BATI VE ARAP İLİŞKİLERİ

Adnan Levent Tabak
Adnan Levent Tabak

Latest posts by Adnan Levent Tabak (see all)

En eski dönemlerde bile, her türlü ticari faaliyetin bilinen çok önemli ticari bir kuralı vardır.
Eskilerin deyimi ile “Mal bir yana Para bir yana..!”
Yani bir tarafta “MAL”, diğer tarafta “PARA” vardır. Ve yapılan bu “ticaret” sonucunda, “Bu iki nesne yer değiştirir..!”

Batılıların bahsettikleri; “petrol, para, ticaret, takas, mutluluk” ve en önemlisi de “Tanrı’nın sevgili kulu” olma kavramlarını duyan Araplar, şaşkınlıkla meraklı gözlerle birbirlerine baktılar.
Kulağa hoş gelen bu teklif, Araplar tarafından da makul görüldü ve hemen işe başlandı.
Petrol Rafinerileri kuruldu ve bu tesislerde hummalı çalışmalar başladı. Petrolü satan bu devletler de Arap’tı, bu işlerde çalışan işçiler de Araplardandı.
Ardı arda petrol tanker gemileri dolduruluyor ve Batılı ülkelere doğru yola çıkıyorlardı.
Ve nihayet bu tanker gemiler, Batılı limanlara gelip petrol teslimatları yapıldığında sıra ödemeye gelmiştir. Batılı ülkeler şöyle söylediler:
– “Bakın size taahhüt ettiğimiz paralar “Ahan da” masanın üstünde duruyor. Araplar başlarını çevirip O Masa’ya baktıklarında, üzerinde milyonlarca dolar gördüler ve güldüler…”
Batılı devam etti:
– “Ancak, bu ödemeyi teslim almadan önce sizlere turistik bir gezi yaptırmayı teklif ediyoruz. Gelin hep birlikte şehrimizin önemli yerlerini gezelim arkasından da bir yemek yeriz… Hiç merak etmeyin yiyecekler Arap aşçılar tarafından Helal gıda prensipleri üzerine pişirilmiştir. ”..!
Araplar bu nazik teklifi kabul ettiler ve başladılar şehri gezmeye…
İlk ziyaret yerleri bir Batı Bankası idi.
Araplar garip garip birbirlerine ‘Ne alaka?!.’ kabilinden bakarken, geziyi yöneten Rehber, bu merakı anlamışçasına konuyu Araplara şöyle izah ediyordu:
– “Efendim içinde bulunduğunuz bu Banka, “Dünya’nın en güvenilir bankası unvanı” ile çok farklı özellikleri olan bir Banka dır.”
– “Mesela bu Banka’nın işletme sistemi; Dünya’daki bütün ülkelerin Banka sistemleri incelenerek, en isabetli, en doğru ve tabii ki en güvenilir sistem olarak kurulmuş olup, müşterilerine böyle bir ciddiyetle hizmet vermektedir.”
– “Mesela, bu Banka’nın müşterileri istedikleri takdirde, kendilerini gizleme özgürlüğüne bile sahiptir. Yani müşteri istemediği takdirde kesinlikle kendi kimliği ve yaptığı işlerle ilgili hiçbir bilgi verilmemektedir.”
– “Mesela bu Banka’nın kasaları öylesine sağlamdır ki, kasaların yerleşimi, 7 kat yerin altında olup 3 “Atom Bombası” şiddetine ve sonrası oluşması muhtemel radyoaktif serpintilerine bile dayanıklı malzemelerden yapılmış ve içinde saklanılan hiçbir değerli eşyaya asla zarar gelmemektedir.” (vs. vs.) diye sözlerini bitirir.
Çalışma masalarına geri döndüklerinde Araplar Batılı Dostları’na:
– “.Biz, düşündük de, size satmış olduğumuz bu petrol paralarını en iyi şekilde yine sizin bankalarınızda koruyabiliriz. O bakımdan bu paraları biz sizin buradaki bankalarda açacağımız hesaplarda muhafaza etme kararı aldık.” dediler.

