TÜRKİYE K’IRAK’TA NE YAPMAK İSTİYOR?

Ahmet Yozgat
Ahmet Yozgat

Latest posts by Ahmet Yozgat (see all)

TÜRKİYE K’IRAK’TA NE YAPMAK İSTİYOR?

 

Sosyal medyada ilgimizi çekti. Yazan soruyor: “Barzani’nin Referandum çıkışının sebebi İsrail’in ve ABD’nin PYD ve Salih Müslüm’le beraber Barzani’yi tasfiye ederek unutulmasını sağlamak ve Kürtleri tek elde, daha radikal ve savaşçı ruhta bir lider etrafında toplamak; ardından da onları, ABD’nin ve İsrail’in verdiği silahları kullandırtarak Türkiye’yle savaştırmak olabilir mi? Bununla birlikte ABD ve İsrail; PYD ile Yunan adalarındaki komandoları ve Romanya, Bulgaristan ile Gürcistan’da takviye edilen ABD güçleriyle NATO’yu kullanarak “Büyük İsrail”in yolunu açmak için Türkiye ile İran ikilisini aynı anda yok etmek isteyebilirler mi?”

***

Bu  konuya dair yani Kuzey Irak Referandumuyla ilgili olarak uzun bir makale yazdık. O yazıda sözünü ettiğimiz şey öncelikli olarak, “Dünyanın Siyasi Kader Masası”nda Barzani’nin bitirilmesi kararının alındığı ön görüsüydü. Ancak o öngörüye şunu da eklemeliyim ki bitirilecek olan bizzat Mesut Ağa ve gelenekçi Barzan Kabilesi olsa gerek; K’ırak’ın kendisi değil. İşittiğiniz gibi Kuzey Irak’a da bir isim yakıştırmış olduk böylece: K’ırak… Bu ismin kökü “Irak” değil; kırmak… Dememiz o ki 25 Eylül’den başlayan süreç içinde, Irak kırılacak; beraberce, Kuzey Irak da kırılacak… Hatta Ortadoğu’nun, mevcut kaderi de kırılacak… Oraya bir merkez inşa edilecek galiba… Merkez derken?… Bu hususta bir ipucu verelim mi? Orası Semiramis Merkezi… Bir şey daha ekleyeyim buraya: Yıllar önce bir roman kaleme almıştık. Halen yayınlanacağı günü bekleyen o romanın adını Semiramis-Aşkın Krallığı koymuştuk. Galiba… “Yeni Siyaset” oradan başlatılacakmış gibi yani Aşkın Krallığından ve Sarmung Öğretisince… Konuyu daha sonra açacağız, şimdilik bir kuble!

***

Devam edelim asıl konuya yönelerek… Ve burada, Yukarıdaki sorudan yola çıkarak, mevzubahis kararı alanın kim olduğunu sorabiliriz yani durup dururken Referandum kararını… Cevap; girizgah parağrafındaki yazarın da dediği gibi Amerika başta olmak üzere İsrail’in karar alıcı olma ihtimali görünüyor. Fakat görünmeyen karar alıcının adresini, sözü edilen kayıt da şöyle vermiştik: Kuzey Irak’la ilgili tüm kararları Hanımağa verir.

Bu noktada şunu hatırlatalım… Fakir’in teorisine göre Trump Amerika’sıyla Siyonist İsrail’in karar alıcılığı olsa olsa tali durumda. Zira Bu iki devletin ortaklığının devam ettiği hususunda bir iz yok. Hatta bunlardan birisi K’ırak Referandumuna, “Evet” derken yani İsrail… Diğeri, “Olmaz öyle şey! Diyor; yani Amerika… Bu tavır bile, aralarında bir ortaklığın olmadığını göstermeye yetmekte.

Burada bir ara girelim: Neden bozulmuştu eski ortaklık? Fakir, Aşkenazi ve Siyonist İsrail devletinin yolu, hem Windsor İngiltere’yle hem de Cumhuriyetçi Amerika’sıla 2016 ABD Seçimlerinde ayrıldığını düşünmüş ve bunu da deklare etmiştik. Malum! Şimdi de diyoruz ki söz konusu seçimlerde. Demokratlarla birlikte hareket eden Siyonistler kızdırdıkları “Kadim Koalisyon Ortakları Windsorlular”ın ezeli rakipleri olan Stuatlarla beraber hareket ettiler/ediyorlar.

