SİZ 70 DÜVELSENİZ, BİZ ER’DOĞANLARIZ

Avrupa, Ortadoğu, Asya ve Afrika’nın birbirine bağlandığı dünyanın jeo-stratejik açıdan en kıymetli toprakları olan Anadolu’da, bir imparatorluk bakiyesi olarak Türkiye Cumhuriyeti yaklaşık yüz yıl önce ulus devlet modelinde kuruldu. Aynı tarihlerde narkozlanarak ameliyata alınan ve tarihinde 16 imparatorluk kurmuş olan Türk milletinin genomunda da bir mutasyon çalışması zorunlu görülüyordu, batılılarca. Zira bu millet binlerce yıldır Cihan Hakimiyeti ve Nizam-ı Alem davası ile dünyaya adalet dağıtmış ve hükmettiği topraklara huzur getirmişti. Bu durum tötonların en büyük kabusuydu ve muhakkak önlem alınmalıydı.
Tötonik aklın ameliyesi ile Türk milletinin hafızaları silinip tarihi unutturulacak; yerine ise birbirine düşman ve ayrıştırıcı ideolojik akımların formatlandığı insan tipolojileri oluşturulacaktı. Böylece istedikleri zaman farklı ideolojik akımlar altında formatladıkları bu milletin kardeşlerini bidayetten beri aralarında kan davası varmışçasına birbirlerine karşı kışkırtacak ve kırdırtacaklardı. Kırdırdılar da!
Binlerce yıllık imparatorluk aklının ya da bize göre empergamlık davasının yerine ulus devlet aklının işlenmesi ameliyesi ile bu milletin genlerini değiştirdiğini zanneden ‘’tötonlar’’ 15 Temmuz’da ilk kez bozguna uğradılar. Zira uyuyan dev uyanmıştı; bir bir düşürülen eski imparatorluğun müktesebatındaki dünya mazlumlarının çığlıkları ile uyanan Anadolu, bir gece hurucu ile kendisine yönelik işgale son vermişti. Artık uyumaya da niyeti yoktu! Zira mazlumlarının çığlıkları dayanılacak gibi değildi! Bir anlamda 15 Temmuz miladı ile imparatorlar ligine adım atan Anadolu Ümmileri, yeniden cihanşümul bir anlayış ile güneşin doğduğu ve battığı her yerde hak ve adalet üzerine kuracağı medeniyeti böylece konuşmaya başladı.
Nice zamandır başkanlık sisteminin karşısında duran Bahçeli, 15 Temmuz’dan sonra Anadolu ruhunun yeniden uyanışına şahitlik yaparak, ulus devlet aklını tarihin derinliklerine gömmek üzere Külliye ile bir ittifak kurup ulus tıynetindeki eski Türkiye’nin yerine imparatorluk Türkiye’sinin kurulmasının zamanının geldiğine kâni oldu. Zira o dönemde “…Türkiye’de hiçbir şey 14 Temmuz’daki gibi olmayacak, olamayacaktır… Bunu görmezden gelemeyiz…” diyerek başkanlık sistemine geçişin kapılarını da Bahçeli aralamıştı.
16 Nisan referandumunda Cumhurbaşkanlığı sisteminin kabulü ile imparatorluğun ilk sınavı başarı ile atlatıldı. Lakin bir sorun ile de böylece yüzleşmiş olduk; yüz yıllık uyku sonrası ayıkamayan, narkozun etkisinden kurtulamayan ve ameliye komplikasyonu ile tamamen aklını kaybetmiş, saplantı haline getirdiği ideolojisi ile ‘’ulusçuluk’’ safında yer alan bu milletin yarısı ne olup bittiğinin henüz farkında değildi.
Evet! İdeoloji ve ulusçuluk sorunu büyük bir sorun olup yeni dönemde bu sorunun üzerine gidilmesi, bir an önce kaybolan hafızaları kurtarmak için bir operasyon yapılması da artık elzemdir. Zira karşıda ciddi bir ulusçu blok var ve bu bloğun içinde kurtarılacak çok kardeşimiz var. Çünkü onların bir kısmı kendi fıtratlarındaki kod ile değil! Tötonik yüzyılın beyinlerine işlediği kodun tesiri ile bilinçsiz hareket etmekteler. Henüz imparatorluk duygusunu tadamadılar. Bu duygu hissettirilebilirse Anadolu aklı altındaki imparator-cu değil imparatorlukçu blok ile muhakkak cem olacaklardır. Öyle görünüyor ki Külliye’de bu sorunun üzerine gidecek. Lakin karşı bloğun üst aklı da imparatorluğun temeli tamamlanmadan yıkmak üzere bir kontra harekete geçmiş bulunuyor. Her iki akılda ellerindeki bütün unsurları kullanarak önümüzdeki aylarda ve yıllarda savaşa devam edecekler.

