SOY, PARA ve MEZHEP HANEDANLARI

Kardeşlerimizden Şeref Özcan, merak ettiklerini içeren bir mesaj-metuo yolladı. Ve dedi ki; “Selamun aleykum değerli hocam! öncelikle şunu belirtmek isterim ki sizinle tanişmam Pelikan dosyasını merakımla başladı. Akabinde tamamı olmasa da birçok videonuzu dinledim. Darbe ile ilgili 4 videoyu tekrar tekrar izledim. Bu hususta bir kaç sorum olucak. Hatta benim gibi merak edenler de vardır eminim… Bu nedenle belki video yapmayı bile düşünebilirsiniz. Şu anda sizinde bahsettiğiniz gibi herkes yeni bir arayışa girmiş bulunmakta. evdeki hesap çarşıya uymadı ve belli ki Almoamerikano “darbe” ile bu anlamda, son kozunuda kullandı gibi… Birkaç ay önce (Şubat 2017)’de amerikalı en üst generalin, Türkiye’ye gelmesi ne anlam ifade etmekteydi? Almoamerikano yeni bir strateji mi belirlenmekte denilebilir mi? Ya da bu aralıkta ve bahsetmiş oldugunuz “Avrasya Birliği” projesinin tohumlarının atılmakta olduğunu görmekteyiz. Bir kısım basından sürekli İran ve Rusya ile alakalı haberlere rastlanageliyor. Sanki bu ülkeler, Türkiye’ye destek veriyor gibi gözükmekte! bu bağlamda, Erdoğan’ın Rusya’yı yaptığı ziyaretler ne ifade etmekteydi? Aynı zamanda Çin’ini de bu birliğine dahil ediyor musunuz?

Ve belki de en önemlisi, İsrail, Avrasya Birliğinde olabilir mi? Rus düşünür Alexander Dugin’in Avrasya Birliği projesi, İsrail’in Yeni Ortadoğu Projesi olabilir mi ? Şu bağlamda sormaktayım Avrasya Birliği’ne, bu coğrafyadaki bütün Arap ve Türk devletlerini sokmak mümkün sanırım… Avrupa Birlği gibi yeni bir Avrasya Birliği haritasının çıkmış olması, İsrail’in Vaadedilmiş Topraklara kavuşmuş olması anlamına gelebilir mi?

Eğer bu konular ile alakalı bi analiz yaparsanız çok memnun olurum. Tabii ki “Gaybı, Aliym olan Allah’tan başkasının bilmesi mümkün değil!” bizim sizlerden beklentimiz sadece bütün bu gelişmeler ışıgında bir öngörü, tahmin ve olasılık analizi…”

Hemen ardından da şunları ekledi Sevgili Şeref: “Değerli hocam, Sultan abdülhamit Han’ın dönemi ile günümüzün son dönemi arasındaki benzerlikleri incelerken, bazı tarihler dikkatimi çekti, 13 Nisan 1909 , 31 Mart Vakasının başladığı tarih… Ve 13 gün süren isyan olarak not düşülmüş bir çok tarih kitabında. Bu tespitin akabinde 13 Nisan tarihini, yakın tarih ile sorgulamaya başladım; benzer özellikler taşıyan tarihi, siyasi önemli mevzular var mıdır aceba diye.

Sonrasında enterasan bir kaç şey daha dikkatimi çekti. başta Oda Tv olmak üzere bir çok haber kanalında, 13 Nisan 2017 Fetullah Gülen’in ölüm tarihi olarak çıktımıştı. “Vikipedi’ye göre, Fetullah Gülen’in ölüm tarihi olarak 13 Nisan 2017 tarihi işaretlenmiş. Vikipedi’de durum düzeltilse bile, başka Google aramalarında Gülen’in ölüm tarihi hala 13 Nisan 2017 olarak görünüyor…” gibi absürt haberler de okumaya başladım.