Şunu da kaydedelim. Çünkü ABD Seçimlerinden sonraki süreçte yaşanan ve yaşanacaklar açısından mihenk taşı özelliği taşımakta. Diyeceğimiz o ki 1648-1714 aralığında süren ve İngiliz Taht ve Tacının, Windsorlular lehine değişmesine önayak olan Stuart-Windsor mücadelesi, ‘14 yenilgisiyle bitmedi. Önce Fransa’da sonra Amerika’da sürdü; hala devam ediyor. Bu mücadelenin en son muharebesi Amerikan Seçimleriydi ve kavga, o ortamda kendini, ayan beyan gösterdi. Hem de “Bundan böyle Amerika Birleşik Devletleri’nin sahibi kim olacak?” düzleminde… Ancak seçimlerle kaybeden, Demokrat Stuartlar oldu; tabii ki onlarla birlikte Globalist Paranın Hanedanları, Siyonist İsrailliler ve Fetoistler de… Elbette mağlup olan tarafın “Soylu Yüce”leri sayılan Keltik Stuartlılar, tarihi süreçte aldıkları son yenilgiye rağmen havlu atmış olamazdı. Bu sebeple doğal olarak siyasi mücadele seçimden sonra da devam etti yeni planlamalar üzerinden… Halen ediyor/edecek. O düzlemdeki anlayışa göre, “Tanrılar Ölmez” ama yenilebilir; ilahi mücadele ise bir sonraki yengiye kadar ve kesintisiz olarak devam eder… İşte, kafa bu!

Fakir, söz konusu seçimlerden itibaren, izlerini sürdüğümüz ve eldeki parametrelere bakarak aşamalarını deşifre ettiğimiz bu planları iki isim altında etiketlemiştik. Hatırlanacağı gibi bunlar, Rex Deus ve Anti-Reks  adlarıyla sunulmuştu sizlere…

Demokrat Stuartların Planı olan Rex Deus, dünyayı üç kutup üzerine bina etme niyetindeydi. Bu kutuplar, yeni bir biçimsellikle dünyanın kuzeyinden, güneyine doğru uzanacaktı. Ve böylece kurulacak olan üç kutuplu yenidünyanın jandarması olarak, ya Amerika’da yeni operasyonlarla “Trump Amerikan İdaresi” çökertilecek böylece “Eski Amerika/Obama ya da Clington Amerikası”na yeniden iş başı yaptırılacaktı. Veya yeni bir jandarma ortaya çıkartılacaktı. Kanaatimiz o ki… Bu formatlama da jandarmalık görevine en uygun düşen ülke ise orta dikdörtgenin hâkimi olan İsrail’in kontrolünde hareket edecek olan Rusya’ydı; Türkiye’ye ise “Jandarmanın Emir Eri” gibi hareket etmesi düşünülen üçüncü sınıf bir ülke haline getirecekti. Kutupların merkez üssü olarak, Doğu Kutbunun da başrol oyuncusu olan Çin belirlenmişti. Aynı zamanda Efendi (Yani Stuart Hanedanlığı ve Paranın Efendisi olan Globalistler) de kendilerini, aynı ülke içerisinde saklayacaklardı. “Stua-/judik Eşkenazlar”ca çizilen planın, Çin aşaması sıcak bir şekilde devam ediyor. Lakin Kuzey Kore ve Çinhindi kıskacına alınmış durumda…

Gelelim cumhuriyetçiler Kanadına… Amerikan Seçimlerinden yenik çıkan Stuart Sülalesi ve onların ortakları olanlarının, yenilenin oyuna duymayacağı gibi yeni planlar peşinde koşması, elbette rakiplerini kızdırdı. Her kızan rakip gibi Windsorlar ve Onların ortakları olarak Cumhuriyetçi ABD ve kökendaşları anlamında Almanya da benzeri bir şekilde, kendi planını ortaya koydu: Biz de ona bir isim vermiş ve akılda kolay kalsın diye “Anti-Reks” demiştik hatırlanacağı gibi…

Dünya üzerine kurulan ikinci tasavvur yani Anti-Reks Planı da kanaatimizce tıpkı, rakiplerinin planı gibi yine üç kutuplu olarak düşünülmüştü. Lakin uygulama istikameti, dünyanın batısından doğusuna doğru uzanan dilimler halinde tasarlamıştı. Yani niyet, kuzey-güney doğrultusunda düşünülen Stuart Planını, ters istikamette paramparça etmekti. Bu planda, jandarma olarak atanan yine Amerika idi Ancak ona bir ortak verilmişti. Gerekli operasyonları, Cermen Amerikan ortaklığıyla yeniden formatlanmış olan neoNATO Kuvvetleri yapacaktı.

Söz konusu planlar, halen geçerli. Ancak Windsorluların planı, Dünya
üzerinde yayılmış geniş İngiliz nüfuzu, bu Hanedanın baskın tarihi gücü ve son Seçimlerden zaferle çıktıkları Cumhuriyetçi Amerika’sının ve onun Dolar’ını, hala elde tutuyor olması sayesinde, diğerlerinin yani Demokrat Stuartların durumuna göre, daha öne çıkmış görünmekte.

