BUDİST TERÖR ve ÇİNHİNDİ’NİN SÜRPRİZİ?

Ahmet Yozgat
Ahmet Yozgat

Latest posts by Ahmet Yozgat (see all)

“Orda bir köy var, uzakta,
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.” Şiirinde diyor ya Ahmet Kutsi Tecer; “O köy bizim köyümüzdür…” diye. Aklıma, dünyanın dört bir yanındaki Müslüman topluluklae geliyor. Moro’da, Orta Afrika’da ve bunlar gibi nice yerlerde… Aklıma gelenlerin en mazlumları ise Arakanlı Rohinya Müslümanları. “Gitmesek de, görmesek de…” Arakanlılar bizim kardeşlerimiz. Onları sadece dualarımızda değil, elimizdeki her imkanı kullanarak hatırlamalı ve hatırlatmalıyız. Yansın yüreğimiz şu soruyla; O öksüzlerin kimleri var Türkiye’den başka…
Ancak…
Bir süre önce, Müslüman’ın gönlünde ve beyninde sabıkalı olan, Çinhindi ülkelerinden Myanmar’ın başkenti Naypyidaw’da yayınlanan Republica Gazetesi, ülkesinin Endonezya ve Türkiye’den silah alımı yaptığını yazarak, söz konusu iki ülkede ‘mantık zelzelesi’ oluşturdu. Sadece iki ülkede mi? Yo, kanaatimizce tüm Müslüman ülkelerinde, haberi duyanlar sarsıldı ve aynı mantık zelzelesini yaşamış olmalılar. Haberin devamına bakalım: Silah satımının, 2009 yılından başladığı ve ilerleyen bir zamanı da kapsadığı açıklamada yer almakta. Şu anlamda önemli yukarıda verilen yıl/yıllar; Myanmar da, Müslümanlara karşı planlı olarak başlatılan ve taammüden Jenosit olarak uygulanan ‘Budist Terör’ün en kesif olduğu zaman dilimini oluşturuyor.
O günlerde gazeteler çarşaf çarşaf, dünyada aynı zamanda, ‘Rohinya Müslümanları’ olarak da bilinen Arakan’daki mazlumiyetin haberlerini veriyordu. Mesela, biri şöyleydi: Müslüman Myanmarlılara ölüm tehdidi: Myanmar polisi, yüzlerce Budist’in, ellerinde bıçak, kılıç ve bambu sopasıyla dolaşmaya başlaması üzerine Mandalay şehrinde, Müslümanların yaşadığı mahalleri güvenlik kordonuna aldı. Reuters, yaklaşık 300 Budist’in, motosiklet üzerinde şehir etrafında tur atarak ölüm tehditleri savurduğunu duyurdu. Olayların, Budist bir kadına tecavüz ettiği iddiasıyla suçlanan ve Müslüman olduğu iddia edilen birisinin yaşamakta olduğu mahallenin, yüzlerce kişi tarafından basılmasıyla başladığı bildirdi…
Bunun gibi, tv’lere yansımış yüzlerce haber sıralayabiliriz elbette. İlaveten gazetelere yani yazılı medyaya yansıyanlara gelince… Oh-ho! Bununla beraber, bir sabıkası daha var Myanmar devletinin. Dünyada, Müslüman azınlıkların yaşadığı, neredeyse tüm devletlerin yapma alışkanlığı edindiği üzere, ülkede olup biteni ve Müslüman katliamını saklamaya çalışmak… İşte, sabıka bu…
Biraz daha fokuslanalım, bölgenin temel belirleyeni anlamında etnik ve dini argümanlara… Sadece Myanmar değil, bu yazının hedef ülkesi… Başkaları da var elbette… Ancak ne yazık ki Dünya Müslümanlarının ne bölgeyi ve ne de bölgedeki benzeri katliamları bildiği söylenemez. En acısı ise sözünü ettiğimiz kitlenin, bu kabil olaylarla bırakın diğer mazlumları, kendi dindaşlarının yaşadıklarıyla ilgilendiğini söylemek de mümkün değil.
