MAVİ KANLI TANRILAR

Ahmet Yozgat
Ahmet Yozgat

Latest posts by Ahmet Yozgat (see all)

Danimarkada mukim bir dostum, ziyaretime geldi. Avrupanın en Tanrı Soylu Sülalesi olarak bilinen Danimarka Oldenburg/ Glucksborg Kraliyetinin, Avrupa üzerinde, Monarşiler ve derin istihbarat düzeyinde etkili olduğunu uzun uzun anlattı. Dinledim ben de… O saklı dünyadan haber almak da, düşüncelerini tahmine çalışmak da o kadar zor ki… Ama Avrupa’nın istikbaldeki yol haritasını sezmeye çalışanlar, Danimarka’nın adımlarını takip ederek anlamaya çalışırlar. Çünki “Avrupada ve dünyada ne olup bitiyor, önce Danimarka kokusunu alır.” deniyor. Nede olsa Tötonların ana yurdu olan Jutland’a sahipler.

Bakmayın şimdiki haritalardaki ufak cüssesine; Danimarka, öyle hafife alınacak bir krallık değildir haddizatında. Bazı tarihçiler dahi bilmez; İngiltere’nin derin hanedanlarından biri de “Danimarkalılar Sülalesi” olarak kayıtlıdır saman yapraklarda. Bunun gibi Kalmar Birliği olarak tarihe geçmiş olan oluşumda, Norveç ve İsveç, Danimarka’nın etkisindeydi. Yani bölgenin kraliyet ailelerinin anası Danimarka hanedanlığıdır dense yeridir. Bu itibarla etkisi büyük, başat bir kraliyetten söz ediyoruz Danimarka derken… İngiliz Windsos Hanedanlığının kurucu ailesinin anne yanı Danimarka Hanedalığıdır. Ve anne yanının ağır bastığı da vaki… Bununla beraber, ilk Rus Hanedanlığı sayılan Rurik Sülalesinin, bu bölgenin soylularından olduğunu da unutmamak lazım.

Ziyaretime gelen dostuma göre; Danimarka’nın kraliyetini etkisizleştirmek, İngiliz ve Avrupa kraliyetlerini ve istihbaratlarını etkisizleştirir. Daha doğrusu, bu hanedanlık Avrupa ve devlerini etkisizleştirilebilirmiş. Bu hususus, Dış İşlerimizin üzerinde durduğu bir konu mu? Bilmem! Ama önemli. Yani ne yapıp edilmeli ve Kraliçe’nin Ankara ziyareti sağlanmalı.

Danimarka medyasına da bir haller olmuş durumda. Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya saldırgan bir tutum içerisindeler. Dostum; “Aslında, bunlara hadlerini bildirmek lazım fakat. Kolumuz, Osmanlı kadar uzun değil ki…” diye yakınmakta. Yerden göğe kadar haklı. Danimarka halkı oldukça tutucu ve ırkçılık düzeyinde milliyetçi ise bizim gurbetçilerimizin de hiç olmazsa Osmanlı’yı sevmesi/ sevdirilmesi lazım.

İnsan, oralardaki tavrı dinledikçe sinirlenmeden edemiyor. Ve soruyor haliyle; “Peki; Danimarkalıların mekanizmalarını bozacak bir düğme ya da bu adamların yumuşak karınları var mıdır?” diye. Bir şey yapacağımızdan değil ya… Eh işte!

8-9 Temmuz, Varşova Nato zirvesinden sonra Avrupa Hanedanlıkları, Vindsorlar ile bağlarını koparır görünecekler kanatindeyim. 1. Dünya Savaşının arkasından kısmen 2. savaştan sonra HABSBURGlar ile siyasi bağlarını inceltmişler VİNDSORların etrafında halka olmuşlardı. Bundan böyle Almanyanın görünmez hanedanlığı HOHONZELLERN sülalesi ileyeniden bir araya gelecek ve ortak hareket edecekler diye düşünüyorum. Sözünü ettiğimiz HOHONZELLERN aillesinin ana yurdu da senin daha evvel yazdığın şu cümlede saklı: “Nede olsa tötonların ana yurdu olan Jutland a sahipler.” Bu sebeple İki hanedanlık, en yakın baba genetiğini de taşımaktalar. Bu nedenle Cermen Hohonzellerleri, Danimarkanın Yeni Oldenburglarla yakın kan bağı taşıyor olsa gerek. Şu anda Cermen bölgesinin tek işbaşındaki hanedanı Dan krallarıdır diyebiliriz. Bu nedenle çökmüş Cermen arşidüklerinin sözcüsü durumundadır; bunlara İskandinav hanedanlarını da katmak mümkün.