Söz konusu planların uygulama sürecinin başlamasından sonra yaşanan, birtakım siyasi ve dini gelişmeler nedeniyle Trump Amerika’sının, jandarmalıktan vazgeçtiğini ve gerçek bir millet olarak Anti-Reks’in 3. Güney Kuşağını, kendi devleti adına tescilleme hevesine kapıldığını görüyoruz.   Hemen söyleyelim: Aslında bu heves, yeni değildi. Tam bir iç komplo olduğu konusundaki kuşkular, gittikçe artmaya başlayan 11 Eylül 2001 ile Gündeme gelmiş ve hatta pratize edilmeye başlamıştı.  Kırkambar diye tarif edebileceğimiz “Amerikan Kalabalığı”nın üzerine giydirilmek istenen döşüne bayrak basılmış “Amerikanizm Formatı”nın, daha önce ve “Yücelerde”
planlanmış bir proje olma ihtimali de var. Bu uygulama yerel bir karar da olabilir. Mesela, Yeni Başkan Trump’ın “Yeni Amerikan” anlayışıyla bir üst levele evrilmiş de denilebilir.  Tabi, Başkan Trump için dahi, bazı uygulamaları kolaylaştırmak için çok önceden mimlenmiş bir piyon, “Dünya Efendileri”nin ortak “Ofisboy”u demek de mümkün; zaten, deniliyor da… Her nasıl ve ne sebeple olursa olsun; bu aylarda Washington’un Ortadoğu’da Uzakdoğu’da ve İspanya’da yani “Güney Kutup”un ortası, doğusu ve batısında, kadim bir formatlama çalışmalarına başlandığına şahit olmaktayız.

Bu anlamda ortalığı kan gölüne çeviren Arakan’daki Müslüman kıyımını ve
durup dururken, Eylül 2007 içerisinde, İspanya’daki patlamaları daha sonra konuşmak üzere bir kenara bırakalım. Güney Kuşağı’nın ortasına düşen bölgedeki yani Ortadoğu’daki gelişmeleri gündemimize alalım. Çünkü yukarıya aldığımız soruya bakınca, bu konuyu konuşmamızı arzu ediyor.

***

Hatırlanacağı gibi… Biz, bu konuyu K’ırak Referandumu ile ilgili yaptığımız videolarda, Anti Rex Planı dâhilinde oluşturulmak istenen Orta ve Güney kuşaklarının arasına bir metal sınır çekmek ve güneye inmeye hevesli olan Türkiye’nin bu hevesini kırmak için olabileceğini iddia etmiştik. Bu hevesin, önümüzdeki zaman dilimi içerisinde, ABD tarafından Mısır Ekolü üzerine tasarlanan Gnostik Kâbe ütopyasıyla daha da artacağını hatta bir mecburiyet haline geleceğini iddia etmiştik. Böyle bir durumda Türkiye’nin tüm nüfusu ve gücüyle güneye akması ihtimal değil; gerçek olacak. Akacak olan sel, elbette sadece Türkiye’yle sınırlı değil…  Türkiye’nin güney hudut şeridinde yığılan silahlarla oluşturulacak metalik engelin, Türkiye üzerinden gelip Gnostik Kâbe ihtimaline kesinlikle engel olacakları durdurmak için yapıldığını belirtmiştik. Düşüncemiz, hala değişmiş değil.

***

En başta sözünü ettiğimiz, sosyal medya yazarı, ABD ile İsrail’in ortak hareket edeceğinden emin. Lakin biz, söz konusu iki devletin, Trump’ın Başkan olması ile birlikte, ortaklığın bitmiş olma ihtimalinden söz ediyoruz.