Evet, ilk tarih bir milattı… Ki Sultan Abdülhamit han’ın tahttan indirilmesi ile gayri resmi olarak Osmanlı’nın ve Hilafetin son buldugunu kabul eder bir çok tarihci. Peki 13 Nisan 2017 nedir? F.Gülen’in şayet o tarihte ölmesi, veya öldürülmesi tahmini neyin bitişi olabilir diye düşünülmüştü. Aradaki 108 yılın ifade ettiği saklı bir işaret olabilir mi diye düşündüm ve meraklandım açıkcası,
Burada da 108 yıl konusuna takılmıştım. Ki, araştırmalarımda, Vatikan’ın ” Gül Haç Kardeşliği” tarikatı organizasyonunu, 108 yılda bir dünyayı dizayn ettiği gibi bir teoriyle karşılaştım.
kısacası 16 Nisan da bildiğiniz üzere Referandum yapıldı. 13 Nisan’da şayet F. Gülen’in ölmesi veya öldürülmesi mi planlanmıştı acaba? Amaçlanan böyle bir komployla başlayacak olan süreç, yeni 16 Nisan Referandumunu etkilemek suretiyle “Yeni 108 Yıllık Planı”ın başlangıcımın startı mı sayılacaktı aceba? Şimdi durum ne? Konu ile ilgili düşüncelerinizi merak etmekteyim.
***
Aleykümselam Sevgili Şeref… Önce birinci bölüm… Derindunyadaki Rex Deus planı vidyomuzu dinlemiş olmalısın. 3. Dünya’nın Katastrof döneminin sonuna girmiş olduk 2017 yılı itibariyle… Yıl, asıl itibariyle Referandumun sonunda, evet-hayır durumuna göre son rotuşunu yapıp menzile doğru yol alacaktı ve şimdi de yeni rotalarla sürüyor. Tabii ki revize edilen son planlar doğrultusunda. Son planların ilki Rex Deus olup 21 Yy ve sonrasını kurgulamak için ABD seçimleriyle birlikte iş başı yapmıştı. Bu planda akıl sahibi Küreselciler ya da GLOBALİSTLER’di. Onlar, aslında Tapınak şövalyeriyle köklenen ve değişik isimler altında devam edegeldi günümüze doğru. Bir çalışmamızda bunlara “Paranın Hanedanlaerı” adını vermiştik; malum. Bunların karşısında HANEDANLAR yer almakta ki onlara da “Soy Hanedanları” diyegidiyoruz. Ve bunlar, ilk kapışmayı ABD seçimlerinde yaptılar. Soy Hanedanlarını temsilen Cumhuriyetçiler, ilk raundu almışlardı. Aslında, Paranın Hanedanları dediğimiz Yahudi kökenli şövalyecilik akımları, da Demokratlar kanadında, bir başka soy hanedanının şemsiyesi altındaydı. Onların Stuartlar olduğu da söylediğimiz bir başka taraftı. Onlara “Derin İrlanda, Derin İskoçya” diye de sıfatlandırmıştık. Aslında onlar; “Derin Keltler”di. Bu anlamda Cumhuriyetçiler için de “Derin AnloSaksonlar” diyebiliriz ya da “Derin Angıl(Sakson)Terra yani Türkçe’deki söylenişiyle İngiltere…” Anlaşılan o ki Birleşik Krallığı teşkil eden dört krallıktan K.İrlanda (Buna, kavgada, Güney İrlanda’yı da ekleyelim.) ve İskoçya (ve Bir Galler) bir yanda ve Stuart Hanedanı mirası… Öte yanda İngiltere (ve Bir Başka Galler)’in kralları olarak Vindsorlar. “Stuart-Vindsor Kavgası” yeni değil. 1640’ta başlamıştı, her fırsatta sürüyor. İlk yenilgiyi Stuartlar yaşamıştı 1650’de Yahudi parasıyla hareket eden Pürüten O.Cromvel tattırmıştı. İkinci yenilginin sonunda, 1714’te galip taraf Vindsorlar oldu. Böylece Kuzey Almanya, İngiltere’yi işgal etmiş oldu. Stuartlar Fransaya kaçtı, sonra Amerika’da üslendiler. Kuzey Güney Yankee savaşında, Vindsorlar bir kez daha yendi Stuartları bu sefer, ABD de Vindsorların kontrolüne girmiş oldu. Stuartlar razı oldu. Bundan sonraki süreçte ilk başkaldırıları, 1960’da İrlanda kökenli Kenedy ile oldu lakin bu başkaldırı İngiliz Vindsor Hanedanı’ından çok, Paranın Hanedanlarına karşıydı yani “FED Hanedanı”na… Kenedy öldü, Stuartlar kaybetti. Vindsor ve Fed hanedanlığının ortak düzeni sürdü.
Stuartlar, son olarak yine anası tarafından İrlanda kökenli Obama ile başkaldırdılar. Sekiz yıllık iktidarları döneminde ABD’yi kendilerine göre kurguladılar; bu sefer Fed Hanedanlığını da yanlarına almayı başarmışlardı zira gerek Stuartlar ve gerekse Fed Hanedanlığının kurucu ailelerinin “Ruhlarının yarısı” aynı kökenden gelmekteydi, “Rex Deus Aileleri”nden… Hatta bir ara “4.İbrani” olarak sözünü ettiğimiz Kripto Şövalyelerinin içinde hem Stuartlar ve hem de Fed kurucu ailelerinin mevzubahis yarım ruhu öz kardeş, tamaı da biraderdi. Diğer ruhun kim olduğunu da söyleyelim: Onlar Sabato-Frankistler olarak bir grup olarak “Süper Kripto”lardı. Velhasıl, Obamacılıkta olması gereken olmuştu. Lakin “Obama şövalyeliği”nde birleşme de 2016 Seçimlerini kazanmaya yetmedi. Savaş hala sürüyor.