Batılı ülkeler amaçlarına ulaşmışlığın rahatlığı ile bıyık altından gülerken şöyle söylediler:
– “Bu Banka’ların para saklama özelliğinin yanı sıra, kıymetli eşyalarınızı ve ziynetlerinizi de bu Banka’larda muhafaza altına alabilirsiniz.”
Daha sonraki günlerde Araplar da öyle yaptılar, kendilerine ait para, altın, zümrüt, elmas, ellerinde ne kadar ziynet eşyası varsa getirip kendi elleriyle bu Banka’lara koydular.

Evet, içinizden bazılarının “Bu ne biçim paradoks bir ticaret”?!.
Az önce; bir tarafta mal, diğer tarafta para, ticaret sonucunda, “bu iki nesne yer değiştirir..!” ticari kuralına da ne oldu..?” diye içinizden soru soranlar olacaktır elbette..!
Evet, maalesef, bu değişim yapılamadı ve mal da Batı da kaldı, para da Batı da kaldı ve hatta Arapların ellerindeki bütün kıymetli ziynetler de artık Batı’da kalmıştı..!
***
Aradan yıllar geçti..!
Ve artık bir gün geldi ve Araplar, Batı bankalarında yatan paralardan çekmek istediler.
Ancak gördüler ki, para çekmek, para yatırmak kadar asla kolay değildi.
Önceleri, Batılılar panik halinde ikna çalışmaları başlattılar ve başarılı olamayınca da daha zor ama etkili bir “yol” buldular.
– “Siz bu paraları nerede kullanacaksınız..?”
– “Bu paralarla terörist mi destekleyeceksiniz?!.” gibi bir çok manidar sorular sormaya başladılar.
Ve ardından da ortaya Dünya literatüründe ilk kez “İslam Teröristleri” diye bir “Kavram” attılar.
Hatta zamanın Amerikan Başkanı daha da ileri giderek, BM’de kendilerinden paralarını isteyen Suudi Kralı Abdullah’a şunu açık ve net olarak söyledi:
– “Abdullah, kendine gel..!”
– “Bu söylediklerini “savaş sebebi” sayarız..!”
– “Eğer ısrar ederseniz, ülkenizde Suudi Krallığı yıkılır ve yerine de yeni bir düzen kurulur..!” dedi.
Bu restleşmenin ardından ABD bir hamle daha yaparak, sözüm ona teröristlerin para kaynaklarını kontrol altına alma adına, Dünya’nın neresinde olursa olsun, 50 bin doların üzerinde yapılan her türlü Banka hareketlerini “Monitoring”e tabii tuttular. Yani artık her para hareketi ABD den izlenir hale gelmişti.
Allah’ın “Kafirleri asla dost edinmeyin..!” ayetinin açık mesajına rağmen Araplar, dostum diye bildikleri Batılı ülkeler tarafından alçakça arkalarından vurulduklarını anlamış oldular.
Hayal kırıklıkları bir yana, bir anda her şeylerini kaybetmişlerdi..!
Ellerinden petrollerinin gitmesine mi, paraların ve ziynetlerinin bloke edilmesine mi, yoksa bu işte çalışanların emeklerinin karşılıksız kalmalarına mı ağlayacaklarına karar veremediler..!
Batı daha da ileri giderek, ülkelerinde, “Arap düşmanlığı” politikasını daha da sertleştirip konuyu İslam Düşmanlığı’na çevirdiler.
Sınırlarını İslam ülkelerinden gelenlere tamamen kapattılar.
Denizlerden şişme botlarla kaçak gelenlerin botlarını deldiler ve denizlerde boğulmalarını keyifle izlediler.
Bu gerçekleri yıllar sonra fark eden Araplar ise artık yalnız kaldıklarının farkına varmışlardır.
……devam edecek

En kalbi muhabbetlerimle…

ADNAN LEVENT TABAK/D.D HABER

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
  Subscribe  
Bildir

Benzer Haberler