ERDOĞAN’IN SON ÇIKMAZI

Ahmet Yozgat
Ahmet Yozgat

Latest posts by Ahmet Yozgat (see all)

Erdoğan’ın Son Çıkmazı: 15 MAYIS FAY HATTI

Derindunya Gönüllülerinden Sevgili Refik Alar dedi ki: “Ahmet abi… ABD Başkanı Trump’un, İsrail’in başkentini Kudüs olarak kabul ettiğini açıklaması ortada. Bütün Semavi dinlerin çıkış noktası olan Ortadoğu’nun, ABD için ne kadar önemli olduğunu bilmeyen yoktur. Nüfus olarak Müslüman çoğunluğun yaşadığı bu coğrafyada, yine Müslümanların öfkesi ve itirazına rağmen Trump’un bu açıklaması farklı hesaplar peşinde olan bir ABD politikası gibime geliyor. Özelikle Baba Bush ve oğul Bush döneminde, Ortadoğu’da yıllar süren operasyonlarda yüzbinlerce hatta milyonlarca Müslüman katledildi. Hala katliam devam ediyor, maalesef ivmelenerek. “ABD Emperyalizmi” bu şekilde tüm dünyaya şahin yüzünü ve özellikle Müslümanlara da çakal oğlu çakal yüzünü göstermiş oldu… Baba ve oğul Bush’lardan sonra ABD’nin başına, Müslüman bir babanın gizli Müslüman olduğu dinlendirilen Barak Hüseyin Obama getirildi. ABD’nin bu hamlesinin, ne yazık ki İslam dünyasının kalbine sokulan bir “Hain Hançer” olduğu daha sonradan anlaşıldı. Obama gitti yerine Trump geldi. Onunla birlikte, değişen bir şey olmadı; şu an da saldırgan bir ABD politikası izleniyor. Geleyim kafamdaki kuşkuya. ABD’de, bu yakınlarda bir başkan değişimi olma ihtimali sizce de mantıklı geliyor mu? Yoksa İslam dünyasının içine bir fitne tohumu daha mı ekilmek isteniyor. Şöyle ki… Şu an Ortadoğu halkları ve hatta devletleri, sıkıştıkları darboğazdan bir çıkış yolu ararken, Trump indirilip yerine ılımlı bir başkan getirilecek ve Müslümanlara; “İşte, aradığınız umut ve kurtarıcı budur!” denilme ihtimali mümkün müdür? Bu anlamda şu an yaşananları, Trump’ın tahtına gelecek “Yeni Başkan”a zemin hazırlamak olarak değerlendirebilir miyiz? “Derin Amerikan Aklı”nın, gelecek olan başkan ile Sünni dünyasını yanına çekip İran’ı son bir operasyonla sıfırlama ihtimali var mıdır? Kaynayan bir kazan gibi fokurdayan Ortadoğu coğrafyasında, bir de “Kudüs’ü, İsrail’in Başkenti olarak tanıyoruz!” demek ABD’nin ne işine yarayacak? Çünkü Kudüs düşerse Mekke düşer; Mekke düşerse İslam düşer! ABD, Ortadoğu’da bir geleceği olmayan İsrail’e neden oynasın? Abi, bu işin içinde çok farklı hesapların olduğu belli değil mi? O halde o hesap ne?”

***

Sevgili Refik yerimiz dar ve zamanımız kısa… O halde bu makalede, konuya; “Kaynayan bir kazan gibi fokurdayan Ortadoğu coğrafyasında, bir de “Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak tanıyoruz!” demek, ABD’nin ne işine yarayacak? Çünkü Kudüs düşerse Mekke düşer; Mekke düşerse İslam düşer! ABD, Ortadoğu’da bir geleceği olmayan İsrail’e neden oynasın?” sorusu üzerinden girelim.

