “Hazzın Tabanla Buluşmasının Birinci Dönemi” sayıla bilinecek Özal iktidarından sonra iş başı yapan 2000’li yıllarla hayata geçen ve kesintisiz devam edegelen “İkinci Haz Buluşması Dönemi”yle “Batı Medeniyetinin Yaramaz Çocuğu, Popülist Hazz”ın serüveni, zirve yaptı. Ve “Doğu Meşrepli Türk İnsan Tipografı” ile Batı insanı arasında zerre-i miktar fark kalmadı; Doğulu, Batılıya teslim oldu. Artık Türkler de bir “Haz İnsanı”ydı. Ve o insan, profesöründen çobanına kadar, “Tüketim Çılgınlığı”nın kollarına attı kendisini ve “Haz Eroinmanı” oldu. Ve ardından “Daha Çok Haz” almanın peşine düşmüş “Haz Avcılar” gibi hayatında akıl almaz fantezilere yer veriyordu.
Birer “Haz Ardiyesi” sayılan marketler, Fastfood restoranları, kimyasalı kahve diye “okutan cafeler, elektronik bilişim mağazaları, love shoplar, internet ve internet mağazaları bu yılların “Vatikanları” olarak girdi ülkenin “Haz Müktesebatı”na…
Şu anda, içinde bulunduğumuz durum; böyle bir sürecin, olabildiğince ivme kazandığı son bölüme işaret ediyor. Ve gidişat, devlet ve toplum açısından hiç de iyi bir istikamet çizmiyor.
***

Erkeğiyle birlikte, kadını dâhil… Çoktan adı konmuş olan, “Her konudaki Orgazm”ı tüm ayrıntılarıyla tanıyan “İnternetperest” Türk toplumu, daha çok “Haz” düzleminde, tıpkı Batı toplumlarının “Tükeniş”e doğru aldığı yolculuğun bir benze versiyonunu yaşamakta şimdilerde “Asla Boş Bırakılmaması” gereken bu mübarek coğrafya üzerinde. Asıl tehlike bu… Onun için Cumhurbaşkanı çırpınmakta “Üç çocuk, üç çocuk!” diye. Evet, geri saymaya başlayan insan birikiminden söz ediyoruz. Toplum, “Haz Müptelası” olduğu 80’liyıllardan beri hızla “İsveçleşmek”te. Lakin kimsenin umurunda değil, aynen Batı insan tipografı misali. Buna rağmen, ne yazık ki şimdilerde insanların umurunda olan tek şey var: “Daha Çok Haz.”
Bu bağlamda bir başka bahis… Batı toplumları, sınırsız tüketim, nikâhsız yaşantı, internet röntgenciliği, özgür seks ve hatta pedofiliyle “Daha Çok Hazz”ın zirvesine ulaştığında, “Kıyamet Tehlikesi”nin bir başkasıyla karşı karşıya kaldı.

Burada eşcinsellikten söz ediyoruz “Neo Tehlike” derken. Yani eski tabiriyle Lutilik… Erkeğin erkekle kadının kadınla birleştiği Batılı toplumların varıp dayandığı yer, bugün itibariyle yeni bir evlilik anlayışı. Evet, erkeğin erkekle kadının kadınla evliliğinin normalitesine işaret ediyoruz. Devletler bu hususa kanunlarında yer verdi. Ve ne gariptir ki Batılılar, sözü edilen “Yeni Tip Evlilik”i çok sevdiler. Zira böyle ailelerde, üreme mevzubahis değil. Çünkü bu tip evliliklerin tek amacı var: Alabildiğince “Haz” hem de en sapkın şekliyle… Erkeğin erkekle kadının kadınla evliliğinden oluşan “Eşcinsel Aileler”in tek amacı var renkli geceler, korkusuzca cinsellik ve sapkınlığın zirvesi… Ancak doğal olarak, bunun da bir sınırı var. Yani “Cinselliğin Aritmetiği”dir vurgulamakta olduğumuz. Anlatabildik mi bilmiyoruz? O aritmetiğin ötesine gitmenin imkânı yok ki. Ancak Mevzubahis Seks Matematiği”ni artırmanın birtakım yollarından söz edebilir, ihtiyaç sahiplerine karşılık olarak, Batılı ilaç sanayiinin AR-GE laboratuvarları. Geçmişte kullanılan afrodizyak macunlar misali günümüzde, etkinliği modifiye edilmiş olan “Afroilaçlar” “Hazz”ının peşinde olan Batılı insan başta olmak üzere arzu edenlerin hizmetine sunulmuş durumda. Şu meşhur “Viagra” adlı takviye ilaç ve türevleri gibi.
Peki, Viagra’nın ötesi var mı? Hayır, kesinlikle yok. Kanaatimizce, “Haz Eroinmanlığı” sınıra varıp dayanmış vaziyette. Peki, buna bağlı olarak insanların, “Haz Alma Arzusu”nun sonlandığı değilse bile söner gibi olduğunu söylemek mümkün mü bu? İşte, bu da hayır! O halde…?
***