Bilindiği gibi Myanmar’ın ya da onun da içinde bulunduğu Çinhindi bölgesinin haritadaki yeri, Güneydoğu Asya. Büyük kıtayı bir dikdörtgen gibi düşünürsek, alt sağ köşe Çinhindi olarak bilinmekte. Çinhindi… Yani Çin ile Hindistan arasında bir ortak bölge de demek mümkün buraya. Yani dikdörtgenin sağ alt köşesi hem Çin özellikleri taşımakta, hem de Hindistan’a ait hususiyetleri. Arazi olarak, Çin’in uzantısı fakat muson bölgesinde bulunması ve egzotik habitata hâkimiyeti Hindistan’ı hatırlatmakta. İnsan örgüsü olarak da Çin ve Hint melezi… Bölgede yaşayan halklar, çekik gözlü lakin sarı ırk değil; esmer benizli toplumlar olarak karşımıza çıkmakta. Bölge halklarının derin genetiğine bakarak söylemek gerekirse Sami ırk ile Yafes ırkının melezi denilebilecek bir kök hücre ve karışık genom haritası taşıyan bir beden müktesebatından söz edilmekte buralılar için. Bu anlamda bir bakıma Latin Amerika’yı ve oraların halkını hatırlatmakta: Uzmanlar, onların yani Güney Amerikalıların kökatalarının da Nuh oğullarından Hami ve Yafes olduğunu tahmin etmek zor değil diye açıklamaktalar durumu.
Hatırlar mısınız bilmem… Haber Ajanda dergisinin, belki bir yıl önceki, belki de daha eski sayılarından birinde; ‘Sınırboyu Milletlerin Sendromu’ adlı bir makale yayınlanmıştı. Dergimiz yazarlarından A. Yozgat’ın, bu ilginç yazısını merakla okumuştum o vakit. Daha çok ‘Eski Dünya’nın merkez dairesini analiz eden o yazıda deniliyordu ki özetle: “Büyük içtimai unsurların aralarındaki ortak bölgede yaşanan sosyal gel-gitler nedeniyle melez bir insan tipolojisi doğmakta. Bu tipik melezlik sadece kanda ya da genetikte göstermiyor kendini. Aynı alanda bir de melez kimlik ve melez kültür oluşturmakta hatta ruh… İşte, bu katmerli melezleşme sendromik bir sır barındırmakta sözü edilen tipografın beyin kıvrımlarının en ücra adreslerinde…” Yazarın tahmini ya da tespitine göre; “Bu ırki tipograf, saklı ve kollektif kompleksiyle mücehhez, iki kişilikli bir saklı illet vakası… Çoğu zaman edilgen ama fırsatını buldu mu etkinliğini zulümle ortaya koyma eğilimine sahip. Korkak ama deli cesaretini de saklamakta derinliklerinde. Güzel ve çirkin, iyi ve kötü… Yani, tezatlar ikilimi…”
İşte, yazarın, sözünü ettiği sınırboylu melez insan tiposunun tarifi, buna yakın bir tarifti. Ve tabi, doğru olup olmadığı Ruh Bilimiyle uğraşan uzmanların işi… Ancak bir genel gözlemci olarak tarihe ve tarihi ören insani örgüye bakıldığında yazar ve makalenin tahmini haklı gibi durmakta… Neyse! Geçelim bu hususu…
***
Başta Myanmar olmak üzere Vietnam, Tayland, Singapur hatta Malezya ve Avustralya’ya doğru uzanan adalar üzerinde kurulu Endonezya’yı da bu coğrafyadan saymak mümkün. Bunlardan son ikincisinin Müslüman olduğunu da söyleyelim bu arada. Diğerlerinin tamamı Budist inancında… Ancak ‘Çin Budizmi’ diyebileceğimiz özgünlükte bir inanç değil Çin Hindi uluslarının ki. Sanki dinleri de melez; özünde Hindistan Brahmacılığının ve diğer inanç çeşitlerinin özelliklerini de taşımakta. Yani bölgeye komşu olan ‘İki Efendi’nin inancının alt ve kişiliksiz versiyonu da demek mümkün Çinhindi Budizmi için…
Yanlış anlaşılmasın! Kimsenin inancını küçümsemek ve kötülemek niyetiyle yapmış değil yukarıdaki tespit. Çünkü bu tespiti yapan yazar olarak Bendeniz; ‘Senin dinin sana, benim dinim bana!’ ilahi tespitine inanan bir dinin mensubu tabii ki. Ve elbette tutmak durumundayız bu tavsiyeyi. Bu cümlenin ardı sıra ama diyeceğim, demiyorum ama…
