DİĞERGAMLIKTA SINIRSIZLIK

Bir doğulu bilge şair diyor ki; “Hep kendini düşünen olur nefsin kölesi/yaşaması gerekmez, böyle âdem ölesi…” Şairin beytinin anlamı derin ancak ikinci mısradaki “böyle âdem ölesi” dileği biraz ağır kaçmış gibi geldi bana. Huyu her nasıl olursa olsun, bir insanın ölümünü arzu etmek doğru olmasa gerek; “Böyle âdem ölesi” yerine “Bu âdem, adam olası…” diye yazmış olsaydı şairin kalemi daha şık bir şiire imza atmış olurdu.
Sözlük, imkânlarını ve gücünü diğer insanlar için kullanmakta bir beis göremeyenleri “diğergam” diye niteliyor. Bilindiği gibi diğergamlığın bir başka ifade şekli de “gönlügani/gönlüzengin’dir. Topulumlarda “veregen” bireylere “gönlügani” diyerek sagı uyandıran bir paye verilir. Gani sözcüğü kimi zaman Yaratıcının ismiyle de yan yana kullanılarak ganiliğin ne kadar ulvi olduğu konusu vurgulanmış olur; “Gani Mevla…” nitelemesi bunun için kullanılır.
Diğergamlık ve gönlüganilikten söz açıldığında aklıma hep arılar gelir. Kovan nüfusunu teşkil eden on binlerce arı, birkaç ay süren çiçek mevsimi esnasında milyonlarca çiçeğe, milyarlarca yolculuk yaparak trilyonlarca çiçektozu taşır. Topladıklarını vücudunun içinden geçirerek “kendi ruhunu üfler” yani özünü katar ve ham çiçek tozundan dünyanın en tatlı iksirini yani balı yapar. Sonra yaptığını, kovan sahibine “hulusi kalp” içinde ikram eder. Hem de kış aylarında önüne konan bir tas şeker şerbeti karşılığında… Bu eşsiz sunumu her yıl her yıl devam ettirir, hiç gocunmaz, itiraz etmez, bu arada çalışma şartlarının zorluğunu ve sömürüldüğünü bahane ederek greve gittiği de görülmez… Yarabbi, bu nasıl bir diğergamlık örneğidir? Var mı böyle bir haslet insanoğulları arasında? Var! Eşler arasındaki diğergamlık, arının insana karşı yaptığı diğergamlığın iki katı her an, her an yaşanagelir insanlık tarihinin başından beri, Evlilik, diğergamlığın en yoğun yaşandığı bir cömertlik düzlemidir. Bu düzlemde eşler, karşılıklı olarak, diğergamlık yarışına girmiş gibidir lakin asla birbirlerini geçemez, hayat boyu atbaşı giderler.
Evlilik çatısı altında karşılıklı olarak yaşanan diğergamlık örnekleri, evlilik hayatını cennet yaşantısına çeviren en önemli hasletlerdendir. Mutluluk bir nadide sümbülse şarkısı diğergamlıktır. Bununla birlikte eşler arasındaki diğergam davranışlar birbirini örnek alır; zeminlerini besleye besleye büyütür. Asla tek taraflı değildir. Eğer tek taraflı olursa hayat arkadaşlığı topallar. Yine yürür ancak ağır aksak…
Eşler arasındaki diğergamlık örneğine diğer ilişkilerde de rastlamam mümkündür. Mesela anne evlat arasında… Yıllarca önce bir takvim yaprağında anne-evlat arasındaki diğergamlığın hüzünlü bir parçasını okumuş ve çok etkilenmiştim. İşte, “diğergamlıkta sınırsızlık” bu olsa gerektir…
***
1913 yılında yayınlanan ve Bulgarlar’ın Müslümanlara yaptığı zulümleri anlatan “Türkiye Uyan” adlı kitapta bakın neler yazılmış…
“Ben Edirne vilayetinin Karapınar köyünden fakir ve namuslu bir ailenin çocuğu idim. Gün geldi muharebe oldu ve hicret başladı. Köyümüzün ahalisi de göçe mecbur oldu. Çünkü hain düşman gelip köyümüzü yaktı; evimiz, barkımız ateşler içinde kaldı. Kaçmak istedik, fakat Muaffak olamadık çünkü Bulgar köylüleri, askerle birlikte önümüze çıktılar. Bizleri durdurup birer birer kesmeye başladılar.
Annem gözyaşları içinde; “Bizim hepimizi kesin fakat sevgilimi oğlumu, canım yavrum Nuri’mi bırakın!” diye feryat edip düşmana yalvarıyordu ancak kim dinler onu. Zalimler, zavallı babamın gözlerini oyup annemin gözü önünde kardeşlerimi parça parça ettiler. Sonra da Annemin üzerine saldırıp göğüslerini kesti ve başını tüfekle ezerek şehit edip bir kenara attılar. Şehit olmak üzere iken annemin bir bana mahzun bakışı, bir de başını köyümüzün yanmakta olan camisinin minaresine çevirişi gözlerimin önünden hiç gitmez. Canım anneciğim! Küçük yaşıma rağmen, anladım ki; bana acıdın. Yanan minareye bakarken dua ettin. Ah anne şefkati! Müthiş ölümünün son anlarında bile evladını düşündün! Hain düşmanlar beni kesmedi fakat ölmüş bir ceset şekline sokup yanda akan coşkun Meriç Nehri’ne attılar. Yüce Allah, ihsan ederek beni korudu. Nehrin suları içinde bir kütük gibi sürüklenip gittim. Yüce Rabbimin inayeti ile İstanbul’a hicret etmekte olan diğer muhacirler tarafından nehirden çıkarılarak kurtarıldım!”
Çok çarpıcı değil mi? Zaten bu çarpıcılıktaki bir diğergam ilişkisi ancak anne evlat arasında yaşanabilirdi bir de eşler arasında…

TURGAY ALKAN/D.D Haber

Benzer Haberler