16 Nisan’dan sonra yüzleştiğimiz sorunu henüz tartışmaya fırsat bulamadan şeytani akıl devreye giriyor evetçi ya da empergamcı Anadolu bloğunu dağıtmak için bir sorun daha çıkartıyordu…
Benlik duygusuna kapılıp Ak Parti’nin başarısını kendisine bağlayan birkaç isim partiden ayrılıp başarılı olamayınca bu durumdan ders çıkaran ve aynı benlik duygusuyla hareket edenler bu kez Erdoğan bizim projemiz, Erdoğan’ı biz lider yaptık, arkasındaki güç biziz diye iktidardan pay alma derdiyle bir çatışma başlattılar.
Halbuki son empergam imparatorluğun kurulduğu bu yıllarda artık şu-culuk veya bu-culuğa son verilecekti. Bunun kararı Ankara’nın derinliklerinde 16 Nisan öncesi alınmıştı ve zaten bu karar ile Bahçeli yeni imparatorluğun kapısını aralayan o çağrısını yapmıştı. Zira imparatorlukların en büyük düşmanı şuculuk veya buculuktu. Bir imparatorluk; ana damarının kapsayıcılığı kadar güçlüdür. Bundan dolayı daraltan, ötekileştiren, asilleştiren, köleleştiren, ayrıştıran ve en önemlisi ulusçuluğu ön plana çıkan hiçbir görüşe artık devlette yer verilmeyecektir. Son empergamlığın ana damarı ise hiçbir karşılık beklemeden canıyla ve kanıyla Erdoğan’ın arkasında duran temiz, saf Anadolu ümmilerine verilecektir. Anadolu ümmilerinin mütevaziliğini suistimal eden ve ortalığı velveleye verenlere, Erdoğan; “Tekkeye mürit aramıyoruz” sözüyle gruplaşmaya ve “Benim tek sözcüm var” sözüyle de sosyal medyada kraldan çok kralcılık yapanlara sesinizi kesin diyerek en güzel cevabı vermiş ve yine Anadolu insanının gönlünde taht kurarak şeytani aklın bu projesini de yerle bir etmiştir. Ancak mücadele bitmiş değildir; bu oyunun bozulduğunu gören üst akıl devreye hakimler tayfasını yeniden dahil etmiş ve halk için infiale sebep olacak hukuksuzluklar ile “kanunlar sana bana gelince var; zenginlere yok” sloganını kullanarak Erdoğan’ı gözden düşürme operasyonunu başlatmış bulunmaktadır. İnanıyorum ki yakın zamanda bu oyunları da bozulacaktır. Maalesef matruşka bebek misali bir kumpasın içinden başka bir kumpası çıkarma mahiyetleriyle üzerimize gelmeye devam edeceklerdir!
16 Nisan ile yüzleştiğimiz kronik ulusçuluk sorununu, bu yeni sorunları çıkartarak kamufle etmeye çalışanlar yine yanıldılar. Devletimiz her zamankinden daha güçlü ve kombine bir saldırının her cephesinde mücadele edecek bir mekanizmaya da sahiptir.
İçinde bulunduğumuz 21.yy dünyasında olan hiçbir şey kendiliğinden olmuyor; elbette Türkiye’de de. Reklamlar, diziler, filmler, konferanslar, sosyal medya ve tüm kitle iletişim araçları üzerinden yapılan büyük akıl savaşlarının tam ortasındayız. Külliye’nin aklı da bu akıl savaşlarının merkezinde ve seferberlik halinde; zafer Allah’tan…
Malumunuz reyting rekorları kıran ve birçok ülkede yayınlanan “Diriliş Ertuğrul” dizisi ülkemizde en çok sevilen dizilerin başında geliyor. Cumhurbaşkanımız Erdoğan da birçok kez bu diziden övgüyle bahsetmiş ve takipçisi olmuştu. Hatta bir seferinde Körfez ülkeleri ziyaretine gittiği her yerde bu diziden bahsedildiğini anlatmış ve şöyle demişti: Devam edecek!
16 Nisan’dan on gün sonra Diriliş Ertuğrul’u izlemek için televizyon karşına geçtiğimiz o saatte şu mealde bir bildiri yayınlandı: “Dizi yetişmediği için bir hafta sonraya ertelendi”… Hepimiz bir hayal kırıklığı ile 86. bölümü izlemek için gelecek haftayı bekledik.
Diriliş Ertuğrul’un 86. bölümünde ise hırsına ve ihtiraslarına mağlup olan Ural Bey, Cihan Hakimiyeti davası ile yeni bir imparatorluğun temelini atacak olan Süleyman Şah oğlu Ertuğrul ile beraber olmak yerine Ertuğrul Beyi yok etmek için kefere ile plan kurmuştu. Haçlılar ile anlaşan Ural Bey Anadolu Türkmenlerini bölüyor ardından bir darbe yapıyor, kardeş kanı akıtıyor ve beylik makamını geri aldığını zannediyordu. Lakin kellesinden oldu! Ve bölümün sonunda planları bozan Ertuğrul Bey halkına şöyle hitap etti:
Biz eğriyi de doğruyu da gördük. İyiyi de kötüyü de bildik. Hangi dal çürüktür tecrübe ettik. Yara aldık, lakin çok iyi belledik. Eğer bir gün adımız tarihe karışırsa namımız unutulur, ceddimiz hatırlanmazsa bilin ki; o gün, bu kahpelikleri unutup aynı çürük dala yeniden bastığımız gündür. O gün, sözümüzden cayıp pes ettiğimiz gündür. O gün, töremizi çiğneyip küffara teslim olduğumuz gündür. Asla korkmayın! Sancağımızı dalgalandıran da töremizi yaşatan da damarlarımızda taşıdığımız şerefli kandır. Biz bu kanı taşıdıkça ayak bastığımız her yer yurt, sesimizin ulaştığı her yer bize vatandır.
Acaba bu hitap Erdoğan’ın Ertuğrul Bey aracılığı ile halkına bir hitabı mıydı? Yoksa bir tevafuk bereketi miydi? Bilemiyoruz.
Ama şunu biliyoruz ki; akıl savaşları devam ediyor, edecek. Bu uğurda elde ne varsa o kullanılacak. Bir tarafta ulusçu bloğun üst aklı, diğer tarafta imparatorluğa hazırlanan Külliye’nin Anadolu aklı…
Osmanlı’nın son dönemleri, özellikle 1789 Fransız İhtilali sonrası yayılan fikir akımları ile diğer çeşitli fikir akımlarının üretildiği ve bu akımlarının etrafında kümeleşmelerin yaşandığı yıllar olmuştu. 20. yüzyıla girerken her grup kendi fikir akımları ile Osmanlı’nın ayakta kalabileceğine inanıyordu. Aslında bu akımlar o dönemde bir ayrışmaydı ve kendi aralarındaki mücadele de imparatorluğun sonunu getiriyordu, fakat farkında değillerdi. Zira bu akımlar yurtdışında tezgahlanıyor ve İmparatorluk içine bir virüs kabilinde bırakılıyorlardı. Bu akımların albenisine kapılanlardan ittihatçı gençliği de 1909’da Abdülhamit Hanı indirip 10 yıl içinde koca imparatorluğun yıkılışına sebep olmuşlardı.
Almanya, İngiltere ve Fransa’da tezgahlanan bu akımlar Cumhuriyet döneminde ise birer ideoloji şeklini alacak ve uyku yüzyılında beyinlere işlenmeye devam edecekti. Çoğunluğu Almanist ekolden olan bu ideolojiler; Osmanlı’nın son döneminden bugüne kadar bu milletin gençlerini zehirlemeye devam edegelen bir tefrika aracı olarak görevlerini yaptılar.
İslamcılar, Batıcılar, Türkçüler, Laikler, Faşistler, Komünistler, Sosyalistler… Hepsi ithal ideolojiler olarak bugüne kadar birbirleri ile savaştılar. Lakin 16 Nisan’da anladık ki; birbirleri ile savaşmıyorlarmış! Bu akımların asıl sahipleri kardeşler arasında savaş oyunu oynatıyorlarmış da farkında değilmişiz! Türk gençlerinin saplantı haline getirdikleri bu ideolojilerinin bir hedefi de yokmuş, piyon niyetine kullanılagelmişler bugüne kadar.
16 Nisan’da eski ideolojik düşmanları ulusçu blokta kardeş kılan ve Anadolu Türkmenlerinin karşısına diken üst akıl, bir anlamda kendi projelerini de deşifre etmiş oldu.
Böylece biz hangi dalın çürük olduğunu, yüz yıldan uzun bir süredir bizi ayrıştıran ideolojilerin aynı kampta yer almasıyla 16 Nisan’da tecrübe ettik. Milletçe aldatıldığımızı ancak anlayabildik. Anadolu’nun karşısında kümeleşen eski düşmanların ideolojileri meğer aynı merkezden yönetiliyormuş; laikçilik de, İslamcılık da, Türkçülük de…
Şimdi bu ideoloji peşinde koşanlar ulusçuluk bloğunda kullanılıyorlar; maalesef hâlâ fark edemediler. Dileğimiz bir an önce uyanmaları ve şuculuk/buculuktan fitnesinden kurtulup empergamlık duygusunu tatmaları. Atamız Oğuz’u, Alparslan’ı ve Ertuğrul’u hatırlayarak İmparatorluk damarı ile yavaş yavaş Anadolu kampı etrafında toplanıp son imparatorluk için mücadele etmeleri…

