”BLACK MİRROR” ANALİZİ

Ömer Yıldırım
Ömer Yıldırım

Latest posts by Ömer Yıldırım (see all)

İstikbaldeki Kıyamet Seyirliğinin Karanlık Tanrısı
BLACK MİRROR/SİYAH AYNA

Bir şarkı yarışmasında jürileri etkileyemeyen kadın, şimdi ya onur kırıcı şeyler yapmalı ya da kölelikten farkı olmayan hayatına geri dönmelidir…/Yakın bir gelecekte geçen hikâyede; tüm insanlar yaptığı, gördüğü ve duyduğu her şeyi kaydeden hafıza implantlarına sahiptir…/İnsanların ölülerle iletişim halinde kalmalarını sağlayan yeni bir hizmeti öğrenen yalnız ve kederli Martha, merhum aşkıyla yeniden bağlantı kurar…/Victoria bir sabah uyanır ve hayatı hakkında hiçbir şey hatırlayamaz. Karşılaştığı herkes onunla konuşmayı reddeder…/Waldo adlı çizgi karakter ayıyı seslendiren başarısız komedyen, TV yöneticileri, Waldo’nun seçimlerde adaylığını koymasını istediklerinde kendini siyasete karışmış bulur…/Sosyal medya skorunu umutsuzca artırmaya çalışan bir kadın, gösterişli bir düğüne davet edildiğinde turnayı gözünden vurur. Ki sosyal medyadaki beğenileri hayatının akışını belirleyecektir. Ancak yolculuk planladığı gibi gitmez…/Kızının güvenliğinden endişe eden bekâr anne Marie, kızın nerede olduğunu ve çok daha fazlasını takip eden son teknoloji ürünü bir cihaz almaya karar verir…/Mimar Mia, karanlık bir sırrı gizli tutmak için çabalarken yakınlardaki bir kazayı soruşturan sigorta eksperi Shazia olay yerindeki insanların hafızalarını tarar…/Tüm ilişkilerin ne kadar süreceğini önceden belirleyen bir çöpçatan programı tarafından eşleştirilen Frank ve Amy, çok geçmeden sistemin mantığını sorgulamaya başlar…
***
Yukarıdaki maddeler, “Black Mirror” dizisinin her bir bölümünün konusunu anlatıyor.
Aralık 2011 yılında yayınlanmaya başlayan ve bir bilimkurgu antolojisi dizisi olan Black Mirror/Siyah Ayna, insanlığın en görkemli buluşlarının ve en karanlık içgüdülerinin zıtlaştığı karmaşık ve teknolojiyle dolu bir yakın geleceği konu alıyor.
Birinci sezon için üç bölüm halinde hazırlanan dizinin ikinci sezonu, 2013 yılında yine üç bölüm olarak ekrandaydı. Üçüncü sezonu, 2014 yılında altı bölüm olarak gösterilen dizinin, dördüncü sezonu ise 2017 yılında ve altı bölüm olarak yayınlandı.
Diziyi, istediğiniz sezon ve istediğiniz bölümden başlayarak izlemek mümkün. Çünkü Black
Mirror için bir antoloji ya da hikâyeler seçkisi diyebiliriz. Birden fazla bölüm içerdiği için adına dizi diyoruz yoksa bölümlerin her biri, sinema filmi olarak perdede izleyenlere sunula bilinecek evsafta yapıtlar. Dizide, Her biri başlı başına bir olayı somutlaştıran bu hikâyelerin ortak noktası yani dizinin bütünleyici unsuru ise Black Mirror/Siyah Ayna… Hikâyeler bu isminin bütünleştiriciliği bağlamında ve dizi şeklinde karşımıza çıkmakta. Black Mirror/Siyah Ayna ismi ise günümüz yüksek teknolojisinin yüzü diyebileceğimiz bilgisayar, tablet, telefonla alakasına bağlı. Sözü edilen bu cihazlar, dizinin arka planında, birer ayna gibi düşünülmüş ve bildiğimiz klasik aynalara ve o aynaların aydınlık yüzüne benzemeyen şekli ve rengi sebebiyle cihazların ekranı, dijital aynanın karanlık yüzü olarak betimlenmiş. Lakin asıl karanlık bu da değil; görünen karanlık rengin arkasındaki karanlık tasavvur ve Siber Dünya altı çizilen ana unsur olarak karşımıza çıkıyor dizide.