Hatta bu tür konularla ilgili olarak değişik platformlarda laf söyleyen herkesin sözünü ettiği “Büyük İsrail” konusunda da farklı düşünüyoruz.  Yani İsrail’in Teolojisinin temel argümanı olarak, gelecekte bir Büyük İsrail Krallığının, Tevrat ayetleri ile kendilerine vaat edilmiş olduğunu iddia ettikleri Arz-ı Mevut denilen topraklar üzerinde kurulacağından söz edilmekte…  Kısmen doğru! Ancak bunu kuracak olanların, Siyonist Yahudiler olduğu kanaatinde değiliz. Bugünkü İsrail Devleti’ni, İngilizlerle birlikte, el ele verip 1948’de kuran ve halen iktidar olarak ülkeyi idare etmekte olan Eşkenar Museviler, bunu ne kadar isterse istesin artık bu mesele, onların dışında düşünülmekte. Hemen söyleyelim: Önümüzdeki zaman içerisinde, Yahudilerin Sefarad kolunun, Dünya Efendileri tarafından listenin başına çekileceği ve bir şekilde, İsrail’deki mevcut Aşkenazi nüfuzuna son verilerek, onların yerine Sefarad hâkimiyetinin yerleşik hale getirileceği kanaatimiz de  var. Hatta Türkiye’nin de bu düşüncede olduğunu söylemeden geçmeyelim. Doğal olarak bu plan üzerinde çalışanların oluşturacakları “Sefaradlı İsrail”in, eskiden olduğu gibi bölgedeki herkesle düşman olması geleneğini devam ettirmesini isteyeceklerini de zannetmiyoruz. Bu nedenle Musevilerin, -Aşkenazi ya da Sefaradlı olsun fark etmiyor- kendilerine has Arz-ı Mevud ideali, dünyanın önündeki yakın süreçte ötelendikçe ötelenecektir  diyebiliriz.

Bu öngörünün yansıması olarak… Yazının başında sorulan soruda yer alan günümüzdeki Siyonist İsrail, siyasi denklemden çıkartıldığında geride, Ortadoğu’da görünen oyun kurucu güç olarak sadece ABD  kalır.

O halde burada duralım ve soralım: Siyonistlerin gündemden düşürülmesiyle Geride kalan ABD gücünün amacı ne?

Bilindiği gibi Washington da “K’ırak Referandumunu”nun zamanı olmadığı
hususunda Barzani’yi uyarmakta. Diyelim ki bu Amerika’nın görünen yüzü…
Ve yine diyelim ki: “Bakmayın siz, Sam Amcanın uyarmasına… Aslında o,  Barzani’yi gizli gizli kışkırtan ve ağzına vaat balı çalan da kendisidir.” Eğer durum buysa soruyu şöyle soralım:  Öyle ise ABD, bu kışkırtmayla ne yapmak istiyor?

Cevap olarak, şunu öncelikle söyleyebiliriz ki… Amerika’nın, K’ırak’ta Barzaniler için bir Kürt Krallığı kurmak niyetinde olduğunu sanmıyoruz. Eğer, Washington’un böyle bir ajandası ve saklı niyeti olsaydı; Aylardan beri, Türkiye’yi diken üstünde oturtan silah yığınağını oraya yapmaz mıydı? Malum, oraya yapmadı. Aksine, komşu Kuzey Suriye bölgesini tepeden tırnağa silahla donattı. Eğer yanlış hatırlamıyorsak, Barzanilere silah yardımı, yaklaşık yıl önce Almanya tarafından başlatılmıştı. Bir de Kanada vardı galiba… Dikkat edin Kanada diyorum! Yani İngiliz Kraliçesi’nin 2. adresi…

Buna, hiç kimse bir anlam veremedi başta, Türkiye olmak üzere… Amerika’ya
sorulduğunda Washington, sadece DEAŞ için diyordu. Son aylar itibariyle söz konusu terör örgütünün böceği ölmüş durumda ancak silah yığınağı ve bölgenin halen tepeleme doldurulması sürüyor.

Yukarıda sorulan; “O halde Amerika’nın gizli gayesi ne?” sualinin cevabı olarak, şu hususu da gözardı etmemek lazım… Bu  kaydı yaptığımızda Referandum tarihine iki gün kaldı. Yani kısacık bir aralık… Deniyor ki bundan sonrası için ne konuşulacak, ne de yapılacak bir şey görünmüyor. Yani Referandumun yapılma ihtimali, neredeyse yüzde yüz. Ancak biz, buna katılmıyoru. Malum, bu gibi durumlarda nihai kararın, genellikle son dakikada verildiğini unutmamak lazım. Ama nihai kararın verilmesinde ne Barzani ne Bağdat ne Türkiye ve ne de Tahran’ın baskın bir etkisinin olamayacağını da tahmin ediyoruz. Eğer Referandum önlenecekse bunu becerecek olan Amerika’nın bizatihi kendisidir demekte de bir mahsur görmediğimizi söyleyelim. Tabi, daha önce söylediğimiz minvalde Kraliçe’yi de unutmamak lazım. Buradan hareketle söz konusu bu iki merkezden ABD, Referandumun yapılmasını durdurmaz ve 25 Eylül Pazartesi günü Referandumdan evet çıkarsa… Devamla, Mesut Aga o akşam, Referandumun bağımsızlığa giden yolu açtığını söyledikten sonra bağımsızlık hususunda çok da uzak olmayan bir tarih verirse… Onun arkasından, Kuzey Suriye Bölgesi’nin teröristlerinin de benzeri şekilde bir Referandum ve bağımsızlık kararı alma ihtimalini tetikler. Böyle bir ihtimal hazırlığının da olduğunu ekleyelim. İşte, o zaman anlayacağız ki Amerika’nın asıl amacı, henüz dağılmamış olan Suriye devletinin parçalanmasını hızlandırmak ve PYD’lilerin bağımsızlık yoluna girmelerini sağlamak, bunun için bir emsal oluşturmak için de Barzani’yi harekete geçirmekmiş.