Yukarıdan aşağıya doğru, yazının gündemine soktuğumuz bölümlere, özet olarak, bir bakalım istiyoruz burada. Ne demiştik? İntihar kokan girizgâhın ardı sıra, zamandan ve mekândan daha çok “Haz” almak için İnsanoğlu, bayramları hayatından çıkardı dedik. Buna bağlı olarak “Mübarek Bayramı” seküler tatile çevirdi. Ve tatili, evinde değil beş yıldızlı otellerde yapmaya başladı. Ne uğruna? Tabii ki “Haz; daha çok Haz.” İlk bölüme bağlı olarak sofralardan söz ettik. Ve dedik ki İnsanoğlu, “Yemekten Haz Alma”yı öğrendiğinden beri hem yemek çeşidini bolarttı; hem de tadı çoğalttı. Ne için? Tabii ki “Haz daha çok Haz…” Hemen arkasından “Teknolojik Haz”dan bahsettik. Bu bağlamda insanın hayatına giren çeşit çeşit dijital ve elektronik cihazlar yetmedi ve sürekli bir tüketim çılgınlığı karşımıza çıktı. Teknolojik parselasyonda, bir bakıma “Kullan At Tekniği” kullanımda tek metot oldu. Ne için? Tabii ki “Haz daha çok Haz…” Ve akabinde, ahırdaki altın en büyüğüne geldik; cinsellik mevzuuna. Gözler önüne serdik, “Hazzın en Haz” olduğu yasak bölgeyi, tüm ayrıntılarıyla. Bidayetteki cinsel hayatla nihayetteki seks yaşamı arasındaki farkı belirleyen orgazmın ortaya çıkışının hikâyesini dile getirdik. Ve buradan hareketle insanın cinsler arasındaki algı farkına, cinslerin “Hazzın Doruğunu” tanıyışına ve isimlendirişine, “Haz Tarihi” içerisindeki en ilginç unsur olarak, detaylarıyla beraber, kadının serüvenine göz attık… Ve “Cinsel Hazz”a bağlı olarak “Yeni Hayat Biçimleri”nin insanoğlunun gündemini işgal edişi ve istikbal etkisini analiz ettik. Ve insanlığın, hızlı bir şekilde yok oluşa ve sapkınlığa yönelişinin futuradaki tehlikelerine projeksiyon tuttuk. Ne için? Tabii ki bir zamanlar, kadınsal organın ilginç bir grafik ve sloganik anlatımı olarak hatırladığımız, “Aşk, Barış, Mutluluk!” teslisiyle beyinlere nakşedilen “Haz, daha çok haz…”ın Batıda vücut bulmuş hali olan “Haz Medeniyet”ni okumak için…
Görüldüğü üzere, her bölümün sonunda aşağı yukarı şu minvalde sorularla anlamaya çalıştık vaziyeti: “Peki, bundan sonra ne olacak?”
Bundan sonra olacağı şu: Olabildiğince çeşitlenmiş olan “Haz Araçları ve Objeleri” varıp nihayete dayanacak illa ki… Hatta dayandı. Lakin insanoğlunun “Haz Alma Arzusu” haddinden fazla artacak/artıyor. Arz ve talep düzleminde ara, gittikçe açılıyor. Böylece aradaki boşluk büyüdükçe tehlikede büyümeye başlayacak/başlıyor.
Bu durumda, birey ve toplumun hayatında, çığ gibi büyüyen tehlikenin adını koyalım: Tatmin edilemeyen duyguların tetiklemesiyle vücut kimyasının bozulması ve bağlı olarak biyolojik, en mühimi de psikolojik rahatsızlıklar… Yani insanın bedensel, beyinsel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılaması için ortaya konulan araçların, yetmemesinin varıp dayandığı nihai hedeftir işaret ettiğimiz. Ya da son sokak fakat çıkmaz…
Peki, bu durumda ne yapılması gerekiyor? İlk etapta yapılması gereken şeyleri doktorlar yapıyorlar zaten. Bozulan vücut kimyası, kısa devreli beyinsel faaliyetler ve karanlıklara savrulan ruhsal vaziyetlere bağlı olarak gelişen patolojik halleri, ortadan kaldırmak için reçeteler dolusu ilaç… Peki, “Bu çıkmaza saplanan insan için müspet bir çıkar yol mu?” diye sorarsanız. Yolun yol olmadığını psikiyatr ve psikologlar veriyor zaten. Ve diyorlar ki: “Değil fakat başka bir şey gelmiyor elimizden. Bilinen tek yol, şimdilik bu.” Bir yerden başlamak için başvuran ehven yol “Haz Hastası”nı ilaçlamak ha!?…