Fakat… Çoğu şeyde olduğu gibi kabahati, yine “cinsiyetsiz ve nötr cihazlar”a atmayalım diyoruz; elimizdeki çuvaldızı, birazcık da kendimize batıralım. Ne dersiniz? Batıralım çünkü neticede, o cihazları üreten ve kullanan insan. Bu durumda, cihazların ekranında şekillenmiş olan Black Mirror yani Karanlık Ayna sakın insanın, karanlık iç dünyasının ya da isli yüzünün yansıması olmasın! Tabii ki olabilir; kesinlikle o aynalarda görünen insan içi insan kanaatimizce…
Peki… Burada; birbirinden bağımsız öyküleri olan bu dizinin, bir bölümündeki hikâyeyi ele alıp konuyu biraz daha derinleştirelim. Mesela, son maddede kayıtlı olan ve dördüncü sezonun dördüncü bölümüne ne dersiniz? Yani “Tüm ilişkilerin, ne kadar süreceğini önceden belirleyen bir çöpçatan programı tarafından eşleştirilen Frank ve Amy’nin, çok geçmeden sistemin mantığını sorgulamaya başladığı” bölüm… Olabilir!
O halde, dizinin bu bölümünün konusuna dair, kısa bir bilgi verelim böylece de konunun özetini paylaşmış olalım… Buna göre… Aslında; bu bölüm, bir aşk hikâyesini anlatıyor. Daha doğrusu “gerçek aşk”ı arayan iki kişinin hikâyesi konu ediliyor. Frank ve Amy’nin hikâyesi… Bizim kültürümüzdeki Aslı ile Kerem, Ferhad ile Şirin gibi bir anlatı onlarınki. Ancak biraz bize benziyor. Yani günümüz insanı istediği bir şeyi nasıl arıyorsa öyle… Peki, nasıl arıyor? Tabii ki kişi, elindeki cihazın ekranına yani “Siyah Ayna”ya bakarak uygulamaların kendini yönlendirmesi ile aradığına ulaşıyor diyebiliriz. Siyah Ayna eyleminin bir parçası olarak insan arzuladığını ararken; “Her şey, bizim hizmetimizde!” diyerek de böbürleniyor. Doğal olarak, acizliğimizden bihaber olarak kibirleniyor. Aradığı adresi, canının çektiği yemeği hatta âşık olacağı kişiyi bile tıklayarak bulduğuna inanıyor. Belki şu anda, bu yazıyı okuyanların arasında; “Nerde aşkı öyle tıklayarak bulmak?!” diyen de vardır. Fakat biliyorsunuz ki bunun için tasarlanıp emre amade hazır bekleyen web siteleri ve uygulamaları yapılalı çok seneler oldu. İşte, söz konusu dizinin, ele aldığımız bölümü de böyle bir uygulanın, daha da ilerlediği bir zamanı anlatıyor. O zamanın çok ileri ve uzak tarihlerde olmayacağını da hatırlatmak durumundayız hem de “maalesef” eseflenmesiyle.
Anlaşılacağı üzere dizinin bu bölümünde de sanal bir dünya mevcut. Ama bu dünyada, günümüzün çok ötesinde, insanın ihtiyacını karşılamak üzere her şey var edilmiş durumda. Devrin insanları, günün hangi saatinde nereye gideceklerini, planlanan saatler içerisinde kiminle buluşacaklarını, buluştukları insanlarla neler yapacaklarını, Kısacası bir gün içerisindeki yaşantılarının tüm ayrıntılarını, tam bir planlama uzmanı sayılabilecek olan bir sanal asistana soruyorlar. O asistan ise “Koç” diye hitap edilen biri yani Sanal Yaşam Koçu… Dünyadaki bütün insanlar için sanal âlem içerisinde özel bir koç formatlanmış olarak beklemekte… Kendisine sorulacak her sorunun cevabını bilmesiyle ustalığını kanıtlamış olan Koç, sorumlu olduğu soru sahibine, onun elindeki cihazdan yani “Sihirli Siyah
