CEM SULTAN’IN İTALYAN TORUNLARI

Ahmet Yozgat
Ahmet Yozgat

Latest posts by Ahmet Yozgat (see all)

Sızıntı Hanedan Komploları ve…

CEM SULTAN’IN İTALYAN TORUNLARI

Yıl 1481… Koca Sultan Fatih Mehmet, şaibeli bir şekilde öldü. Onun yerine Osmanlı tahtına, büyük oğlu İkinci Beyazıt geçti. Yani büyük şehzade…

Peki kimdi tahtın yeni varisi Bayezid? Dönemin tanınmış bilim ve sanat adamlarından ders almış olan “Büyük Şehzade, sakin ve barışsever bir kişiliğe sahipti…” diye yazıyor tarihler. Bu nedenle tercih edilen o olmuştu. Devlet sıra oldu ve Seyfiye/asker, Kalemiye/bürokrasi ve İlmiye/bilim dünyası ve yargının önemli isimlerinin kendisine biat etmesi zor olmadı. Buna karşı kardeşi Şehzade Cem, onun hükümdarlığını tanımadı.

Peki, kimdi Şehzade Cem? Dendiğine göre, küçük kardeş Cem, tıpkı babası gibi enerjik ve savaşçı ruhlu biriydi. Zira iyi bir asker olarak yetiştirilmişti.  Ancak kolay yönlendirilebilen, hırslı ve ihtiraslı bir kişiliğe sahipti. Bu nedenle; “Saltanatın hakkım olduğuna inanıyor ve hakkım olanı savaşarak alacağım.”  diyordu. İşte bu yüzden tanımadı devletin biatını ve kısa sürede dört bin kişilik askeri kuvveti toplamayı başardı.

Sultan Cem, ordusunun başına iyi bir komutan olan Gedik Nasuh Bey’i getirdi. Komutanlığını ispat eden Gedik Nasuh Bey, Beyazıt Han’ın kuvvetlerini Bursa’da yenerek şehri teslim aldı.

Kazandığı bu zaferden cesaret alan Cem, burada kendi adına para bastırıp hutbe okutarak hükümdarlığını ilân etti. Fakat Bursa yenilgisi Beyazıt’ı yıldırmamıştı; yeniden savaş hazırlıklarına başladı.  Bu sırada, Cem’den bir elçilik heyeti geldi İstanbul’a. Heyete başkanlık eden Çelebi Mehmet’in kızı Selçuk Hatun’du.

Padişahın karşısına çıkan saygıdeğer Selçuk Hatun; “Savaşın sona erdirilerek; ülkenin, iki kardeş arasında paylaştırılmasını istiyorum.” diyordu.

Beyazıt, bu teklifi düşünmeden; “Asla!”  diyerek reddetti. Zira; “Kimse, ülke bütünlüğünün bozulmasını benden istemesin.” Gibi önemli bir gerekçe ileri sürüyordu.

Ee, bu durumda… Artık savaş kaçınılmaz hale gelmişti. Şimdi saldırı sırası Bayezid’deydi. Padişah ağabey, kardeşi Cem’le savaşacak ordunun komutanlığına Otranto Fatihi Meşhur Gedik Ahmet Paşa’yı getirdi.

Ve taraflar, Yenişehir Ovası’nda bir kez daha karşı karşıya geldiler: Takvimler, 20 Temmuz 1481’in üzerindeydi… Usta bir asker ve tecrübeli bir komutan olan Gedik Ahmet Paşa, Cem’in kuvvetlerini kısa kürede dağıtmayı başardı. Bu yenilgi üzerine Cem, Karamanoğlu Kasım Bey’in yardımı ile Mısır’a kaçtı. Mısır Sultanı Kayıtbay, onu hükümdar gibi karşılayarak büyük saygı gösterdi. Bir süre Mısır sarayında misafir olarak kalan Cem, bu arada Hacca gitti; hacı oldu. Hem de Osmanlı sülalesinin hacı olan tek ferdi unvanını aldı.