Bugün, eczanelerin envanterinde en çok satılan ilaç, ne olarak görülüyor; aspirin mi? Yo değil! Hemen verelim o, en çok satılan ilaçların aktif maddesi morfin ve türevleri olan o ilacın ismini: Antideprasanlar… Yanlış hatırlamıyorsam geçen bir sene zarfında, Türkiye’de bu tür ilaçlar en çok satılanlar listesine girmiş ve kutu sayısı 25 milyonu bulmuştu. “O halde problem yok! “Eh artık 25 milyon kutu antidepresanla bu mesele, hal yoluna girmiş sayılır…” diyebilir miyiz? Tabii ki hayır!
Artık şurası, çok iyi biliniyor ki söz konusu ilaçlar, hastalığı tedavi etmiyor; sadece insandaki sıkıntıyı bir süre baskılıyor. Yani “Haz İmparatorluğu”nun insana sunduğu “Haz Yolculuğu”nun, en sonunda varıp dayandığı yer bir İlaçla “Haz Ağrısı”nı baskılayarak, hastalığı tedavi etmemiş gibi yapmak. Peki, baskılamakla kalıyor mu sözünü ettiğimiz ilaçlar. Yo, kalmıyor! Kullanım uzadıkça, sözünü ettiğiniz bu ilaçlar, vücutta bağışıklık ve alışkanlık kazandırıyor. Yani maddeye alışan vücudun sıradan bir kimyasalı haline geliyor ve fayda etmemeye başlıyor.
Bununla kalsa iyi… Fayda etmemeye başladığı yerde, insanın hayatının dehşetli bir anını da beyinlere, çivi gibi çakıveriyor: Evet, sözün burasında, yazıya başladığımız ilk paragrafta kayda geçen bir konudan söz ediyoruz: İntihar etmekten.
Acaba, okudunuz mu söz konusu ilaçların, uzun prospektüslerini? İlacın yan etkilerinin içerisinde, dehşetengiz bir andan söz ediyor bu reçeteler: “Dikkat! İntihara meyili artırma tehlikesi vardır.”
Ve gelelim son paragrafa. Birçok yazımızda sözünü ettiğimiz ve 1701 tarihinde işbaşı yaparak Batılı Tötonlar tarafından hayata geçirilişinin ardından peyderpey dünyaya egemen olan “Aryanik Medeniyet”e, bu yazımızda yeni bir ad vermiş olduk: “Haz Medeniyeti…” Malum; yazı muhtevasında bu adlandırmanın taşların döşedik. Ve döşenen yol üzerinde hareket ederek varıp dayandığımız durak insanın intiharı oldu; maalesef! Aslında, insanın intiharı değil sözünü ettiğimiz. Ontolojik hilkate aykırı olan önermesiyle bizzat “Batını Haz Medeniyeti”nin kendi ipini kendisinin çekmesinin hikâyesidir. O halde burada, yazının başlığını bir daha hatırlayalım ve sözü, yine ilk sözümüzle noktalayalım: “Haz Medeniyetinin İntiharı…” Burada bir ufak kılçık atmazsam yüreğim şişer vallahi: İyi de aga, intihar eden “Haz Medeniyeti”nin bıraktığı boşluğu kim ve nasıl dolduracak; sen onu söyle! Tabii ki her şeyin hakikatini Aliym olan Allah biliyor.

YUSUF KEMAL BOZOK/D.D Haber

Benzer Haberler