ABD Seçimlerinin sonuçlarından biri de 2 Almanya’nın, 3 Cermen komplosu üzerinden paramparça olmasıydı. Ve bu parçalanmanın ardından bir de “Latin/Roma/İtalya Ekolü” sahaya çıktı. Vatikan’ın müdahalesiyle savaş “Teolojik/Dinsel Savaş” kimliğine büründü. Bu durumda İslam dünyası ile Batılıların rutin mücadelesi, bir anda İslam ve Hristiyan (Ve Hristiyanlığa sızmış olan Musevi/Yahudilik) vuruşmasına döndü. Yani Batılılar, Seküler maskesini çıkardılar. Bu maskenin çıkışıyla birlikte, hiç beklenmeyen bir durum yaşandı: Batılı güçlerin 1618’de Katolik cenderesinden kurtulmak ve Sekülerleşmek için verdikleri “Avrupa Mezhep Savaşları” hatıraları canlanıverdi.
Bu noktada kafalardaki soru şu: Önce Müslümanlarla mı savaşalım yoksa yartım bıraktığımız “Mezhep Savaşları”na devam mı edelim kaldığımız yerden? Bu konuda fikir birliği edebilmiş değiller, çok şükür! Ve zaman ve siyaset hızla “Haçlı Savaşı”nı tavsatmakta ve “Mezhep Savaşı”na doğru yol almakta… İşte, böyle yapıyor Mevla! Allahualem…

Yani artık “Yeni Düşman İslam” anlayışı, şimdilik sona erdi ya da parka çekildi. Ve Türkiye ile Müslümanlar açısından durum stabil. Yeni düşmanlar ise Küreselci Para Hanedanları, Kök-Soy Hanedanları ve yeni bir güç olarak Mezhep Hanedanları. Bu durum, “Reks Deus Planı”nda epey bir erezyona sebep oldu. Daha doğrusu Reks Deus Cephesi, kendini yeni durumlara göre, sürekli resetleyecek gibi. Ancak temel unsur Çin. Yani Kelt Soylu Stuart Hanedanı, illa Çin’in derinliklerine “Çekik Gözlülerin Son İmparatorları” olarak sızmaya kararlı. Bu durum, Çin’in de istikbal endişelerini ortadan kaldıran bir hamle olacağı için alan razı, veren razı… Benzeri bir durum da Türkiye’nin başına gelebilir; tehlike dört koldan kapıda… Yeri gelince onu da anlatırız, inşallah!
***
Devam edelim: Hatırlandığı gibi Reks Deus Planın karşısındakiler yani Hanedanların (İlk haliyle dört sarışından söz etmiş ve Kraliçe’nin izniyle May, Merkel ve Trump ortalığı…) karşı atağı yani Sarışınların kurduğu karşı plana fakir, “ANTİREX Planı” adını koymuştum. Plan ana çizgileriyle hala yürürlükte. Ancak “Sarışınlar Koalisyonu” dağılmış durumda: Çünkü 2 İngiltere’nin 1. Ayağı ikiye ayrıldı. Bu ayrışmada Vindsorların önüne yeni bir hanedan çıkama sürecinde: Mount Hanedanlığı… Bu ayrışmayala birlikte “Trump Amerikası” özgürlüğünü ilan etti ve bir “Amerikan Milleti” projesini başlattı. Bu doğrultuda, “Diğer Amerika” ile yakınlaşma hatta bir olma temrinleri yapmakta. En şedidi de ilk defa “Öz ve Hakiki Koç” yoluna saptı. Amerikan Kutbunun inşasına başladı. Diğer sarışın Merkel Almanya’sının durumuna yukarıda değinmiştik. Daha sonra ayrıntıyı artırırız inşallah…