Ruhsal anlamda yaptığı ibadetten çok etkilenen ve dünyaya olan meylini törpülemeyi başaran şehzade Hac dönüşü, Mısır’da sakin ve sessiz bir hayat sürmeye karar vermişti. Lakin kaderi, onun bir başka yolun mahkum olduğunda ısrarcıydı. Bu nedenle Karamanoğlu Kasım Bey, onu rahat bırakacak gibi görünmüyordu.  Karamanoğlu, yazdığı mektubunda Cem’e; “Şehzadem! Durum son derece uygun, eğer Anadolu’ya dönecek olursan bu kez, başaracağına eminim!” diye yazmaktaydı. Kasım Bey’in telkin ve teşviki ile Anadolu’ya dönen Sultan Cem, tekrar kuvvet toplayarak, bir kez daha savaş hazırlıklarına başladı. Tabi, ortalık çaşıt kaynıyordu. Bu yüzden haber uçtu İstanbul’a. Durumu öğrenen Padişah Bayezit,  Gedik Ahmet Paşa’yı yeniden harekete geçirdi ve bir kez daha Cem’in üzerine gönderdi. Konya önlerinde yapılan bu savaş da Cem’in  yenilgisiyle sonuçlandı. Mağlup şehzade, yakalanmamak için Taşeli’ne kaçarak izini kaybettirdi.

Bayezit, Cem’e bir elçilik heyeti göndererek savaşmaktan vazgeçmesini ve eğer Kudüs’te oturmayı kabul ederse kendisine yüklü bir maaş bağlanacağını bildirdi. Teklifi kabul etmeyen Cem, ülkenin paylaşılmasında ısrar ediyor ve Anadolu’nun kendisinde, Rumeli’nin kardeşinde kalmasını istiyordu. Beyazıt bir kez daha; “Asla, ülke bütünlüğünden ödün vermem.” dedi ve kardeşinin teklifini reddetti. Ancak Cem, bunca yenilgiye karşın mücadeleden vazgeçme niyetinde değildi.

Şimdi, onun yeni bir plânı vardı: Bu sefer Rumeli’ye geçerek, oradan kuvvet toplamak ve savaşa devam etmek… Ama nasıl. Kolayı vardı: O yıllarda henüz Osmanlı’lar tarafından fethedilmemiş olan Rodoslulara başvurmak… Yani Cem, Rumeli’ye geçmek için pekala Rodos Şövalyelerinin gemilerinden yararlanabilirdi. Zaten onların işi buydu: Bölgede bozgunculuk çıkarmak… Tıpkı Karamanoğlu Beyleri gibi…

Cem, tüm cesaret ve savaşçılığına rağmen iyi bir siyasetçi değildi. Çünkü Rumeli’ye geçme fikrinin sahibi olan Karamanoğlu’nun oyununa geldiğini, bir türlü anlayamamıştı. Karamanoğlu ise yakınlarına; “Amacım, iki kardeşi Rumeli’de savaşa sokarak Anadolu’da Osmanlıya kaptırdığım yerleri geri almak.” diyordu.

Saltanat hırsı ile doğru düşünemeyen Cem, bir tüccar gemisi ile Rodos’a geçti: Yıl 15 Temmuz 1482… Fakat Rodos’ta aradığını bulamayacak olan şehzade, ne yazık ki orada Şövalyelerin tutsağı haline geldi. Entrika dâhisi Şövalyeler, Beyazıt’tan para sızdırmak için bir süre, Küçük Şehzadeyi ellerinde tuttuktan sonra onu, Papa’ya sattılar.

Aynı zamanda şair olan Sultan Cem, Rodos’taki sıkıntılı günlerinde kardeşine sitem dolu bir mektup göndermişti. Mektubunda mücadele amacını, çocuksu bir dille ifade ederek şöyle diyordu: “Sen pisteri gülde yatasun şevk ile handan / Ben kül döşenem külhan-ı mihnette; böyle sebep ne?” Şehzade bu dizelerinde; “Sen gül yataklarda zevk ve sefa sürerken benim yerlerde sürünmem doğru mu?” diye soruyordu. Beyazıt’ın bu beyite verdiği cevabı da en az kardeşininki kadar şairaneydi: “Çün ruz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet / Takdire rıza virmeyesün böyle sebep ne / Hace-ül Haremeynüm deyü davi kılursun / Bu saltanat-ı Dünyeviye bunca sebep ne?” Yazdığı bu kıt’ada Bayezit ise padişahlığın kendisine Hakk’ın bir takdiri olduğunu; kardeşinin buna razı olmasını ve dünya saltanatına fazla kapılmamasını söylüyordu. Ancak ne yazık ki bu şairane ifadeler de sorunun çözülmesi için yeterli olmayacaktı.