“Mekanizmalarını bozacak bir düğme, yumuşak karınları var mıdır?” sorusunun cevabı ise komşu Finlandiya ile yakın temas ve özellikle oradaki Tatar kardeşlerimizle sıkı irtibat sayılabilir. Tatarların, kızlarına koca bulamamanın sıkıntısı içerisinde oldukları bilinmekte. Bu itibarla Anadolu gençlerinin oraya yönlendirilmesi ve Tatar kızlarıyla evliliği teşvik… Senin aradığın Mekanizmalarını bozacak bir düğme, yumuşak karın sayılabilir. Sizler, danimarkalı kardeşler bu konu üzerinde kafa yormalısınız, diye düşünüyorum. Hakk doğrusunu biliyor…”

Madem konu oralara kadar gitti. Bi göz atalım kardeşlerimize; unutulmasınlar: Finlandiya daki Tatarlar hangi kimlikle yaşıyor, kendilerine sami mi diyor yoksa başka bir ad mı taşıyorlar, renkleri nedir, nerede bulunurlar? Kısa tarihlerinden haber alalım…”

Tatar Türklerinin, Finlandiya’ya, Rusya üzerinden 1876 yılında geldikleri biliniyor. Rusya’nın Novgorod şehrinden çıkıp, o yıllarda, işgal altındaki Tampere kentine geldiklerini yazmakta tarih. I. Dünya Savaşı’ndan sonra hudutlar kapanınca Finland tarafında kalıyorlar. Artık oralılar… Finlandiya’da yaklaşık 150 yıldır yaşayan ve Kıpçak kökenli olan Kazan (İdil/Ural) Tatarları’nın dillerine Kazan Türkçesinin Mişer şivesi deniyor. Lakin konuşulan dilin Kıpçakça’dan çok Oğuz‐Türkmen lehçesini andırdığı biliniyor. Nice zamandan beri ev ve okul kitaplarında Türkiye Türkçesiyle yayınlanmış kitaplar bulundurulduğundan, aralarında konuşulan dil, daha çok Türkiye Türkçesi’ne benzemekte.

Tatar Türklerinin büyük kısmı başkent Helsinki’de; kalan kısmı ise Tampere, Jarvenpaa, Turku ve Kotka şehirlerinde yaşamaktalar. Finlandiya’nın 1917 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra kurulan hükümet, onları “Finlandiya İslam Toplumu”u olarak tanımış. 1998 yılında yürürlüğe giren milli azınlıkların korunması hakkındaki kanun ise onları; “Türk‐Tatar Cemaati” adıyla uluslararası korunma altına almıştı.

Tatar Türkleri, ülkenin hali vakti yerinde insanları olarak biliniyor. Tüccar ve sanayici olan ailelerin sayısı çok fazla. Başta Tekstil,halı ve kürk ticareti olmak üzere genel olarak ithalat ihracatla uğraşmaktalar. Yaşadıkları şehirlerde çok sayıda Türk Giyim ve Halı Mağazasının da sahibidirler. Halıcılık konusunda tekel sayılmaktalar. Ve Finlandiya’nın evlerini süsleyen tüm halılar, Tatar soydaşlarımızın elinden geçiyor. Türkiye’den de halı ihracatları var.

Türkiye, ta baştan beri Finlandiya Türklerine eğitim, din ve kültürel konularda kitap, dergi vs yardımı yapmakta. İlaveten, din görevlisi ve öğretmen göndermekte. Bu nedenle Tatar kardeşlerimizin, Türkiye ile ilişkileri oldukça güçlü sayılıyor. Ve tabii ki yaz tatillerinde ülkemizi tercih ediyorlar. Hak onlara ve bize yardımını esirgemesin. Finland Tatar Türklerini ve diğer ülkelerdeki Türk varlığını çok önemsiyorum. Zira yakın bir gelecekte, tüm kendilerine medeniyet hakkı tanınmış lakin o hakkı köyüye kullanmış olan kadim kavimler gibi onlar da tarihten silinip gidecekler ve birkaç milyonları kalacak geleceğe, ibreti alem için. İşte, bu yüzden, Avrupa’yı bekleyen kardeşlerimize çok stratejik bir iş düşecek. Onların müktesebatını teslim almak gibi… Bu sebeple olabildiğince çoğalmamız lazım oralarda. Aklımdan şöyle geçmekte, ülkemiz, oralarda yabancılarla yapılan evlilikleri, buradaki evliliklerinden hariç tutsa keşke’ Bilmem anlatabildim mi? Bir de onlar için kesin dönüş yok arrtık olmamalı da… İlaveten şunu söylemek istiyorum: Genç kuşaklar, üç beş kuruş kapıp ülkeye dönmek ya da buralarda yatırım yapmak, ev bark almak fikrinden vaz geçmeliler. Her ne yapacaklarsa orada yapmalı ve özellikle stratejik hususlara yatırımlar yapmalılar. Bilişim sektörü, medya, politik atılım vs… gibi. Ayrıca, çocuklarının eğitimi için varlarını yoklarını harcamalılar. Oğulları için iş kurma, ev bark alma gibi küçük işlere tevessül etmemeliler.

AHMET YOZGAT/D.D HABER


DerinDunya Medya

Kimler Neler Demiş?

2 Yorum - "MAVİ KANLI TANRILAR"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
Azer
Ziyaretçi

ben novqoroda 6 ay kalmisam ve oralarda kalib isguc qurub yasamaga uygun bir yerdir, filandiyaya da cok yakindir, rusya yaranmasi novqorodan baslamisdir, yani oralara goclerle, bir dasla iki kus vurmak mumkun

vural
Ziyaretçi

Tatarlar kendilerini Türk görüyor mu veya şöyle sorayım Kırım Tatarları derneği üyeleri ile neden Kırım Türkleri kendinize demiyorsunuz diyerek küçük bir tartışma yaşamıştık. Kırım Türkleri tabirini kabul etmiyorlar. Çünkü kırımda yahudi Türkler kendilerini tatar denilerek mi maskeliyor.

wpDiscuz

Benzer Haberler