Eğer böyle bir durum olursa Pandora’nın Kutusu açılmış ve başta Türkiye ve İran olmak üzere, tüm bölge ülkeleri açısından istikbal yeterince kararmış olacak, kanaatimizi de söylemeden geçmeyelim. Hatta gidişatın böyle bir sona doğru yöneldiğini hissettiğimizi de; her ne kadar yukarıda, Türkiye’nin agresif durumuna karşı çıkıyor olsak da… Çünkü Türkiye, bugün itibariyle K’ırak bölgesine müdahale hakkının olduğunu ve bu hakkını kullanmaktan çekinmeyeceğini gazete manşetlerine yansımış durumda… Malum! Bir gün önce, Meclis’ten “Sınır Ötesinde Operasyon Yapabilme Tezkeresi”nin süresini de bir yıl uzatmıştı.

***

Eğer ABD, bir Radikal ve savaşçı Kürt lider çıkarmak ve bölgedeki tüm Kürtleri onun arkasında toplamak gibi bir niyet taşıyorsa… Bu durumda Referandumun, peşi sıra bir Kuzey Irak-Kuzey Suriye vuruşmasını tetikleyecek anlamına gelir. Böyle bir vuruşmada elbette, ortadan kalkacak olan Barzani Bölgesi olacaktır denilebilir. -Güney Irak ve İran buna müsaade eder mi, Türkiye oturur seyreder mi sorusuna girmiyoruz.- Ve Amerika açısından, Kırak’ın sonlandırılmasından itibaren, Kuzey Suriye’nin elimine edilmesi sırası gelecektir. Peki, Amerika bu işlemi kimin eliyle yapacak dersiniz? Cevap için ilk akla gelen DAEŞ… Ondan sonra da Türkiye…

“Artık DAEŞ oyunda yok!” diyelim; onun yeni görev alanı, öncelikle Uzakdoğu yani Tibet’in altı… O halde elde kalır Türkiye…

Eğer, Referandumla başlayan durum böyle bir sonuca giderse ve Türkiye bu kumpasa düşerse bu durumda, Ankara kendini, oyun kurucu ve bölgesel güç olma hedefinden çıkartır. Hatta Emperyalistlerin oyuncağı daha da kötüsü piyona haline getirir. Belki de Türkiye üzerine oynanan oyun ve bölgede yapılmak istenen budur.

Birkaç gün evvel Washington da yapılan Birleşmiş Milletler Zirvesi sonunda Türkiye’nin, Sn. Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı düzeyinde yaptığı ikili görüşmelerde, bu gidişatın yollarına taşlar döşenmiş olabilir mi? En açık şekilde sormak gerekirse; “Yoksa Trump, Türkiye’nin ağzına, PKK ve bağlı olarak PYD’yi bitirmenin dayanılmaz balının mı çaldı?” diye kuşkulanıyoruz, doğrusu. Eğer, söz konusu görüşme, bu noktaya gelmişse elbette sorulmuştur Trump’a; “Madem, bunları bitirecektin; niye, bölgeye silah yığdın?” diye… Onun verdiği cevap da herhalde, yanlış yaptığının itirafı olacaktır. Bu bunalmışlık içerisinde Türkiye açısından hayati mesele, PYD ve ona bağlı olarak PKK’lıları bitirmek olduğuna göre… Böylesine cazip bir teklif karşısında Ankara’nın önerilenin kılına çöpüne bakmak gibi bir lükse takıldığını zannetmiyoruz. “Orada birikmiş silahlarla yapılacak bir savaşın süresi, biraz uzayacak ve ülkeye etkisi hissedilecek derecede olacaktır elbette. Sakın Ankara buna karşı; Olacak o kadar!” demiş olabilir mi?