Ertuğrul Beyin sözleri ile devam edelim… Anadolu Türkmenlerinin Lideri, hitabının sonunu şöyle tamamlıyordu; Biz bu kanı taşıdıkça ayak bastığımız her yer yurt, sesimizin ulaştığı her yer bize vatandır.
Kardeşler biz beklenileniz. Sesimiz Bosna’dan, Hindiçine. Afrika’dan Kafkasya’ya ulaşmış durumda. Sesimizin ulaştığı her yer vatanımız. Ayak bastığımız Suriye’den, Irak’a. Kuveyt’ten, Afganistan’a. Katar’dan, Somali’ye kadar bütün topraklar bizim yurdumuz. Askerlerimizin görev yaptığı her yerde bütün halklar ‘’Vefalı Türk Geldi Yine’’ diyerek, hep bir özlemi dile getiriyorlar.
Onlar biat etmeye hazırlar. Ecdada bakarak bizlere şeref addediyor ve saygı duyuyorlar! Kabe’de, Mescid-i Aksa’da ağlaya ağlaya Allah’a yalvarıyorlar; Anadolu’nun dirilmesi, yeniden ayaklanması için. Zira mazlumların gözü burada, gariplerin yüreği burada. Hepsi bu coğrafyadan uzanacak bir el beklemekte…