Ayna”dan yapılacakları söylüyor veya gösteriyor. Verilen cevapta ve cevap olsun diye aynada gösterilen fotoğrafta herhangi bir eksiklik ve hata yok. Bu nedenle soru sahibi, önerilene uymak durumunda. Diğer bir ifadeyle insanlar, kaderlerini “Kara Ayna”ya teslim etmiş durumdalar; tıpkı ölünün, yıkayıcısına teslim olduğu gibi. İçecekleri meşrubat/içecekten, yiyecekleri yemeğe; binecekleri arabadan, gidecekleri yola; Karşılaşacakları insanlardan konuşacakları kişiye; Velhasıl gün içinde yapacakları her türlü etkinliğe kadar her şey, önceden planlanmış. Bu bağlamda, tabii ki beraber olacakları “Hayat Arkadaşları”na hatta ve en önemlisi kurdukları bu ilişkinin süresine kadar, “Hususi Koç”un önerisine “bila kaydüşart” bağlı olan bir insandan ve insanlardan söz ediyoruz. Belki bu hususi koçların önermelerine, “İtiraz hakkı var mı yok mu?” sorusuna vereceğiniz cevap da yok. Zira koçun önerdiklerinde itirazı gerektirecek bir durum zuhur etmemekte…
Dönelim, örnek bölümdeki hikâyeye… Dizinin bu bölümündeki, örnek ilişkinin süresi, sadece on iki saat. Çünkü koçlar, böyle buyuruyor! Çöpçatan programı tarafından eşleştirilen Frank ve Amy’nin, beraber olacakları on iki saat boyunca yaşayacakları her şey, akşam olup da evlerine gidecekleri saate kadar her şey planlı ama her şey… İlginç ya da tek doğru olan şey ise çiftler, eve girdikten sonra, Kara Ayna’daki “koçlar” aradan çekiliyor. Bundan sonra tüm tercihlerde Frank ve Amy özgürler. Nasıl daha önce tüm adımlar planlı gidiyorsa şimdi de tüm adımlar da sonuna kadar hürriyet. Onlar, topyekûn bir sanal dünyanın içinde yaşıyor, bir sisteme ait ama onlara verilen sınırsız özgürlük tercihi ve duygusu da var. Zaten onları, mutlu kılan da bu! Yani planlı hayatın her önerilerine itirazsız uymanın ödülü olarak verilen bir özgürlük alanı olarak ev ve evdeki bahtiyarlık! Ev ölçüsünde sınırlı ama olsun. Kocaman bir uygulamanın içerisindeki küçücük bir evde çiftlere verilen irade ile kişiler kendilerini özgür sanarak mutlu oluyorlar ya… İşte, o kadar! Daha ne isteyebilirler ki Frank ve Amy? Hiç!
Peki, bırakalım Frank ve Amy’yi… Bu ikisi bağlamında bütün bu yaşananlar size tanıdık geliyor mu? Bu sorunun akabinde, elinizin altındaki İnterneti ve halihazırda elinizdeki akıllı telefonlara baktınız veya aklınızdan geçirdiniz; değil mi? Yani Frank ve Amy siz olmayasınız sakın!?
İnsanın, özünü tıpkı bir casus gibi düşünerek, kendi dışındaki dünya ile ilgili, neredeyse her türlü bilgiye sahip olması ruhuna haz verir, bedenine güvende olduğunu hissettirirken, kendisine bu imkânı veren/sunan yazılım şirketlerinin sahip oldukları bilgiyi hiç düşünüyor mu acaba? Bu bağlamda; dizinin bir yerinde, çiftlerin şu diyaloğu çok manidar doğrusu… Biri: “Sistemden öncesi çılgınca olmalı.” diye bir tahminde bulunuyor. Diğeri; “Ne demek istiyorsun?” diye soruyor. Aldığı cevap; “Eski İnsanlar, planlı bir şekilde yaşadığımız ilişkinin benzerlerini kendileri yürütmek zorundaymış.” Ne zor bir şey! Frank ve Amy’ye göre imkânsız; Bu nedenle düşünmek bile istemezler doğrusu.
Güya, yukarıdaki bölümünde diziciler, bir fantastik masal anlatmaktalar seyirciye; değil mi? “Evet” diyorsanız o halde tekrar dönelim günümüz insanına… Duralım ve düşünelim, bir yol; dizideki bu sistem, o kadar da fantastik bir masal değil aslında hatta fazlası ile tanıdık Sayılmaz mı? Bizce evet! Hepimizin, içinde olduğu hayat işte bu…
Böylesine planlanmış bir hayat, “Gassalın elindeki meyyit” gibi davranmak durumunda olan insanı, sınırlı seçenek içerisinde bir robot gibi tasarlanmış olmuyor mu? Sisteme sorarsan; “Hayır!” olmuyor. Çünkü çok fazla seçenek olması kişide “Seçim Felci” oluşturuyor. Bu kadarı yeterli!