Peki! Burada durup soralım: Türkiye’nin böyle bir durumu göze alıp; “Olacak o kadar!” demesinden dolayı mı, yoksa önlerine gelen böyle bir planın sonuçlarından ürktüğü için mi Referandumun karşısında agresif davranıyor ve müdahale hakkından söz ediyor? Yani bu meseleyi niyeti, Barzani’yi korkutarak durdurmak mı? Eğer durum böyleyse iyi! Yok Barzani’yi kışkırtıp kızdırarak Referandumun yapılmasını tetiklemeye çalışıyorsa kötü! Zira şu anda Türkiye’deki K’ırak Referandum kararına karşı Türkiye’nin tutumu, Barzani İdaresi tarafından dostane bir tutum olarak nitelendirilemez. Ve Kuzey Irak halkının ayağa kalkıp daha önce yaptıkları gibi Türk bayrağını yakacakları gösterileri tetikleyebilir. Ankara, emek verip bölgede, bir istikrar adası oluşturduktan sonra, oradan kendisine karşı yapılacak düşmanlıkları arzu eder mi? Etmemeli!

***

Konumuzu yine giriş sualinin mantığı üzerinden yürütelim. Referandumun yapılması durumunda, eğer düşündüğümüz gibi PYD Terör Şeridi, Barzani Bölgesine saldırır ve idareyi ele geçirirse bu vaziyette giriş sualinde ön göremediği bir şey ortaya çıkar. Yani Kardeşimizin sözünü ettiği daha savaşçı ve radikal yeni Kürt lider PYD’li Salih Müslim olacak demektir. Veya o da değil; onun patronu olarak Kandil Dağı’nda oturanlar arasından biri ortaya çıkar… Böylece ortaya çıkacak atılgan ve savaşçı Kürt Lider, yorgun Kandil’in eli kanlı baronları olursa onlar, Amerikan silahlarını kullanarak, giriş sualindeki yazarın deyimi ile tüm Kürtler adına tescillenmesi muhtemel mi? En önemlisi de bir milletin ulu önderi gibi ininden çıkıp Türkiye’ye saldırabilir mi? Var mı mangal yürek?

Cevap olarak diyelim ki zaten saldırmakta değil mi?

Bu tespit karşısında farz edelim; “Şimdiki gibi tek tabanca değil… Onca silahla birlikte topyekün ve bir devlet gibi kuzeye yönelebilir. Öylesi daha kolay!”

Ancak burada, oluşturulmak istenen bir algı tasarısını ve korku ezberini bozalım artık. Bilindiği gibi Amerika’nın şimdiye kadar Kuzey Suriye Terör Şeridine, yolladığı silah yüklü tırların sayısı 1500 civarındaydydı, herhalde. Siz, bunu katlayın 3000’e. Avami bir tabirle üç değil beş bin olsa ne yazar! O halde neden, habire korkutuluyoruz ki?…  1500 ya da 3000 tırlık silah envanteri ile hudutlarımızın güneyinde yer alan, ince bir çizgide oturan Terörist PYD’liler, Türkiye’ye saldıracak ve biz de Ankara’da titreyen bir idarenin altında ve istikbal kaygıları içerisinde bolcalayıp duracağız; öyle mi? Bu menfi ve reel bir mantık örgüsü değil. Türkiye’nin,  doksan yıllık savaş birikimi, 1500 tırdan hatta 3000 tırdan daha mı az? Ya da poliste ve halkta olanı saymadan soruyoruz: TSK’nın envanterinde kaç bin tırı dolduracak silah ve mühimmmat var? Önce onu bilelim.  Ve bir tahmin olarak mesela, diyelim ki Türkiye’nin 300 bin tırlık silahı var! Bir bilen çıksın söylesin o kadar da mı yok ya da ne kadar?

Eğer bu soruya cevap, Türkiye’nin o kadar silahı yok şeklinde veriliyorsa vah bize, yazık bize! O halde neyin kavgasını veriyoruz ki. 1500 tırlık silah envanterleriyle PKK teröristlerinin önüne Amerika, eğer kafasında böyle bir plan varsa dünyadaki en cevval ve savaşkan kürt liderlerini çıkartarak koysun ve ülkemize saldırtsın. Elimiz armut toplarken onlar da gelip koca Anadolu’yu bir uçtan bir uca alsınlar. Biz de elimizle topladığımız armutları kemire kemire Orta Asya çekilelim öyle mi?

Hani diyorduk ya bazen, “ Bizimkisi büyüklere masallar…” diye… Bu kez, gerçekten de bir masal oldu.

Uzun lafın kısası,  yıllarca bizi, Kardak Kayalarını fethedecek diye dünkü vilayetimiz, Yunanistan’la korkuttular. Garip olan, hala korkutmaya devam ediyorlar. Şimdi, ona bir de 1500 tır’lık silahlarıyla PYD’lileri katıyorlar galiba.

