DİJİTAL SİLAH

Konvansiyonel, Dijital İkileminde
MİLLİ SİLAH POLİTİĞİ

Kardeşlerimden Sevgili Mehmet Akif: “Videolarınız ve makalelerinizi incelemekteyim. Farklı yönleriyle doğru buldugum tespitlerinizdeki öngörü kabiliyetinize güvenerek için için cevap aradığım bir sualim olacak Size. Yahudi elinin olmadığı bir memleket düşünemiyorum ki bu ayrı konu. Bu anlamda türkiye nin böyle güçlenmesi kendi silahlarını üretmesi ve boy boy sergilemesi normalde bu safhaya gelmeden durdurulmuş olmalıydı. MI6 cinsinden müdahale ediciler aciz kaldıklarından diyemem de bizi kendi Silahımizi urettirerek kendi askerlerimizle yine onların çıkarları için kullanacakları bir plana dahil mi edileceğiz? Bu konuda ‘hayır bu bizim başarımız’ diyebileceğim bir nişan varsa bilmek isterim. Zamanınız olurda açıklama yaparsanız büyük bir ferahlık içinde şükranlarımı sunacağım. Allah yardımcımız olsun.”
“Sevgili Sancaktar! Sizin için için kafanızı kurcalayan o soru var ya; inan, benim de, aynı sebeplerden ötürü içimi kurcalamakta yıllardan beri Hatta en çok kurcalayan sual de diyebilirim buna. Ya da genel anlamda bağlantılı olarak gördüğüm Türkiye, ve İsrail ilişkisine; tabi İngiltere… Evvela, işin aslını Alim olan Allah biliyor: bir de taraflar diye girelim konuya. Biz, bilmiyoruz. Sadece, mevcut parametrelere bakarak yorum yapıyoruz. İnşallah, doğru söyleyenlerden oluruz Evet, Türkiye son zamanlarda “konvansiyonel silah” düzleminde epey bir yol aldı. Şimdiye kadar verilmeyen izin şimdi niye? Kanaatim o ki bu silah üretim hususunu biraz fazla abartmaktayız. Ya da hala 1900’lü yılların aklıyla analiz etmeye çalışıyoruz durumu. İşte işin püf cümlesi bu. Yani yeni duruma, eski akılla bakmak. Aklımız yani bakış açımız veya durduğumuz pencere, elli sene öncesine ait. Lakin mesele bugünün meselesi. Eski dünyada durup yeni dünyaya bakmak da diyebiliriz buna. Bu durumda, elma ile armutlar toplanamıyor. Tabii ki sonuç yanlış çıkıyor. Ve için için kafamız karışıyor.
Açıklayalım: Biliyorsunuz hep söyleye duruyorum; 1701 de başlayan Batı Medeniyeti, daha evvelki medeniyet sahiplerinin yapmadığı bir şey yapageliyorlar: Medeniyet zamanını, periyotlar halinde palanlıyorlar. Yani yüzer yıllık planlar dahilinde, medeniyet formatını revize ediyorlar. Zira medeniyetin ilanihaye sahibi olmak niyetindeler. Bu sebeple ilk kez “kontrollü medeniyet” diyebileceğimiz bir seyir takip ediyorlar. Bu periyorları fakir, “Yüzyılları Formatlamak” videomuzda anlatmıştık. Bu biçemlendirme hinliğinin süresi belli: 100 yıl. Bu sebeple ve aslında dünya, 1701’den başlayarak tekdüze ve tek medeniyet içinde seyretmiyor. Bir bakıma her yüz yılda yeni bir medeniyete dahil oluyoruz. Ve yüzer yıllık medeniyet ömründe, medeniyet oyununun kurallarını tekrar tekrar yeniden belirlemekteler Batılılar ya da açık bir ifadeyle İNGOJUDİK ortaklık. Bu nedenle milletler, her yüzyılda, bilmedikleri bir oyuna dahil oluyor ve yarışı ta baştan ve yüz yıllığına kaybediyorlar. Bilmem anlata bildim mi sevgili M. Akif. Buraya kadar konuya bir girizgah belirlemiş olduk? Devam edelim. 2000 yılı itibariyle girer gibi olduğumuz 21. Yüzyıla (haddizatında henüz girmedik, bu yüzyıla girişin tarihi 2025, bizim için 2023…) bir ad vermek gerekirse ne diyebiliriz? Hadi seni yormayayım ve cevabı hemen vereyim: Bu yüzyılın adı DİJİTAL YÜZYIL. Bu bağlamda geçen 20. Yüzyılın adı ne olabilir? Tabii ki KONVANSİYONEL YÜZYIL olur. Devam edelim: Bu durakta soru şu, bizim şu anda ürettiğimiz silahlar Konvansiyonel mi yoksa dijital mi? Tabii ki konvansiyonel! Eski tip harbe ait malzeme… Kısmi olarak dijitalize edilmiş gibi. Ancak Kısmi dijital’in yazılımını dahi yapamıyorduk düne kadar. Konvansiyonel-dijital sınırda problemimiz buydu. Hatırlarsanız. Yani uçaklar eski tipti, onların yeni tipe evrilmesi yani olabildiği kadarıyla dijitalize edilmesi İsrail eliyle yapılıyordu.