Tekrar dizinin “Sistem”ine dönersek… Frank ve Amy’ye sunulan on iki saat süresince yaşanılanlar sisteme veri olarak giriliyor. Şu dönemde de Facebook ve Twitter’a kendi özgür irademizle tüm profilimizi veri olarak girmekteyiz ya… Onun otomatik olanı yani… Bu sebeple günümüzde dahi “Klasik Fişleme”nin anlamsız kaldığını biliyorsunuz. Bunun gibi “İstikbaldeki Sistem” içerisinde de durumdan vazife çıkarmasıyla ünlü birilerinin Frank ve Amy’yi ya da diğer çiftleri, onların ilişki düzeyini ve hayatlarının derinliklerini araştırıp çözme zahmetine neredeyse ihtiyaç kalmadığını görüyoruz. Mutlaka siz de duymuş olmalısınız, henüz Dijital Yaşamın, henüz başlamadığı ya da başlamak üzere gün saydığı zaman diliminin sonunda; ön adı önemsiz, soyadı önemli birinin söylediği şu sözü… “Gün gelecek herkes, kendini tüm ayrıntılarına kadar fişleyecek, herkese açık bir kayıt alanında!” Evet, Rockafeller’lerden birinin, istikbale dair verdiği ipucuydu bu söz. Ve adamın dediği, günümüzde oldu; daha ötesinin de “İstikbaldeki Sistem”de olacağını haber veriyor bize, Siyah Ayna dizisi. Öyle ki ilerleyen zaman içerisinde tüm hayatlar bağlamında, önemsiz gibi görünen bir dolu zevk ya da tercihin, sistemin kayıt özelliği sayesinde, kişi/kişiler hatta tüm insanlıkla ilgili, özel ve önemli bilgi içerdiği için bir anda önemi artıyor. İnsanların/çiftlerin, yaşadıkları ilişki sürecince sisteme daha çok veri akışının sağlanmış olacağını düşününce, alanı genişleyen ve sıkleti artan Data Bölgesi, nitelik ve nicelik anlamında, sistemin gerek özel, gerek total sermayesine katkı sunmaya devam ediyor. Böylece sistem de eşleştirmede isabet oranını daha yükseğe çıkarmış oluyor. Ve “Sanal Koçlar” her şeyi bilen ve de her şeyi gören bir nevi “Silikon Tanrılar” olarak insanların hayatlarının… Daha doğrusu, bu hayata “Kader” diyelim… İnsanların kaderlerinin yazıcısı haline geliyor. Dolayısıyla Sistem’in çift eşleştirmedeki yüzde 99,8 isabet oranını tutturuyor olması, itirazı gayrı kabil hale getiriyor yani Kader neyse o… İşin ilginç kısmı da kişilerin bu orana ya da “Sanal Kader”e sonsuz güven duyuyor olmaları… “Sanal Koçlar”ın ya da “Silikon Tanrılar”ın tartışmasızlığının altını kalın kalemlerle çiziyor da çiziyor olmak zorunda bırakıyor bizi.