Sık sık Türk tarihinde önemli bir Milat olduğunu söylediğimiz 15 Temmuz’la bağlayalım konumuzu. Demiştik ya; “Evet! Bu tarih, bir milat… Sadece devlet için değil, halk için de aynı zamanda, Anadolu şahlanışı için de aynı zamanda, Bozok ruhunun bin yıl sonraki uyanışı için de aynı zamanda… Yani o tarihten önce, birtakım masallarla büyükler uyutulyordu. Ancak o geceden sonra bu milleti, hiç bir masal uyutamaz. Çünkü “Uyku Yüzyılı”nın bittiği tarih 15 Temmuz oldu… O halde, kardeşlerimin birinin yazdığı gibi bizi daha fazla bekletmeyin; nereden ve nasıl geliyorsanız gelin! Yoksa biz geleceğiz!

***

Tekrar dönelim konumuza… Girişteki sorudan yola çıkarak sadece, bu yazının muhtevasını geliştirmek için düşündüğümüz gibi…  Barzani, ilk Kürt Devleti’ni kurması hususunda kışkırtılamakta. Buna göre, Amerika’nın silah yığınağını buraya yapması gerekmez miydi? Ama yığınağın rakip bölgeye yapıldığına tanık olan biri olarak sormak lüzumunu hissediyoruz: O halde Washington’un yapmak istediği ne? Yoksa Kurulacak ilk Kürt devleti olmak üzere harekete geçmiş olan Barzani’ye karşı asıl Kürt devleti olmaya hazırlanan Kuzey Suriyeli Terörist güçleri çarpıştırmak mı? Öyleyse bırakalım  çapıştırsın ve Kürt Kürt’ü kırsın; biz de rahat edelim diyebilir miyiz? Bu sualin devamı olarak: Statükonun dışına çıkmış olan Barzani’nin cezalandırması gerekirse bunu yapacak gücün kendi devleti yani Merkezi Irak olması Dünya Devletler Hukukunun gereğidir denilebilir; malum. O halde yine bırakalım, Merkezi Irak Hükümeti Güçleri, Barzani’ye saldırsın ve bu kez de Araplar, Kürtleri kırsın diyebilir miyiz? Hayır hayır! Hani biz 17. Adalet İmparatorluğunu kurmak üzere yola çıkmıştık Ve amacımız Ümmeti her türlü saldırıdan korurken her ne din ver ırktan olursa olsun mazlumları da düşünmek değil miydi?

Devamla… “Gerek Kuzey Suriyeli Teröristlerin, gerekse Güney Iraklıların, Statükonun dışına çıkmış olan Barzani’ye saldırması durumunda İran’a ve bize ne oluyor? Bu iki komşu ülkenin siyasetini ve sınırlarını sıkıntıya sokan Kürtler için bırakalım da birbirini kırsın diyemezler mi ya da niye demiyorlar?” Şeklinde bir mantık yürütmemiz de Türkiye açısından doğru ve mümkün değil. Belki İran açısından doğru olabilir. Ve Tahran, Referandumun arkasından, Bağdat’ın arkasına saklanarak, kuzeyi darmadağın etmeyi de düşünüyordur. Peki, buna müsaade etmesi mümkün mü Türkiye’nin? Tıpkı, Kuzey Suriye Teröristlerinin Amerika’nın arkalamasıyla Barzani ülkesine saldırarak orayı buharlaştırmasına izin vermeyeceği gibi… Herhalde hayır!

O halde 20 Eylül’de Washington da yapılan Birleşmiş Milletler Zirvesinde, Türk Dışişleri Bakanı’nın Tahranlı ve Bağdatlı mevkidaşlarını iki yanına ya da kanatlarının altına alarak fotoğraf çektirmesi, ne anlama geliyor. Doğrusu Çavuşoğlu’nu anlamakta  zorlanıyoruz. Tıpkı son birkaç günde Türkiye’nin neredeyse doğrudan doğruya, Barzani’ye savaş açma noktasını ulaştığını anlamakta zorlandığımız gibi.

Evet! Mesut aga, bir Referandumla bağımsızlık ilan etme hamlesiyle, çok doğru bir yola girmiş değil. Fakat Türkiye, Neredeyse tüm dünya tarafından “Abalı”ya döndürülmüş olan Barzani, bu yanlışı yaptı diye, bölgeye herkesten önce girip önüne geleni kıramaz/kırmamalı. Daha önce orasının bir “İstikrar Adası” olmasını sağlayanın kendisi olduğunu unutamaz/unutmamalı. Tıpkı Cerablus’ta bir başka “İstikrar Adası” oluşturanın da kendisi olduğunu unutamayacağı gibi. Kısacası Türkiye, bölgedeki istikrar adacıklarını artırmanın,  bu istikrar odacıklarının koruyup kollayanı olmanın ve arkasından buraların bütünleşmesinin bir yolunu bulmalı. Bu hususta da  sulhu önceleyerek lazım gelen her şeyi yapmak durumunda… Tüm dünyaya ve İran ile Güney Irak’a inat… Bize bu yakışır!