Malum, 15 Mayıs’ta Kudüs kararı gerçekleştirilecek. Yani bir ay sonra dananın kuyruğu kopacak gibi. Hani fakir bir video kaydı yapmıştık ya “Afrin’den Sonra Kızılelma, Kudüs”tür diye… Ve orada “Bu husus teorik mi olur, pratik mi olur?” Bilemiyoruz ama teorik olması, herkesin yararına…” diye de kanaatimizle birlikte arzumuzu da dillendirmiştik. Ancak ondan sonraki gelişmeler, Türkiye’yi teoriye değil pratiğe götürüyor sanki… Nasıl mı? Önce Afrin’de parlak bir zafer kazandırılıyor Türkiye’ye. Ardından önüne Münbiç konuyor. Bu arada, Başkent Kudüs’ün hayata geçirilmesi tarihi güncelleniyor ve takvim 15 Mayıs’a çekiliyor. Oysa Amerikalılar, daha önce, geçiş süresi için iki sene vermişlerdi. Afrin sonrasında Trump, Suriye’den çekilme kararı alıyor; Pentagon, benzer bir karara varmadığını açıklıyor. Böylece ABD’deki yönetim karmaşası büyütülüyor. Canavarın iki başlı olduğu, bir kez daha tescil ediliyor/ettiriliyor. Rusya’nın, geçen yıl aldığı, Suriye’den çekilme kararı uzayınca, Moskova üzerine, Ajan Krizi Operasyonu bindiriyor ve ikinci canavar, diplomatik olarak çaresiz bırakılıyor; yaptırımları katmerlemenin esbabı oluşturuluyor. Böylece Rusların, Suriye’den çıkarak “eve” dönmesi için zorlandığını görülüyor/gösteriliyor. Bunda başarılı olmak üzereler ki Moskova’nın yerine terörle bunaltılan ve zoraki ikna edilen Fransa tayin ediliyor. Yani Türkiye’nin dişine göre bir ayak bağı yollanmış oluyor Suriye’ye… Nisan ayının ilk on gününde Doğu Guta azdırılıyor. Ve bir sabah Esed, bölgede Sinir Gazı kullanıyor. Bu durumun şüpheli olduğunu söyleyelim. Şöyle ki Sinir Gazını, gerçekten Esed mi kullandı yoksa kullandırıldı mı? Rejim adına ABD ajanları mı kullandı yoksa bu iş İsrail’in komplosu olarak hayata geçirildi ve Esed’in üzerine mi yıkıldı. Durum kuşkulu. Çünkü olayın ardından, Trump, zehir zemberek bir açıklama yapıyor ve operasyon sinyali veriyor. Savunma Bakanı Mattis, “Operasyon dâhil tüm seçenekler masada…” beyanatıyla Trump’ı ilk kez yalanlamıyor hatta kararına destek veriyor. Bununla birlikte İsrail, Filistinlilerin kıyımının ardından Şam’a döndürüyor uçaklarının rotasını ve bu kez de Güney Suriye’ye yani Rejim’in kontrolündeki bölgeye bomba yağdırmaya başlıyor. Ve bu arada 15 Mayıs, son hızla yaklaşıyor yani Erdoğan’ın ateşle imtihan edileceği yer ve takvimin bir adım bu yanında bir Türkiye ortaya çıkıyor. O halde ne yapacak Türkiye? Sevgili Refik’in de tahmin ettiğin gibi; “Kudüs düşerse Mekke düşer, Mekke düşerse İslam düşer!” deyip arkasından Ankara; “Ben, buna müsaade etmem arkadaş!” diyerek; önce Münbiç’e girecek, senaryo gereği önünden kaçan PKK’lı ve onlarla beraber Amerikan Paralı Askerlerini kovalaya kovalaya mecburen Kudüs’e mi yönelecek/yönlendirilecek/ya da çekilecek? Böylece Güney Suriye’yi savaş sahası haline sokmuş olan İsrail’le karşı karşıya mı gelecek/getirilecek?

Veya bunun dışında bir senaryo olarak… Afrin’den sonra Münbiç’e unutarak, “Orası, şimdilik Amerika’nın olsun!” diyerek olası, Washington’un “Kimyasalcı Esed Operasyonu”na destek gibi bir düşünceye, zaten askeri varlığıyla mevcut olduğu İdlip’e mi girecek önce? Ve oradan Şam üzerine mi yüklenecek?

Böyle bir durumda… Ajan Krizine dolanmış Rusya ve Namazi Operasyonunda gözdağı verilmiş İran’ın desteğinin asgariye indiği; Amerika’nın dahi canına tak ettiği/etmiş gösterildiği için “Batı Topu”nun ağzında gibi olan Kimyasalcı Esed’in, düşürülmesinin, TSK için Afrin kadar bile sürmeyeceğini söyleyelim.

Ama burada duralım. Ve rezerv olarak diyelim ki… Ya Esed, son kertede yapayalnız olarak Türkiye’nin pençesine bırakılmaz ise… Ve Fransa’nın başını çektiği, Almanya’nın doğal olarak katıldığı ve ABD’nin ve onun ortağı olan PKK’lıların ve o bölgedeki tenha kasabalarda saklı tutulduğu anlaşılan “Eski DEAŞ Kalıntıları”nın da savaşçı gücünün dâhil edildiği cepheyle Türkiye’nin, “Esed Cephesi”ndeki işi, olabildiğince zorlaştırılabilir. Ya bu zorluğa, bir de şu an bölgede bulunan ve güya Rejime savaş ilan etmiş gibi görünen İsrail uçakları da namluyu, potansiyel Anti-İsrailci TSK’ya çevirirse… Bu durumda sonuç ne olur?