Ve devam ediyorum… Mutlaka işitmişliğiniz vardır; Pol Pot isimli bir insanlık canavarını… Polpotizm, 2. Dünya Savaşının sonunda, beşeriyeti ifsat eden bir İblis planı olarak, Marksizm’in bu topraklardaki yansıması, Komünizm’e dahi yaka silktiren bir çıldırmışlık ve cinnet haliydi. Polpot rejimi, yaptığı ‘Holokost’ ile öldürdüğü, sayısı milyonu geçkin mazlum insanı, ‘Ölüm Tarlaları’na ekmişlikle sabıkalı bir uygulamaydı. Gücün karşısında, -ki o güç, ne kadar uzakta olursa olsun- boyun eğme eğiliminde olan “Sınırboyu Kavimleri’nin hışmının ortaya çıkması Osmanlı’nın, tarih sahnesinden çekilişiyle birlikte başladı hattı zatında. Aslanın yaralanması ile birlikte, sahipsiz kalan boş sahada, sözde aslan hatta canavar kesilen bu kabil halklar, sözü edilen boş sahayı bulunca ‘ağırlığını taşıyamadıkları tasmasızlık’ döneminde çıldırdı ve önce kendilerini doğradılar. Polpotizm çıldırmışlığıyla doğrananlar, Müslüman değil Budist’ti…
Her zalim gibi sonunda Pol Pot’un rejimi de çöktü. Firavunik Rejim çöktü ama bölgenin temel halkı hala orada. Ne diyor Dinimizin Peygamberi mealen; “Siz, neye layıksanız, onunla yönetilirsiniz.” İşte, hakikat bu! Güya, şimdilerde Myanmar denilen bu ülkede, her şey sütliman; rejim rayına oturmuş ve Batıyla entegre bir sükûnet bölgesi gibi algılanmakta ülke. Oysa hiç de öyle değil(miş meğerse): “Sınırboylu Genetiği”ndeki saklı canavar yine ortaya salını verdi. Şimdi de bölgedeki ‘Tevhit adacıkları’nın sahipsiz kalan öksüzlerini boğazlamakta. Şimdi, ülkeyi Pol Pot yönetmiyor malum! Peki, halen ülkeyi yöneten Demokrat, Batı ile entegre, rejimini oturtmuş olan yeni idareciler neredeler? Onların polisleri, jandarmalar ne yapıyorlar şimdilerde? Yoksa onların içinde de potansiyel bir canavar mı saklıydı; Pol Pot canavarlığı… Yoksa konumları gereği kendileri, özlerindeki canavarlarını ortaya salamadılar da milisler adıyla oluşturdukları ya da oluşumuna göz yumrukları, başıbozuk serserilerin evlerinde, iş yerlerinde, köylerinde, sokaklarında ve mahallelerinde Mazlum Müslümanları, palalarla nacaklarla ve satırlarla kıyım kıyım kıymasına müsaade ediyorlar? Atlayalım onları! Nerede, her ağızları açıldığında İnsan haklarından dem vuran Batılılar? Ve nerede dünya devletlerinin ortak platformu olarak Birleşmiş Milletler teşkilatı? Hadi onları da atlayalım… Ve çuvaldızı saplayalım kendimize… Efendim, ne anlama geliyor Endonezya ile birlikte Türkiye’nin, sözünü ettiğimiz bu zalim Myanmar devletine silah satması? Elbette bir devlet büyüğümüz, eğer bu makaleyi okuma ihtimali varsa çıkıp bir açıklama yapacaktır. Bu tür konularda, Müslüman olsun ya da olmasın, tüm dünya mazlumlarının zulüm karşısındaki çaresizliğini önemseyen ve gerektiği her yerde onların, konuşan ağzı olduğunu bildiğiniz Sn. Cumhurbaşkanı ne diyecek? İnanıyoruz ki haberdar değil bu konudan. O halde, bizden duymuş olsun; Türkiye’nin, Müslüman kıyan Zalim Budist Myanmar’a silah sattığını… Ve gereğini yapacaktır inşallah!