Sevgili Şeref… Senin yukarıda sözünü ettiğin Avrasya Felsefesi, ise Ruslara ait bir alt plandı hala öyle.. Moskova patronu olduğu Avrasya Planını, Küreselciler, Rusya-Türkiye-İran-Ortadoğu ve Ortaasya düzleminde hayata geçirmek niyetindeydi. Tabii ki başat oyuncu Rusya idi hala öyle. Fakat Hanedanlar, 2017’nin Şubat ayında Teresa May’ın Ankara ziyaretiyle kendi planlarını yani ANTİREX’i uygulamaya soktular. Bu planda başat oyuncu Türkiye olarak belirlenmişti. Balkanlardan başlayan bir şerit halinde İİstanbul, Türkiye-İran Afgan-Pakistan-Çin ve Kuzey Hindistanı içine alan bir ortaklık kuşağı tasarlamaktaydı Backingham Sarayı. Anlaşılan o ki Türkiye, o günden sonra Rex Deus’un yerine, Antirex’de yer almayı tercih etmiş görünüyordu. Ancak bir şartla… Ankara, Ortadoğu ve Sahra altı Afrika’yı da istiyordu. Anlaşma bu minvalde 16 Nisan’ın sonucunu bekledi. Evet çıksa da çıkmasa da 17 Nisan Türk İmparatorluğunun depara kalktığı yıl olacaktı. Oldu da lakin beklenilen süratte değil. Zira dendiği gibi “Sarışınlar Bloğu” çatladı ve bloğun iki buçuk unsuru Ankaranın karşısına geçti hatta Almanya, adı konmamış bir savaş başlattı Ankara’ya karşı. Amerika’nın savaşı da örtülü olarak sürmekte. Durum ne olur, kestirmek güç çünkü bu dönemin özelliği, her an her şeyin değişme ihtimalinin daima var oluşu… Elbette hakikati Allah biliyor.
***
Gelelim ikinci kısma… Gül-Haç Biraderliği, 17. Yüzyılda, bir Kelt gizemciliği olarak doğmuştu. Biliyorsun ki Keltler (Şimdiki İskoçlar ve İrlandalılar ve en önemlisi Britanya’ya adını veren Britonlar… Bu arada, Brit sözcüğünün İsrail anlamına geldiğini de söyleyelim: Örnek B’nai_B’rith gibi… )

İşin ilginci Keltler, MÖ’nin Anadolu halklarından biriydi. Orta Anadolu’da, Yozgat merkezli bir devlet bile kurmuşlardı. Bugün de aynı bölgede Keltik DNA’ya rastlanmakta. Bu sebeplerle Keltler için Anadolu kutsal sayılmakta. Ve hatta, Gül-Haç kardeşliğinin Gizli Merkezi Anadolu’dur iddiası yaygındır. Bu yüzden sözünü ettiğin 100 ya da 108 yıllık büyük kurultaylar burada, İstanbul’da toplanmakta deniliyor.