Efendim; son üç cümleyi rezerv olarak koymuştuk da… Acaba yanlış mı yaptık? Yoksa Ankara’ya karşı yapılmak istenen de bu mu yani ikinci senaryo… Bizce evet! Çünkü kısa süre önce yazdığımız, “Çakallarla Dans Ederken Moskova Ne Kadar Dost? Putin Ne; Rus mu, Moskof mu?” makalesinde demiştik ki… 20. Ve 21. Yy. aralığında, 2015’ten itibaren gelinen zamansal noktada, “Dünyanın Karanlık Efendileri” illa devletlerin savaşmasını şart koşmaktalar. Bu Karanlık Efendilerin kotardığı tarih, mevcut ülkeleri ve onların siyasetini buna zorluyor. Ancak ilk defa, yeni dünya kurgulanırken, bu senaryoda rol alması muhtemel tüm devletler, insanlığın cümle kapısını yumruklayan savaştan, “fare gibi korkmak”ta. Bu nedenle hiç kimse, savaşı başlatan taraf olmak niyetinde değil; kısmen Türkiye dâhil…

Burada duralım ve bir “Kurt Masalı”na kulak verelim: Hikâye anlatıcıları, bir kurt ve avcı anlatımında derler ki… Avcıyı av sanan ve onun peşine düşen kurt sürüsünün kan severliğini bilen avcı, çeker vurur kurtlardan birini. O an, vurulan kurdun derisi delinmiş ve kanı dökülmüştür karlar arasına. Kurt sürüsü için kimin kanının döküldüğü önemli değildir. İşte, bu sebeple kurtlar, o an avcıyı kovalamayı bırakır ve yarası kanayan arkadaşlarının üstüne üşüşür. Bir dakika içinde işi bitirilir yaralı kurdun. Lakin bununla doymayan sürü, yeniden avcıya yönelir. Avcı ise hiç tereddüt etmez ve kurtların aralarından birini daha vurur. Aç kurtlar, bu kez de o yaralı kardeşlerinin üzerine çullanır içgüdüsel bir dürtüyle. Böyle böyle… Akıllı avcı, tabancasındaki kurşun kadar kurdu, kardeşlerine yem eder ve yolunda ilerler. Son kurşunu sıktıktan sonra kasabasına ulaşmıştır artık ve kurtulur avcı.

Teşbihte hata olmaz ama yukarıdaki, Sevgili Refik Alar mesajından hareketle anlattığımız Ortadoğu’daki durum, bu hikâyeye uyar mı? Ona, fazla takılmamak lazım ya da tersten benzetelim hikâyeyi gerçeğe; olsun bitsin…

Yani vaziyet şöyle… Dünyanın, ellerinde gürleyen boru tutan kanlı avcıları, teker teker düşürüyor zavallı kurtçukları. Ancak asıl sorun yani kan açlığı, kurtçuklarla kapanacak gibi ufak değil. Zorlu, kesif ve girift! Eli kanlı avcılar açısından, 20. Ve 21. Yy aralığında avcılığa soyunmaktaki asıl amaç, “Başkurd”u düşürmek. Zira Kıyamet, o zaman kopacak. Tüm çakallar, sırtlanlar, kurt görünümlü vahşi köpekler üşüşecekler, yaralı kurdun başına. Çünkü dedik ya kan kokusu, en masum gözü dahi döndürür vahşi dünyada.

Duralım ve yukarı dönelim… Herkes, “Savaşı Türkiye başlatsın!” istiyor dedik ya. Nihayet kara ordusuyla başlattı Türkiye… Bu arada hayata geçirilen “Cerablus-Fırat Kalkanı” ve “Afrin Zeytindalı Seferi” tam anlamıyla birer savaş sayılmaz; onlar, terör üzerine yapılmış bir operasyon. Ama savaş gibi savaş, Münbiç’ten başlayabilir. O da Türk Ordusu; Amerikan askerleriyle çatışır ve “Özür! Yanlışlıkla oldu!” demezse. Eğer, Ankara, Mümbiç’te böyle bir hamle yapar; ABD’de bunu savaş sebebi sayarsa düşmanıyla ve dost gibi görüneniyle tüm kurtlar, Anadolu’ya çullanmak üzere pozisyon alacak demektir. İnanın, hem de “RİT Birliği” etrafında dönüp dolaştığımız İran ve Rusya başta olmak üzere… Çünkü pozitif dünyanın, adam gibi adamlığın, adil insanlığın ve zaman içinde üretilmiş olan neredeyse tüm “Müspet Kıymetler”in ve mahlûkat açısından doğallığın düşmeyen son kalesi Türkiye… Antizulüm, Antizalim, Antişeytan bir diyar ve kavim aranıyorsa; işte orası, burası…

