Son Medeniyetin Kaçak Misafirleri: ‘Cryonics Projesi’

Ölümsüzlük , tarih boyunca insanlığın bitmek bilmeyen bir arayışıdır. Nereyse her kültürde yer edinmiş bu arayış bazen Lokman hekimin ‘ölümsüzlük iksiri’ bazen de İspanyol kaşiflerin peşine düştüğü ‘gençlik çeşmesi’ olarak efsanelerde karşımıza çıkmakta…
20.yy’ın ortalarına gelindiğinde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler ölümsüzlük arayışına farklı bir boyut kazandırdı. Bilim adamları hastalıkları yenmenin ve biyolojik sürece bağlı yaşlanmayı engellemenin yolunu aradılar. Özellikle DNA’nın keşfiyle başlayan süreç ve yüzyılın sonlarına doğru başlatılan İnsan Genom Projesi, birçok biyolojik mekanizmayı anlamamıza yardımcı olmakla birlikte insanın hala görevi bilinmeyen birçok geni de mevcut.
Bilim adamları biyolojik yaşlanma sürecini anlamanın yolunun hücresel mekanizmayı anlamaktan geçtiğini düşündüler. Hücreler sürekli bölünme halinde kendilerini yenileyerek organları rejenere ederken geçen yıllarla birlikte bu yeteneklerini kaybetmekte, hücre ölümleri gerçekleşmekte buna bağlı olarak doku ve organların zayıflamasıyla, canlı organizmanın yaşlanmaktadır.
Uzmanlar yaptığı araştırmalarda hücre bölünmesinde kromozom uçlarındaki telomerlerin kısaldığını ve bir süre sonra ulaştıkları kritik uzunlukta bölünmeyi bırakarak kontrollü hücre ölümünü gerçekleştirdiği ve biyolojik yaşlanmayı ortaya koyduğunu keşfetmiştir. Bu keşifle 2009 yılında Elisabeth Blackburn, Carol Greider ve Jack Szostak Nobel Tıp Ödülüne layık görülmüştür.
Biyolojik mekanizmayı anlamakta katedilen mesafe ve ardı ardına gelen keşifler, birgün tıbbın tüm hastalıklara ve yaşlanmaya çare bulacağını ümidini insanlık üzerinde arttırmış olsa da 21.yy teknolojisiyle beraber insanlığın ufkunda daha parlak bir fikir yeşerdi…
Gelişen bilgisayar teknolojisi ve yapay zeka çalışmaları insanlığın zihninin mekanik/sanal bir ortama aktarılacağı fikrini ortaya çıkarmıştır. Böylece insanlık biyolojik sürece bağlı yaşlanmadan etkilenmeyecek, ölümlü bedenlerinden sıyrılacaktı. Bu ütopik fikrin birgün gerçek olması birçok etik ve toplumsal sorunu beraberinde getireceği hiç kuşkusuz…
İnsanlık gerçekten birgün ölümsüzlüğün yolunu bulacak olsa bile, bunu göremeyeceğinden dolayı kendini şanssız hissedenler olabilir. Fakat onlar için bir ihtimal daha var…
Ben ona umut ekspresi diyorum!
Dünya’dan kalkıyor, gelecek medeniyete gidiyor…
Bir nevi zaman makinası da denebilir…
Peki ne zaman mı kalkıyor?
Ölüme beş kala…

Evet, bahsettiğim yöntem Kriyoprezervasyon… İsmi yabancı gelse de aslında hepimizin az çok son zamanlarda duyduğu bir yöntem. Kriyoprezervasyon; hücrelerin ve dokuların sıfır derecenin altındaki ısılara kadar soğutularak, bütün biyolojik aktivitelerinin durdurulması ve gelecekte kullanılması amacıyla saklanmasını ifade eder. Özellikle yumurta, sperm ve embriyo hücrelerinin daha sonra kullanılmak üzere dondurulması yöntemin en yaygın kullanıldığı alan. Yavaş ve hızlı dondurma, vitrifikasyon gibi çeşitli farklı yöntemler kullanılarak hücreler donduruluyor. Dondurma, tüm biyolojik etkinliği durdurmanın yanında mevcut hücrelerin canlılığının korunmasını da sağlıyor.
Peki düşündük mü bir hücre değil de , bir insan sonradan canlandırılmak üzere dondurulabilir mi?
Bize bilimkurgu filmi gibi gelse de ‘Cryonics Projesi’ yle bilimadamları insan bedenini canlı hücrelere zarar vermeden dondurmayı başarmıştır…
Evet, James Bedford’un dondurulması üzerinden 50 yıl geçti bile! Ve bugün tekrar hayata dönmek amacıyla dondurulan yaklaşık 300 insan var…
Bir kanser hastası olan James Bedford birgün tıbbın ölüme ve hastalıklara çare bulacağını düşünmüş ve bu iş için ilk gönüllü olmuştur.Onu donduran kuruluş Alcor Life Extension Foundation bugün Amerika’da hala insan dondurma faaliyetlerini sürdürmektedir. Öldümden hemen sonra bu kurumlara getirilen kişilerin kanları damarlarından boşaltılıyor. Daha sonra bu kişilerin vücutlarına antifriz ve organları korucuyu kimyasal bir karışım dolduruluyor. Bu işlemden sonra bedenler, -196 derecedeki sıvı nitrojenli tüplere yerleştiriliyor. Küçük bir servet karşılığı dondurulan insanlar birgün uyandırılmak üzere saklanıyor…
Son zamanlarda popülerleşen bu yönteme farklı ülke vatandaşlarının da ilgisi arttı. Amerika’dan sonra bir Rus şirket de bu işi yapmaya başladığını duyurdu. Şirketle sözleşme imzalayan insanların kimlikleri şirket tarafından saklı tutulmakla.
Günümüzde Cryonics Projesi’nde daha yaygın olarak komple vücut değil, beyin dondurma yöntemi kullanılıyor.
Acaba birgün gerçekten ‘dondurulan ilk insan uyandırıldı’ haberini okuyacak mıyız, yoksa bu insanların umudunu sömürerek elde edilen bir kazanç kapısı olarak kalacak mı?

FARUK ESEN/D.D HABER

Kimler Neler Demiş?

1 Yorum - "Son Medeniyetin Kaçak Misafirleri: ‘Cryonics Projesi’"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
yörük
Ziyaretçi

zaman geçtikçe telomerlerin boyu kısalıyor, teleomerin boyu bitince doğal şartlarda canlı ölüyor. yani telomerin boyu insan ömrünü belirliyor, bilim adamları telomerlerin doğal şartlarda ne kadar sürede yok olduğunu hesaplamış ortalama 140 yıl civarı gibi bir zaman çıkıyor. yani her vücutta ortalama 140 yıl yaşayabilecek potansiyel var ama bu zamana milyonda bir ulaşılabiliyor.

wpDiscuz

Benzer Haberler