Bu hususun Gülen ile ilişkisine gelince… Bu adamın soyadındaki “Gül” hecesi, bu bağlamda bir anlam ifade eder mi bilmem. Ama üç kişilikli Gülen’in, Hristiyani yanı Vatikan üzerinden, Kelt Ezoterizmine ya da Gül-Haç Gnostizmine irtibatlı olma eğiliminde. Hatta Gül Haç üyesi olduğu hususunda şüpheler de var. Ama Masonlarla ilişkisi ve Mason olduğu iddiası daha güçlü. Aslında Tapnakçılıktan çıkan Gül-Haç, Masonlukla da ilintili bir kardeşlik zincirinin, Simya ve Maji üzerinde çalışan okültik halkası denilebilir. Eğer öyle ise, bu tür gizemci tarikatlar sembolleri, inançlarının bir kaydı olarak, kutsamakta. Sayılar, zaman, metaller ve takvim gizemciliğin şifre sahaları. Yani senin zikrettiğin 13 Nisanlar, periyodik 108 yıl, inancın sembollerinden olabilir diyebiliriz.
***
Güle’nin ölümüne gelince… Şu an Gülenciler ikiye ayrıştırılmakata. Amerikancı Fetullaçılar ve Almanist Cemaat… Gide gide, hareketin Said’i Nursiyle irtibatından yana olan grubu, Alman BND’sinden kontrol edilmekte olan damar olarak güçlenmekte. Trumpla birlikte Amerika, bu kargodan kurtulma niyetinde göründü çünkü Fetullah’ı nereye koyma/oturtma konusunda sıkıntılıydı. Ya öldürecek ya da kaçırılacak veya uçuracaktı. Bu sorun hali nedeniyle Türkiye’ye teslim etme ihtimali de vardı ama sağ olarak değildi. Eğer Vaşington, kesin kararını vermişse Fetullah’ı elden çıkarmadan, dirisinin ve ölüsünün bir işe yaramasını isterdi. Bu da Referandumdan üç gün önce ya “kalp krizinden öldü” haberi şeklinde kurgulanmış olabilir kanatimce. Ya da aynı tarihte Mit elemanlarına teslim edilir miydi; belki… O durumda da Ankara ikinci bir Öcalan vakası yaşamak istemez ve işini bitirerek, “Korkudan Kalp Krizi” gerekçesine bağlar geçerdi. ABD, “Evet” çıkmasından yanaysa teslim eder. Yok değilse öldürür ve ölüsünü teslim eder ya da Gülen teslim alındığı ve Ankara’ya indirildiğinde ölecek şejkilde ilaçlanabilirdi. Bunların ışığında, bazı analizciler ya da başka başka servisler, “Gülen’in Ölüm Tarihi”ni ilan etmiş olmalılar. Gerçekleşirse; “Bakın tahmin etmiştik!” diyebilmek için. Ama Referandum oldu ama bütün bunlar olmadı; Gülen hayatta. Bu durumda, Amerik’nı hala Fetullah’tan sağacağı süt var demektir. O zaman da “Sahte Mehti-Mesih” olduğu için uçurulacaktır yani “Gaybubet-i Kebir-i Sani” diyelim. Ama hareketin felsefesi, şu an Amerika’nın son operasyonunun temelini teşkil etmekte. Konuyu daha sonra ayrıntılandıracağız fakat bu aralığa bir haberi yapıştıralım.

Haberin başlığı şöyle: “Suudiler, Türkiye’den intikam mı alıyor Gülen’in ayağına gitti…”
Suudi Arabistan, Türkiye’nin Katar’ın yanında yer almasına karşı misillemeye mi başladı? Kraliyet ailesine yakın bir işadamı Fetullah Gülen’e gitti. Suudi asıllı İngiliz işadamı ve gazeteci Othman al Omeir, Fetullah Gülen’le bir görüşme gerçekleştirdiğini duyurdu. Al Omeir, Suudi kraliyet ailesine olan yakınlığı ile biliniyor. Londra’da yaşayan ve İngiliz vatandaşlığına geçen, gazeteci ve işadamı Suudi asıllı Othman al Omeir, Instagram’da bulunan hesabından üç gün önce Fethullah Gülen’e gerçekleştirdiği ziyaret esnasında çekilmiş video bir görüntü paylaştı. Gülen’le röportaj gerçekleştirdiğini duyuran al Omeir, henüz görüşme içeriğini yayınlamadı. Al Omeir, gazetecilik faliyetlerinin yanısıra Ortadoğu, Britanya ve ABD’de yayınlanan Tv programları hazırlayan bir şirketin sahibi. Al Omeir, 2001’de Londra’da ‘Elaph’ adlı Arapça bir gazete de yayınlamaya başlamıştı, gazete Suudi Arabistan tarafından finanse edilse de, Suudilerin sansür mekanizmasından bağımsız yayın yapıyordu ve dinde radikalleşmeye karşı liberal bir duruş sergiliyordu. Al Omeir’in Kral Salman’a yakın bir isim olması, Fethullah Gülen ziyareti, ”Suudi Arabistan cephesinden Türkiye’nin Katar politikasına karşı bir misilleme hareketi mi yapılıyor?” sorusunu gündeme getirdi.”
***
Sevgili Şeref… Şimdilik aklıma gelenler bunlar. İnşallah faydalı olmuşuzdur. Selamlarımla…
Şeref Özcan son olarak dedi ki: “Hocam çok sağolun! “Çok faydalı oldu…” diyebilirim hatta aklıma başka teoriler de getirmedi değil. Yayınlarınızı beğenerek okuyan ve izleyen biri olarak çok teşekkür ederim.”
***

SEYDAHMET KARAMAĞRALI/D.D HABER

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Benzer Haberler