Sonuçta silahların direksiyonu bizde gibi görünmesine rağmen, gizlice yazılımın sahibindeydi. Ülke bunu farkettiğinde, dijitalizmin önemini kavradı. Bu konuda harekete geçti. Ve Aselsana görev verildi. Orada olanlar malum. İntihar süsü verilen cinayetler… Peki şimdi, problemi halledebildi mi Türkiye? Yok! Daha doğrusu, önümüzdeki sekiz yıla (yani 2025’e kadar) cevap verecek bir şeyler üretti. Bu da başarı gibi yansıdı kamuoyuna. Aslında kısmi bir başarıdan söz edebiliriz lakin dedik ya bu başarının ömrü 2025’e kadar. Bu ara dönemin silahlarının tarifi tam da bu: Konvansiyonel demode silahlara, dijital uygulama eklemek… Açık bir tarifle üstü kaval, altı şişhane… Buradan devam edelim: 2025’ten sonra savaş olacaksa Konvansiyonel+dijital uygulamalarıyla mı olacak? Hayır! İşin konvansiyoneli iptal, ondan sonra dijital+dijital silahlardan söz edilecek. Bu bağlamda savaşlar da konvansiyonel karekterli yani 20. Yy’daki gibi deği; bir başka biçimde cereyan edecek. DİJİTAL SAVAŞLARdan söz ediyoruz. Şu an devletler, dijital+dijital silahların ve dijital savaşların nasıl olacağını tahmin etmekten dahi aciz. Kim biliyor bu konuyu? Tabii ki İngojudik ortaklık… Uygulamalar, 1946’dan beri gizli yeraltı laboratuvarlarında yapıldı ve hazır hale getirildi. 2025’den itibaren günyüzüne çıktığında göreceğiz ki 20. Yya ait konvansiyonel, ara döneme ait (1975’den 2025’e) konvansiyonel+dijital örnekleriyle taban tabana zıt. O durumda İngojudik’in elindeki KONVO veya KONVODİJİTAL silahlar neye yarayacak derseniz, hemen söyleyelim; haddanelere yollanarak eritilecek ve jilet yapılacak. Lakin jilet dediğimiz alet de Konvo bir örnek. 2025’ten sonra jiletle traş olacağımız öngörmüyoruz ki. Traş bile dijital olacak. Ha bu arada şu yerli otomobil konusunu da yapıştıralım: Artık Türkiye için otomobil üretme izni de çıktı biliyorsunuz. Peki, en erken ne zaman yollarda olacak söz konusu Türkoto? 2025’de… Ama o tarihten itibaren KONVOOTO’lar olmayacak ki yollarda. O halde bu “İZİN” niye? Ee, giderayak eskimiş teknolojik aletler ürettirerek “Zavallı Devletler”in enerjisin emeğini ve parasını tüketmek de DİJİHARB’in bir unsuru…. Bilmem anlata bildim mi sevgili M.Akif. Biliyorum soruyorsun şimdi: Ne edelim abi, yapmayalım mı? Yapalım da on yıllığına ve palyatif pansumancılık olduğunu bilerek. Asıl yapılması gereken, İngojudik tingtenglerde dizayn edilen DİJİHAARP konsepti ve aynı laboratuvarlarda imal edilen ULTRADİJİTAL silahları anlamaya çalışalım. Gerekirse teknoloji hırsızlığı yapalım ve yolumuza öyle devam edelim. Yoksa 2025’te düdük ötüp de “Yüzyıl yeni, konsept yeni!” dendiğinde şaşırıp kalmayalım. Ve bir yüzyıl daha uykuya ya da nal toplamaya müstahak olmayalım . İnşallah. Ve her şeyin doğrusunu Aliym olan bilir ancakve sadece onun dediği olur. Amin! Sevgili M.Akif var kal sağlıcakla…”
Esselam aleyküm. Ikinci defa okudum ve dijital jilet dusuncesini de tebessumle idrak ederek.. Allah ömrünüze bereket ve sihhat versin. Ihtimalleri önüme serip alametleri görmeye çalışırken konvansiyonel ve dijital silah tanımlamaniza yabancılık çekmedim ve hatta bu djital “HAARB” eski okculara karşı ateşli silah kullanılmasından bile beter olacak kanaatindeyim. Eski teknoloji de olsa uretmeliyiz elbette ki urettigimizi de hem kullanacak hemde satabilecegiz. Belki 8 yıl gibi kısa bir zaman belki daha fazla. Zira savaş başlayıp dijital silahlar ortaya konulduğunda elinde dijital silahı tutanlara karşı olmasa da diğerlerine karşı bir gücümüz olacak. Peki diğerlerine de bu silah dağıtılınca ne olacak. İşte o dağıtım yapılırken uyumayıp bu yeni silahı ve hatta fazlasını milli hale getirmeye çalışmalı fikrindeyim. Başka bir konu olarak yine yüzyıllar ı formatlamak konusunda da sizlere katılıyorum. Ve benim kuşkularım biraz da buna dayanıyor. Yazar kasa firlatildiginda dibe vuran ekonomilerin karaborsalarin ve daha daha daha ların ardından kahramanlasan bir kurtarıcı oluşturulmuş ak partinin doğuşu böyle olmuş ise… darbecilere engel olmak için askere müdahale ediliyor görünürken aslında revizyon mu bu yeni yüzyıla. .. yine savcılar parelel meselesi, yargı bağımsızlığı için mücadele mi revizyon mu… bütünde gördüğüm gelişmeler kolay sindirecegim beklentiler değilki. Uykudan uyanmış olduğumuzu uyandiranlarin planlaması olarak kabul edince reis-i cumhur un soylemi aklıma geliyor ‘kaderin üstünde bir kader vardır’… iste bu gercek mi kurgu mu… bir makalenizde anladigim o ki birileri bizim balimizdan bizim ağzımiza bir parmak bal ile hep aldatıyor ve aldatiyor sürekli.Erdoğan bu aldatilmayi itiraf edebildi evet hatirliyorum. Bu beni teselli eder gibi de yetmeyecek nihayet… Rabbim yolundan ayırmasın. Saflarimizi fitneden korusun. Allah’ın ol dediği olur nihayet.
******

AHMET YOZGAT / DerinDunya Medya

Benzer Haberler