***

Papa, kendisine teslim edilen Şehzade Cem’den, Osmanlılara karşı başlatılabilecek bir Haçlı seferinde yararlanmayı düşünüyordu. Bu arada Cem, Avrupalılar için çok önemliydi. Mesela onu, Macar Kralı Matyas Corvin ile Fransa Kralı Sekizinci Charles’da istiyordu. Özellikle Charles, Kudüs’e düzenlemeyi plânladığı “Haçlı Frank Seferi”de Cem’in işe yarayabileceği kanaatindeydi. Bu nedenle güçlü bir ordu ile Roma’ya girerek Papa’dan, Osmanlı şehzadesini zorla aldı. Ve onu, bir prens görkemiyle Fransa’ya götürdü. Ancak Papa, bahtsız padişah oğlunu krala teslim etmeden önce zehirlemişti.

***

Cem, Batı’da geçirdiği uzun ve sıkıntılı günlerinde geçmişi ile yüzleşme fırsatını bulmuş olmalıydı. Kendisinin, İslam dünyasının aleyhine kullanılmak istendiğini geç de olsa anladığı için çok üzüntülüydü. Tarihçiler, onun zaman zaman; “Ya Rab! Anlıyorum ki din düşmanları muzır tasavvurlarına beni alet etmek istiyorlar. Bu durumda beni daha çok yaşatma, canımı al!” diyerek dua ettiğini yazıyorlar.

Anlaşılan o ki… Cem’in duası kabul edilmişti. Çünkü Fransa’ya giderken, yolda hastalandı. Gittikçe fenalaşıyordu. Fransa Kralı, Cem’i iyileştirmek için özel hekimlerini görevlendirmişti fakat bahtsız şehzade, tüm çabalara rağmen kurtarılamadı ve vefat etti; 24 Şubat 1495… Cenazesi, sonradan ülkesine getirilerek Bursa’da toprağa verildi.

***

Ölümünden sonra Cem’in tüm kişisel eşyaları İstanbul’a gönderilmişti. Bunlar arasında çeşitli kitaplar, silahlar, mücevherler, atlar, bir maymun ve bir de papağan da vardı. Papağan çok iyi eğitilmişti: “Allah, Cem’e yardım etsin!” cümlesini açık ve net olarak söyleyebiliyordu.  Şehzadenin ölümünden sonra ise adamları, ona; “Allah, Cem’e rahmet etsin…” cümlesini öğretmişlerdi.

Duygulu bir insan olan Sultan Bayezit, kardeşinden kalan eşyalara hüzünlü ve dalgın dalgın bakarken aniden; “Allah, Cem’e rahmet etsin!” sözünü duyunca irkildi; papağan, aynı sözü birkaç kez daha tekrar edince gözyaşlarını tutamadı ve bahtsız kardeş için uzun uzun ağladı.

Şimdi soru şu: Bu bahtsız şehzadenin, önce Rodos adasında daha sonra da Papalık’taki hayatında, çoluk çocuk sahibi olduğu biliniyor. Rodosta’ki ailesi, adanın fethiyle birlikte ortadan kaldırıldı. Ancak Vatikanlı ailesinin, Hristiyan olarak İtalya’da günümüze kadar yaşadığı da malum. Peki, yüz yıllar önce Sultan Cem’i siyasi hırsları için kullanan hatta bu hırsla ölümüne sebep olan Batılı Aklı, bugün boş durur mu? Yani Sultan Cem’in sulbünden inen, İtalyan isimli o hanedan kolunu kullanmayı düşünmez mi? Ya da nasıl ve kimin adına düşünüyordur? Hanedan sızmalarının konuşulduğu bu tarih diliminde, herhangi bir hanedanla ilişkili olan hiçbir kimse, oyunun parçası olmaktan muaf değil. Bizden söylemesi!

 

***

Benzer Haberler