Şimdi, Anadolu ümmileri olarak dostlara diyoruz ki;
Ulus devlet 15 Temmuz Zaferi ile bitti! 16 Nisan Zaferi ile de Erdoğan önderliğinde imparatorluğun temelleri atıldı. Artık geriye dönüş yok! Artık vakit, safları sıklaştırma vakti. Uyanın ve İnanın! Fetih yakındır, fetih ile birlikte zaferde yakındır inşallah!

Ve yine Hanif-Mümin-Turkuazlar olarak, Şeytana iman etmişlere diyoruz ki;
Ey kafirler! Siz Roma iseniz, BİZ ATİLLA’YIZ!
Siz Bizans iseniz, BİZ FATİH’İZ!
Siz Haçlı iseniz, BİZ SELAHADDİN’İZ!
Siz Lawrance iseniz, BİZ KUŞÇUBAŞI EŞREF’İZ!
ŞİMDİ, siz 70 düvel iseniz; BİZ ER-DOĞAN’LARIZ!

SERDAR TOPUZ/D.D Haber

Kimler Neler Demiş?

2 Yorum - "SİZ 70 DÜVELSENİZ, BİZ ER’DOĞANLARIZ"

avatar
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Soner
Ziyaretçi

Serdar Bey, iletişimden ulaşamadım site yöneticilerine. Yazar olmak ve yazımı göndermek için ne yapmam gerekiyor ? Mail adresi yahut link verirseniz memnun olurum.

Benzer Haberler