ÜTOPİK AKIL OYUNLARI

Adnan Levent Tabak
Adnan Levent Tabak

Latest posts by Adnan Levent Tabak (see all)

Son zamanlarda hep “paralel”lerden bahsettik. Bu geometrik oluşumdan o kadar söz ettik ki, bu paralel dünya, adeta hayatımızın bir parçası haline gelmiş oldu.
Bugün ise sizlere düz bir çizgiden bahsedeceğim.
Adına da “ZDÇ” yani “Zamanın Düşünce Çizgisi” diyelim.
Aslında bu, bir çeşit “Hayal Çizgisi”. Belki de böyle bir Hayal Çizgisini zaman zaman kendi hayatımızda uygulamaya ihtiyaç bile vardır.
• O çizgi’nin üzerinde önce kendi yerimizi görmek için,
• Ya da birilerinin çizgideki yerlerini görmek için,
• Belki de geleceğimizi ya da ve hatta kendi çocuklarımızın bu çizginin neresinde olduklarını bilmek için böyle bir çizgiye her zaman ihtiyaç vardır diye düşünüyorum…
Hadi gelin şimdi bu çizgiyi önce biraz betimleyelim, sonra da içine hem kendimizi hem de çevremizi dâhil edelim. Bakalım karşımıza nasıl bir dünya çıkacak…?


İşte aşağıda oluşturduğumuz bu ZDÇ çizgisini görüyorsunuz:



Öncelikle çizginin en orta yerine mavi bir yıldız koyalım ve bu bizim Hal’deki Düşünce Koordinat’ımız olsun.
Çizginin sağ tarafına bir ok işareti koyalım ki bu da bizim Zaman Çizgimizin Gelecek Yönünügöstersin. Aynı zamanda bu ok işaretli yere bir yeşil yıldız koyalım ki bu da bizim Gelecekteki Düşünce Hal’imizi sonsuz karakterde yansıtıyor olsun.
Ve son olarak ta ok işaretinin ters istikametine kırmızı bir yıldız işareti daha koyalım ki burası da bizim Geçmişteki Düşünce Hal’imizi yansıtsın.

İşte oyunumuz başlıyor:
• BİRİNCİ KATEGORİDEKİ İNSAN & ZEKÂ TİPLEMESİ:
Bazı insanlar vardır ki geçmişte yaşarlar. Söylemleri, sohbetleri, davranışları hatta giyim tarzları bile böyle bir durumu kabullenilmişliğin doğasını oluşturur.
Konuşmaya başlarken: “Bir zamanlar ben….” diye başladıkları gibi, bazen de; “Eskiden biz…” diye örneklerle söylemlerini süslerler. Geçmişte yaşamış övgüye layık kimseler, onlar için vazgeçilmez şahsiyetlerdir. Zira her zaman bu şahısları örnek aldıklarını söylerler ve onların izinden gittiklerini dile getirirler. Kaldı ki o kişilerin fikirleri çok geçmişte kalsa ve hatta bu fikirler günümüzde önemlerini yitirse dahi bu söylem ve davranışlar artık onların hayat tarzları haline gelmiştir. “Atatürk bu konuda der ki;….” ya da “Einstein bir gün başını iki elinin arasına almış düşünüyordu..…” gibi, her defasında böyle önemli şahsiyetlerin söylemlerine sığınırlar.
Asla ileriye dönük bir çalışmaları olmadığı gibi, “Gelecek HAL, onlar için geçmişin tekrarı olmalıdır” mantığı ile hareket ederler. Dolayısı ile geleceğe dair hiçbir plan ve projeleri yoktur.
Bugünün HAL’indeki zaman dilimine bile gelmek onlar için oldukça zor bir çaba sarf etmek anlamına gelse de asla bunu başaramazlar. Kişinin bu “Zekâ Grafiği”ndeki yeri ve seviyesi, kırmızı yıldız ile mavi yıldız arasındaki her hangi bir konumda olabilir. Bu durum kişiden kişiye ve bulunduğu mevkilere göre değişim gösterebilmektedir.
Bu kategoriye bir örnek vermek gerekseydi herhalde Kemal Kılıçtaroğlu ismini telaffuz etmemiz isabetli olacaktı.

• İKİNCİ KATEGORİDEKİ İNSAN & ZEKÂ TİPLEMESİ:
Bazı insanlar vardır ki her zaman Bugünkü HAL de yaşarlar. Aslında bu kategoriye giren insan sayısı o kadar çoktur ki toplumumuzun çoğu kesimi böyle düşünür ve yaşarlar. Onlar için gelecek, daha uzun bir zaman dilimi ile ilgili olduğu için bir hayal bile değildir. Ama buna rağmen bu tür insanların gelecek ile ilgili hayaller kurdukları da görülmüştür. Geçmiş ise, iyisiyle kötüsüyle geçmişte kalmış anılardan ibarettir. Bazen geçmişi, kendilerine ders çıkartmak ya da nesillerine övünç kaynağı bilgilendirmelerde bulunmak bakımından zaman zaman hatırlamak istedikleri eylemlerinden sayılır. Böyle olunca da bu kategoriye giren insanlar Bugünkü HAL noktasında kalırlar ve yapabileceklerin en iyisini, başka zeki insanların geleceğe dair fikirlerini kabul etmek durumundan öteye geçemezler.
Bu kategoriye girenlere, siyasal hayatımızdan bir örnek vermek gerekseydi herhalde Devlet Bahçeli bu konuda iyi bir örnek olurdu.