Hatırlanacağı gibi. Konuya dair yaptığımız diğer iki videoda K’ırak’ı, Hatay’a benzetmiş ve kaderinin de o yönde olacağını tahmin ettiğimizi söylemiştik. Hatta Ankara’nın da böyle düşündüğünü zannettiğimizi eklemiştik. Fakat son birkaç gün içerisinde gelişen Ankara tavrını anlamak zorlaştı. Gerek Kuzey Iraklıların varsa Yeni Hatay olma düşünceleri ve yine varsa Türkiye’nin Kuzey Irak’ı Hatay şeklinde bir sona götürme planı, söz konusu tavırla yerle bir olmuş durumda. Zira görüyoruz ki Türkiye, Nasrettin Hoca ve Filler fıkrasındaki Hoca rolüne soyunmuş durumda. Lakin Hoca, çadıra girince işi bir başka boyuta evirmiş ve işin gereğini yapmıştı. Fakat Türkiye’nin bu gidişle Hoca kıvraklığı göstereceği kanaatinde de değiliz.

Dememiz o ki bidayette K’ırak Referandumu konusunda herkes, çıkışını düşmanlık derecesinde yapmıştı. Türkiye ise suhulet noktasındaydı. Lakin ne hikmetse son bir kaç gün içinde, roller değişti. Herkes geri çekildi ve mesele Türkiye’nin omuzlarına yüklendi. Ya da bu arada Ankara, Şövalyeliğe mi soyundu? Lakin imparatorlar, Şövalyeler gibi davranamaz!

Son söz olarak… Türkiye, birkaç gün içerisinde geliştirdiği agresif tavrı, kendisinin gerçek düşmanları üzerine yöneltmeli diyoruz. Başta Kuzey Suriye Teröristleri olmak üzere, tüm PKK hainleri ve diğerlerinin…  İlla sınır ötesine bir harekat düşünüyorsa Ankara, ilk önce “Azez Alamut’u”nu nasıl yerle bir edeceğini düşünmeli; ardından Mümbiç ve doğusu…

Hepiniz duymuş olmalısınız… Geçen yıl,  PKK Barzani’ye bir darbe düşünmüş ancak başarılı olamamıştı.  Bu bağlamda yapacağı bir Barzani darbesi ile  başta PKK ile PYD teröristlerini ve İsrail ve İran dâhil, istikrar düşmanlarını sevindireceğini unutamaz/unutmamalı. Böyle bir sonuç ortadayken Zavallı Barzani’ye yüklenmiş olan bir Türkiye şahsen bizim özlediğimiz bir Türkiye değil.

Evet, Barzani’yi ikna etmeli noktasındayız. Ancak Ankara, bunu sulh yoluyla bitirmenin bir yolunu bulmalı; aba dışından sopa göstererek değil.

Son bir uyarı daha yapalım… Daha önce yayınladığımız videolarda dediğimiz gibi Irak’ın Statükosunu değiştirecek tek güç Vidoluların gücüdür. Bu nedenle Ankara, derhal Londra’ya ulaşıp Kraliçe’nin kafasındaki asıl fikrin ne olduğunu anlamak zorunda. Anlamalı ve işi, orada bitirmeli. Yoksa İran’la Amerika’yla dost olacağım diye bunların savaşçılığına soyunmamalı diye düşünüyoruz.

Bir de şu… Haddizatında İsrail’in, Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulmasına razı olduğunu beyan eden sözlerinin de bir kışkırtma eylemi olduğunu ve bu kışkırtmayla Türkiye üzerinden bir istikrar bozucu güç ayağa kaldırmayı ve bölgedeki savaşı, devletler düzlemine çekmeyi düşündüğünü zannediyoruz.

***

Şimdi dönelim tekrar giriş sorusuna. Ne demilmişti? “İsrail’in ve ABD’nin PYD ve Salih Müslüm’le beraber Barzani’yi tasfiye ederek unutulmasını sağlamak… Ve Kürtleri, tek elden idare edebilmek için, daha radikal ve savaşçı ruhta bir lider etrafında toplamak; ardından da onlara, ABD’nin ve İsrail’in verdiği silahları kullandırtarak, Türkiye’yle savaştırmak olabilir mi?”

Yukarıda Biz, Referandum sonucunda bölgeye iki gücün müdahale etme ihtimalinden söz etmiştik. Bunlardan biri, PKK-PYD teröristleriydi. Eğer Amerika güçlü bir Kürt Lider

Efendim, her zaman söylediğimiz gibi hakikati yalnızca Aliym olan Allah biliyor. Bizimkisi, yine de büyüklere masallar…

***

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Benzer Haberler