Burada, şunu söyleyebiliriz yukarıda bıraktığımız paragraflara ek olarak ve güvenle: Dünya ‘Osmanlı Yetimleri’yle dolu. Bu yetimler sadece Arakanlılar değil; her taşın arkasına saklanmış bir grup yetim bulmak mümkün. Bunlar, Müslüman da değiller sadece… Aralarında Hıristiyanlar da var, diğer dinlere mensup olanlar da… Onların hepsine birden, ‘Mazlum İnsanlık’ desek tespit doğru olur kanaatimizce.
Peki, kim sahip çıkacak ve koruyacak bu mazlum toplulukları: Cevap tek elbette; Allah’ın Ordusu… Yani Allahualem biz! Çünkü dünyanın tüm mazlumları, Osmanlı’nın öksüzleri olarak, gözleri yaşlı beklemekteler sözü edilen o Cihan devletinin torunlarını. Yani Türkleri! Peki, nerede o Türkler? Çaresiz, burada, şunu demek lazım onlara: “Az daha sıkın dişinizi… Ey Arakan mazlumları ve tüm öksüzler ve yetimler ve mazlumlar… İnşallah, Türkler geliyor! Yakında, hem de çok yakında… Ve inşallah!”
***
Son sözün bir öncesi olarak… ‘Bre Zalimler, bre ikiyüzlü insan kasapları, bre Allah’a savaş açmış densizler!’
Yukarıdaki ifadeleri kimler için mi söyledik? Sadece, Arakanlı Müslümanları kıran Myanmarlılar için değil; bu olan bitene meydan veren medeniyetin sahipleri olan Batılı Aryanikler ve onların ortağı Yahudiler için elbette. Biliyoruz ki…
Çinhindi’ni kana bulayan sendromlu Budistlerin bu yola tevessüliyetlerinin arkasında da sizler varsınız. Ya da onlar, Batılı başkentlerinden arkalanıyor olmalılar. Hastalıklı ruhunuzun laboratuvarlarında yeşerttiğiniz ve dünyaya saldığınız ‘İslamofobia’ ve iftiralarla genel geçer haline getirdiğiniz ‘İslami Terör’ yalanı ta oraları, Çin’i ve Maçin’i de etkilemekte. Ki oralarda içine canavar çöreklenmiş ‘Sendromlu toplumlar’ oturmakta. Birisi; ‘Höt!’ dese arkaüstü oturacak arkaik klanlar. Lakin tüm Batı, hep birlik olmuşsunuz, zalime dur demek niyetinde değil; aksine kulaklara “Vur, daha çok vur!” diye fısıldıyor olsanız gerek.
Evet evet! Eli kanlı Budist serserilerini ve bu anlamda ortaya çıkmış “Budizm Terörü”nü, el altından ve kulak fiskosuyla kışkırttığınız kesin!
Bre utanmazlar; ‘İslami Terör!’ diye diye ta, Külliye’ye ve Sn. Cumhurbaşkanımızın huzuruna kadar geldiniz. Cevabınızı da aldınız çok şükür. Lakin ağzımızdaki sakızı, bir türlü çıkarmak niyetinde değilsiniz: Varsa yoksa “İslami Terör” varsa yoksa “Terörist Müslüman…”
Peki! Dünyanın o uzak bölgesinde, Arakan’da… Mazlum Müslümanlar, kan revan içinde, dünya kamuoyuna seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Her nasılsa sansürden kurtulan, bir kublecik imdat çığlığı ulaşmakta, dünyanın kulaklarına. Ve ona göre, kimin terörist; kimin mazlum ve mağdur olduğu ayan beyan ortada. O halde neden görmezsiniz bu manzarayı? Ve neden demezsiniz; ‘Budist Terör’ diye? Veya ne zaman diyeceksiniz? Bu sorunun cevabını da biz verelim: ‘ Az kaldı!’ Ve ‘İnşallah!’ diye tamamlayalım sözümüzü.
***
Lakin!
Su Uysa da düşman uyanık!
Durupdururken yani dünya Ortadoğu bölgesinde kanser olmuşken, neden ta Çinhindinde yani dünyanın ayak parmağında cerahatlanma başladı? Merak ediyor insan… Yoksa yukarıda ağzımıza geleni verdiğimiz fitne erbabaı “İslam Dünyası”nı paranteze mi alıyor. Ya da Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar ateşle dans ederken Asya İnançları neden su içinde serin serin?! Fitneci akıl buna müsaade eder mi?
Buna da bir cevap veren bulunur elbet!

AHMET YOZGAT/D.D HABER

Kimler Neler Demiş?

1 Yorum - "BUDİST TERÖR ve ÇİNHİNDİ’NİN SÜRPRİZİ?"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
yörük
Ziyaretçi

laos askerleri kamboçya ya geçmiş, kamboçya askerler çıkmazsa zorla çıkaracağız diyor laos tan ses yok muş

wpDiscuz

Benzer Haberler