• ÜÇÜNCÜ KATEGORİDEKİ İNSAN & ZEKÂ TİPLEMESİ:
Bazı insanlar da vardır ki, Gelecek Zaman Diliminde yaşarlar. Bu kategorideki insanlar Geçmiş Zaman dilimi ile bağlarını hiç koparmazlar. Zira günümüzde ders alınması gereken her bilginin, geçmişteki tecrübe kayıtlarında var olduğunun bilincindedirler. Haldeki zaman ise vazgeçilmez düşünce tarzları arasındadır. Çünkü muhatap oldukları kitlelerin çoğu bu zaman diliminde yaşadıkları için, onlarla daima irtibatta kalmak ve iletişim kopukluğu yaşamamak için her zaman içinde var oldukları bir zaman dilimidir. Ancak bu kimlik sahipleri çoğu kez, kendi zihinsel dünyalarında bir çeşit Gelecek Zekâ Çizgisi oluşturmuşlardır. Kurdukları bu Zihinsel Gelecek Dünya’larının değişik koordinatlarında yaşarlar. Onların hayat tarzları da düşünce tarzları da çok farklıdır. Zira onlar normal insanlar gibi düşünmezler. Onların hayal dünyaları, diğer var olanların çok ötesinde oluşmuştur. Yine diğer kategorilerde olduğu gibi burada da kişinin zeka seviyesi ve içinde bulunduğu stratejik ortam, kendi yerini mavi ile yeşil yıldızın arasında bir yere koyacaktır.
Bazı önemli isimleri bu çizgide yorumlayabiliriz:
Bu kategoriye örnek vermek gerekseydi Rahmetli Turgut Özal hemen aklıma gelen ilk isim olurdu. Zira o, bahse konu olan bu Zeka Çizgisi içinde Gelecekteki Düşünce tarafında yürüyen ender insanlardan biriydi.
Ancak beni, bu kategoriye giren Tayyip Erdoğan’ın bu çizgide bulunduğu konumu çok etkilemiştir.
Hatta Tayyip Erdoğan, zaman zaman bu kategoriye giren diğer insanlardan daha farklı olarak, o Gelecekteki Düşünce Çizgisinde ileriye doğru öylesine ani hamleler yapıyor ki, konumu itibariyle bu yazının konusu olan “Gelecekteki Zaman Çizgisini”n bile sınırlarını zorlamaktadır. Mesela bu kafa yapısında olan insanlar Gelecekte Zeka Yürüyüşleri yaparken O, bu yolda koşma denemeleri yaparak, bizlere ne kadar ileri boyutlu bir kimlik karakterine sahip olduğunu göstermektedir.
Belki de beni şaşırtan tarafı da sanırım bu olsa gerek.

DÜNYA SAHNESİNDEKİ STRATEJİK SATRANÇ OYUNLARI:
İşte yukarıda anlatılanlardan dolayıdır ki, dünya sahnesini yöneten o malum üst akıl, Tayyip’i takip etmekte zorlanmakta ve hatta birçok kez onun tarzını kendileri için örnek almaya çalışmaktadır.
Her zaman Dünya Sahne’sinde oynanan bir takım oyunlardan söz edilir. İşte biz de bir çeşit SATRANÇ tahtası gibi bir mizansenle size bu oyunlarla ilgili bazı kurgular yapmaya çalışalım:
Sahne Enstrümanlarımız:
• Bir futbol topu: (Bu top çok önemli zira yüz binlerce insanın izlediği en önemli obje bu)
• Bir futbol sahası (En az yüz bin seyirci kapasitesinde),
• İki rakip takım (Biri mavi diğeri kırmızı),
• İki teknik direktör (Dünyanın en iyi iki teknik adamı),
• Hakemler (Saha hakemi, orta hakem ve iki de yan hakem olmak üzere dört hakem),
• Medya kanadı (Zira bu maç, dünyanın en uzak köşelerinde bile kesinlikle izlenmesi gerek),
• TV Seyircileri ile sahadaki izleyiciler,
• Veee… en önemli kimlik ORGANİZATÖR (yani ÜST AKIL)
Hadi o zaman daha fazla heyecan yaptırmayalım da hemen maçı başlatalım…!
……..
Yoook öyle bişey… buna biz, siz, oyuncular, teknik personel ve hatta hakemler bile asla karar veremeyiz. O zaman, kim karar verecek buna..?

