ÖRTÜ MÜ, YIRTI MI?

Burak Serdengeçti
Burak Serdengeçti

Latest posts by Burak Serdengeçti (see all)

“Basma da fistan giyemem amman.”

Hangi yanlışın neresini düzeltme çabasıyla yılları aşındırarak bu günlere geldik. Çocukluğumun körpe garipliğine büründüğüm geçmiş, şimdi gözlerimin önünde sıralandı. Ayaklarımız yalındı. Ayıplarımız ayaklarımızla yere basmıyordu. Kış günlerinin karına, buzuna eyvallah etmeyen çıplak ayaklarımız bu denli üşümez miydi? Çorap da bulamazdık. Bulanların ıslanan yün çorapları yine ayaklarda kuruyacağından giydirmezlerdi. Bu soruyu geçmişte yaşayan anama soramıyorum. Yoksullukları anlatırken hüzünlenir, için için ağlar.

Bahar aylarını muştulayan sarıçiğdem kazmaya giderdik. Elimizdeki değneklerimizi karnımıza vererek kazarken kırlarda ayaklarımız yine yalındı. Böylece çerçöpe batan ayaklar çiğdem sevinciyle unutulurdu. Mor ve beyaz karışımlı ‘öksüz oğlan çiçeği’ diye adlandırdığımız zambak çiçeğini hiçbir arkadaşımız kazmazdı. Adına hürmeten acımayla karışık saygı duyulan bu çiçek, âdeta korunurdu. Ya nevruz çiçeğinin çok renkli karışımının görüntüsü onun topraktan koparılmasına sebep olurdu. Çiçeklerin içinde narsizmin simgesi nergisti. O çiçekler, biz çocuklar gibi körpe ve yalnız büyürlerdi.

“Çiçeklerin elbisesi var mı?” diye sorar, kendi üstümdeki Sümerbank çitinden sağ tarafta cepli köğneğime bakardım yalın ayakla. Nisan yağmurlarında birlikte ıslanır, Mayısta “Hıdırellez” diye adlandırdığımız ‘Hızır İlyas’ Bayramında gün doğuşunu seyrederdik Erciyes’e bakarak.

“Gâvur yoksullukla yaşlılığı eve koymak iş değil oğul” derdi çokbilmiş tavırlı nenem. Hikmetli sözlerine düşünürdüm hep. Yoksulluğun, çektiği meşakkatlerin yılmaz abidesiydi mübarek. Komşu çocuklarının ve bizlerin kışın delleme kazak ve altında köğneklerimiz vardı. Köğneğin boyu ayaklarımızı örtecek uzunluktaydı. Bir ipi çekilse bütün yama yerleri dökülecek çeşitlikte kumaş parçalarıyla dikilen bu giysilerimiz Sümerbank’ın fabrikalarında dokunuyordu. Menşei pamuk ve yün olan kumaşlar sağlık açısından hiçbir sakınca doğurmuyordu.

Şimdiki beşerî yalnızlığımın üstüne uygun bir örtü bulamadığım gibi bedenlerimizi örten kumaşların dokunduğu Kayseri Sümerbank Fabrikası’na öğrenciyken yaptığımız bir gezide bu örtülerin nasıl dokunduğunu görünce sevincim Kayseri semalarını örtmüştü. Hem sivil hem de askerî kumaşların dokunduğu bu devasa fabrikayı Rusların kurduğunu anlatmıştı bir yetkili:

“Bu tezgâhlarda dokunan kumaşların dokuma anında bir ipi kopsa çalışan bütün aksam istop eder. Kopan ipin nerede olduğu bulunur ve tamirinden sonra tekrar fabrika çalışmaya başlar. Üzerinizdeki elbiselerin kumaşı burada dokunuyor, boyanıyor, dikime hazır hale getiriliyor.” diye her bölümde yapılan işleri bize anlatmıştı.

Daha önce pırtıcı Halil Dayı ile Şekir Usta yine bu fabrikadan kumaş alarak köylerde satarlardı bir metre uzunluğundaki ağaç metreyle ölçerek. Ücretini de güzün harman sonunda devşirmek suretiyle veresiye verirlerdi.

Kayseri Sümerbank Fabrikası’nı hatırlayınca İngiliz bilim insanlarının toplumlar üzerinde yaptıkları araştırmada dinç ve sağlıklı uyanmanın sırrını yün yataklarda yatmaya bağlamışlar. Yine İngiliz kraliyet ailesinin yatakları bu fabrikada dokunan yün ve kuş tüylerinden yapılan özel olarak hazırlanmış ürünlerden imal edilerek gönderildiği söyleniyordu.

Zeytinyağlı yiyemeyenler naylon kumaşlara özenir elbette. İnsan bünyesine katı yağlar uygun olmadığı gibi dışına da naylondan imal edilmiş giysiler garip düşmüyor mu? Basma kumaş ve yüzde yüz yerli üretimin yapıldığı fabrikalar hangi akla hizmet edecekse özelleştirildi, parasıyla papatyalar güzelleştirildi. Bir koyup beş alma mantığı ve iş bilme, becerme anlayışı bizim olan işletmelerin nihayetinde -sıcak para karşılığında- kapısına kilit vurmaya kadar vardı.

Bu millete yapılan en büyük ihanetin bir babı da yerli sermayenin yerine hazırcı anlayışı koymaktı. Vatanını, milletini kendi çıkarlarından âli görüp bu milletin makûs talihini ters yüz etmek için ne yapılması gerekiyorsa bundan geri durmayan vatandaş yetiştirmiyorsak olacağı bu işte. ‘İşini bilen’ bir zihniyetin tezgâhında dokunan insan unsuru, Sümerbank’ın dişlilerini kırar ve fabrikanın aksayan yerinin tamiri için geçen zamanda yatar yuvarlanır -hayvanlara benzer- zevk-i sefadan. Milletin malına zarar veren hainler taltif edilmeye başlanınca millî sermaye ve mamulleri ortalıkta cirit atmaya başladı.

Yılda bir takım elbise alabilen köylümün şimdi küllüklerinde eskimeden atılan giysileri görünce bu israfın sebebini sorgulamak gerekiyor. Önce adam gibi adam yetiştirme politikaları hayata geçirilmeli. Sonra yerli sermaye ve toplu kalkınma hamlesi işler kılınmalı. Her alanda yapılan yeniliklerin geçmişine dönmek, küllenen mazinin atiye bir borcu olarak tezahür etmeli. “Allı da basma giyemem amman.” diyenlerin bir beden büyük algılanan basmanın naylona üstünlüğünü görsünler diyelim.

“Çık salın sevdiğim iyd’dir bugün; pazene, ipekli kumaşlara bürünüp.” sözüyle sevginin ilk hecesine bir yaptırım olsun sözlerimiz.

Burak SERDENGEÇTİ/D.D Haber
www. Seryazar.com
bserdengecti0204@hotmail.com
Tel: 0 532 608 70 07

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
  Subscribe  
Bildir

Benzer Haberler