Çünkü Zalimin ve Zulmün şahikası olan Son Devirler içinde yaşanan gecelerden en önemlisi 15 Temmuz gecesi burada yaşandı… Zira o gece, hala çözemediğimiz bir lisanda bir sayha, bir nara, bir meydan okuma kükremesi yükseldi Anadolu’dan. Ormansa dünya, bilin ki Ormanların Kralı döndü; yok eğer bu dünya, hakiki dünya ise “Cihan Savaşlarının Son Merdimeydan’ı” döndü! Ne yazık ki onun kükremesini ya da narasını bizler dâhil, hiç kimse duymadı, anlamını tam olarak okuyamadı. Sadece “Allah’la Savaşan Karanlık Güç” duydu ve bu dönüşün ne manaya geldiğini tam olarak o anladı. Ve şimdi son savaşa hazırlanmakta o güç ve Türkiye’yi ve tüm Türkleri ve Türk dostu kavimleri ve tüm mazlumları kısacası insanlığın sağduyulu sağ yanını yok etmek için yoğun bir çaba içerisinde. Hem de bir ön cümlede saydığımız unsurların içinden devşirilen paralı, parasız, gönüllü ve zoraki askerleri ve devletleri kullanarak… Onun için birkaç zaman önce, “Nihayet o da sahaya indi!” dediğimiz Vatikanlı Papa, adını vermediği bir gücü işaretle onun, Şeytanın adı ve de soyadı olduğunu söyleyip taraftarlarını, ondan sakınmaları yönünde uyardı. Hem de Türkiye’yi işaret ederek kanaatimizce… Ve hemen arkasından da Sn. Cumhurbaşkanına gül uzatırken; yani “Sözünü ettiğim Şeytan var ya… O, işte bu ve bunun milleti!” der gibiydi. Kısacası tam da “Tebessüm eden katiller” ortasındayız ve dört bir yanı “Çağdaş Brütüsler”le çevrilmiş bir durumdayız, ne yazık ki… İşte, bu nedenle mazlumuz, masumuz, tek katmanlı Müminiz asla zalim değiliz. Galiba, işte bu yüzden, korkacak bir şey yok zira Allah bizimle… İnşallah ve Allahualem!

***

Evet, böyle bitirmişiz bir süre önce kaleme aldığımız yazımızda. Bu yazımızın başlığını “Erdoğan’ın Son Çıkmazı: 15 Mayıs” diye koyduk ya! Boş verin başlığı, maşlığı… Malum biz, bir masal anlatıcısıyız. Oysa Söz konusu “Kudüs’se… Demişti ya bu makaleyi yazmamıza sebep olan Sevgili Refik Alar; “Çünkü Kudüs düşerse Mekke düşer; Mekke düşerse İslam düşer!” demişti ya! Hani son günlerde deniyor ya; “Mesele vatansa, gerisi teferruat!” diye… Gelin bu darbımeseli şöyle okuyalım: “Mesele Kudüs, Medine ve Mekke’yse, gerisi teferruat!” Bu üç belde düştükten sonra Türkler yaşasa ne, Türkiye yaşasa ne?! O halde üstteki darbımeseli şöyle okumak en doğrusu olacaktır: “Mesele Kudüs, Medine ve Mekke’yse, gerisi Kıyamet!”

Efendim! Bugünlük de bu kadar! Biz yine yazdık döktük de işin aslını ve salt hakikatin sadece Aliym Olan Allah biliyor!

AHMET YOZGAT/ D.D HABER

Kimler Neler Demiş?

3 Yorum - "ERDOĞAN’IN SON ÇIKMAZI"

avatar
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Nursel
Ziyaretçi

😱

Ahmet Demirdag
Ziyaretçi

Ahmet abi yazi uzun ve dahi o kadar da hakikat.Bir solukta okudum.Cok guzel bir bilgilendirme diyeyim direkt olarak.Ziyadesiyle müstafid olduk.

Ramazan Çelik
Ziyaretçi

Sayın Ahmet abi o kadar büyük bir iş yapıyorsunuz ki bu ülkeyi yönetmek ile eşdeğer diyebileceğim bir öneme sahiptir benim nazarımda lakin konulara ve olaylara çok geriden gittiğimiz için zamanlama mekanizması karışıyor ve anlam bozukluğuna neden oluyor Erdoğan’ın ne kadar çok seviyorsam emin olun ki sizde eşdeğer seviyorum Çünkü siz yapılmayanı yapıyorsunuz görülmeyeni görüyorsunuz Rabbim basiretin izi arttırsın ve sözünüzü Keskin eylesin Keşke sizinle görüşebilme imkanına sahip olsaydık ama olsun bizim gönlümüz bir inşallah muhakkak ki Allah’ın izniyle Kabe’ye kadar gidip kutsal Mabedi özgürleştirecek yegane güç Türk milletinindir

Benzer Haberler