TABİİ Kİ ÜST AKIL…!
Zira bu maçın ne zaman başlayacağına, kimin ne zaman sevineceğine, kimin ne pirim alacağına, kimin yenilip ağlayacağına ancak ve ancak ONLAR karar verirler.
Burada asıl amaç ne bir takımın diğerine galip gelmesi, ne de o yuvarlak nesnenin iki kaleden birine girmesi, ne de böyle bir GOL atılması sonucunda yaşanması muhtemel seyirci sevinmeleri onların ilgi alanında değildir. Onları ilgilendiren tek şey:

HÜKMETTİKLERİ BU DÜNYA DÜZENİNDE BU FANTEZİLERE SADECE VE SADECE KENDİLERİNİN KARAR VERMİŞ OLMALARIDIR…! DİĞER ADIYLA “İLAHLIKLARINI TESCİL ETMEK..!”

Yani eğer ortada bir maç var ise, bugün bu takımlardan hangisinin kazanacağına karar vermek te onların iradelerindedir, seyircilerin GOOOOL diye bağırmaları da onların İLAHLIK OYUNLARInın bir parçasıdır.
Hadi şimdi bu spor olayını her kademeden ele alarak, kimin ne amaçla ve ne ölçüde bu tiyatronun içinde olduğunu birlikte irdeleyelim:

Şimdi sahnemiz tamamlandığına göre artık tiyatro sahnemizin perdesini açabiliriz:
SAHADAN OLDUKÇA UZAKTA BİR MEKAN:
ÜST AKIL, futbol sahasının maketinin üstüne yerleşmiş ve etrafındakilere emirler yağdırıyordu.
• “Maç başlasın” diye emir verdi…!
• “Kırmızılı takımın 7 numaralı oyuncusu neden halen daha topa vuramadı. Biz onlara demedik mi ilk golü 7 no’lu oyuncu atacak” diye…!
• “Hakem burada düdük çalsın”…!
• “Mavili 5 numaralı oyuncu hakemle dalaşsın”…!
• “Teknik direktör oyuncuları azarlasın”…!
• “Seyirci bağırsın”…!
SAHANIN İÇİ:
• Top Konuştu: “Yaw şu insanlar ne garip yaratıklar, her biri bana bir tekme atıyor ve herkes benim sürüklendiğim tarafa doğru koşuyor, diğer taraftan insanlar bağırıyor..! Nedir bu başıma gelenler”…!
• Kırmızı Takımın Kaptanı: “Hoca ‘sağdan hücum edin’ demişti..! Ne ayaksınız olum siz..! Herkes sola top vuruyor…! Size demedik mi 7 numaralı oyuncuya pas verilecek ve ilk golü de o atacak” diye…!
• Orta Hakem: “Düüüüüt…! Faul”..!
• Mavi Takımın 5 No’lu oyuncusu: “Hocam orada sanki taç vardı ama siz faul verdiniz”..!
• Teknik direktör: “Yemin ediyorum maç bitsin, bu yaz tatilini burnunuzdan fitil fitil getirecem”…!
• Seyirci: “Gooool”…!
Bunlar bu ülkede yaşanırken aynı ÜST AKIL, diğer yandan dünyanın bir başka ülkesinde de bunun bir benzeri ancak daha dramatik bir mizansen daha kurmuştu:
ÜST AKIL emirler vermeye devam ediyordu:
• “Amerikan Askerleri cephenin dışında kalsınlar. Zira o bölgede zaten iki Müslüman grup çatışıyor neden aralarına girsinler ki? Bizim buradaki amacımız zaten bu değil mi?. Tekrar ediyorum: Eğer ortada iki Müslüman gurup çarpışıyorsa asla müdahil olmayın..! İran-Irak savaşını hatırlayın”..!
• “Esat a söyleyin şu hastaneyi bombalasın”..!
• “Rus uçakları ‘F’ mahallesindeki çocuklara misket bombası atsın. Çocuklar belki oyuncak sanırlar”..!
• “Tayyip e söyleyin Musul a girmesin”…!
Fakat o da ne? Bu son emrin yerine ulaşması ile birlikte bir ses yükseldi Türkiye den…!
ONE MINUTE…! ONE MINUTE..! ONE MINUTE…! diye bağırıyordu Tayyip.
Bu oyunu kurgulayanlar ŞOK içinde bu yankılamayı bir süreliğine dinlediler.
Sonra da kendi kendilerine;
“TÜRKİYE DE NELER OLUYOR..?”
“KİM LAN BU TAYYİP..?”
“GÖZLERİMİZİN İÇİNE BAKA BAKA ZEKAMIZLA OYNAYAN BU ADAM DA KİM..?” diye sormaya başladılar..!
Strateji uzmanlarından oluşan ekiplerin uzun uzun yaptıkları toplantılardan da artık bir sonuç alamamışlardı.
Tek seçenek kalmıştı:
“EMRE İTAAT ETMEYENİ İMHA ETMEK…!”
15. Temmuzda bunu da DENEDİLER..!
AMA BAŞARAMADILAR..!

Devam edecek…

ADNAN LEVENT TABAK/D.D HABER
***

Benzer Haberler