Burada, zavallı insanlar için “Belki de başka seçenekleri olmadığı için Sistem’e güveniyorlar.” denilebilir mi? Evet ama bu söz, bir Tanrısal Teslimiyeti de barındırıyor içerisinde. Zaten problemin asıl kaynağı da bu teslimiyet hattı zatında. Çünkü gelenekten gelen ve Âlemlerin Yaratıcısı olan Tanrı’ya teslimiyetle sisteminin yarattığı Silikon Tanrısal Koçlara teslimiyetin karışması, gerçek olanı hayal; hayal olanı gerçeğe dönüştürerek bütünleştiriyor bize göre. Ve böylece “Yeni bir din doğuyor; eski dinin kayboluşunun farkına dahi varılamadan…” denilebilir. O halde adını da koyalım “Son Kült”ün: Silikon Dini/İnancı/Kültü… Ve o Kültün, insanlara sunduğu hayat anlamında, “Silikon Kader”e teslimiyetten söz ediyoruz asıl olan kaderi unutarak. Dendiği gibi tehlikenin birinci basamağı bu… Zaten sistemin kurucuları da amaç olarak insanların hayatlarını kolaylaştırmak gibi bir anlayışla yazmış değiller “Sistem Yazılımı”nı. İlk hedef, öncelikle Tanrı’nın, Silikonlaştırılması… Asıl hedef ise “Silikonlaştırılmış Tanrı”nın, Siyah bir Ayna’yla insanın eline veriliyor olması… Ve insanın, elindeki Siyah Ayna’ya hükmetmede salahiyet sahibi oluşu, “Çılgın Yöneliş”in müsebbibi olarak karşımıza çıkmakta. Yani insanın, söz konusu Siyah Aynaya, indirilerek/Download edilerek, sıkıştırılmış/Winziplenmiş Tanrı’nın varlığının, bir fiş ve priz ilişkisi düzleminde olduğunu biliyor olması son nokta! İstediği zaman, o fişi çekebilme iktidarına sahip olması, daha doğrusu, öyle olduğunu sanması kişinin, kendisinde bir Tanrılık vehm etmesine neden oluyor/olacaktır. İstenen de bu aslında…
İşte, bunun adı insanlığın iflası, hayatın bitişi, dünyanın sonu, Kıyamet’in başlangıcı, Şeytan’ın başarısı olarak kayıtlara geçsin! Ve böylece “Topyekûn Tanrılaşmak” insanlığın Cehennemi boylaması anlamına geliyor. Ki insanın yaratılmasının hemen akabinde Yüce Allah’ın, huzurundaki melekler ve Azazil’le konuşması neticesinde ulaşılan durum ve restleşme malum. Nihayetinde Melekler, Allah’ın muradına teslim olurken; “Kibri sayesinde, o murada isyan edip insanlığa düşman olan Şeytan’ın, işaret ettiği, insanlığın sonu da buydu!” dersek mealen Kur’an’a işaret etmiş oluruz. Yani Şeytan diyor ki o diyalog içerisinde; “Sen, ne dar güvenirsen güven! Güvendiğin insanlık, bir gün gelecek ve topyekûn bir isyanın sahibi olarak, benden çok daha kötü bir yaratılmış olarak İlahi Huzur’a gelecek!”
Gerçekten gelecek mi? Eğer gidişat, Siyah Ayna dizi filmindeki gibiyse “Evet!” galiba gelecek. Ancak Allah’ın o diyalogda ki vaadi çok önemli! Çünkü Yüce Rahman, insanlığa güveniyor. Zira Yüce Allah’ın sağdan soldan, önden arkadan insanlığı sapkınlaştırmak için hamle yapacak olan Şeytan’a iki yönü unutturduğunu söylüyor konunun uzmanları: O iki yön yukarı ve aşağı. İslami öğretide, yukarının adı dua; aşağının adı ise secde olarak geçmekte… Yani insanlığın kurtuluşunun iki yönü ve yönelişte yapılan iki iş, her şeye hâkim olacakmış gibi duran Şeytan ve onun yeryüzündeki temsilcileri, insanlığı önden, arkadan, sağdan, soldan kuşatmış durumdalar; halen amansız kuşatma sürüyor. Lakin kimse, insanın duasına ve secdesine müdahil olamıyor. Bu nedenle şükür şükür şükür!
Dönelim tekrar Siyah Ayna’nın gösterdiği manzaraya… Ayna Sistemi’nin sloganlarından birisi şöyle: “Sisteme inanın, çünkü başarıyor.” Bu durumda biz de diyoruz ki duanıza ve secdenize inanın ve güvenin! Zira başarının yolu, bu iki cihet; başarının sahibi ise bizatihi Allah’ın kendisi…
Sağlarına, sollarına, önlerine ve arkalarına Siyah Aynalar yerleştirilmiş insanlık, günümüzde olduğu gibi dizi film kahramanları sayılan Frank ve Amy’nin hayatlarında da onlara bir sürü deneyim yaşatıyor. Ve bir gün her ikisini, nihai eşiyle bir araya getiriyor. Tam da bu noktada insanın aklına karpuz kabuğu düşüyor. Sizin aklınıza da şu soru takıldı mı? Acaba, o Sistem nasıl bir dünyada kurulu ya da kuruyor? Kurulduğu yer Paralel Evren de mi? Rüya da mı? Yukarıdaki şekilde okuyunca kâbusa da benziyor o halde, Cehennem’in bir durak öncesinde mi? Belli değil… Ama Siyah Ayna’nın sahipleri, insanlığı hızla oraya götürmek istediklerini açık ediyorlar bu dizi filmle. Belki de “Şimdiden hazır olun! Sizi, böyle bir Sistem Cenneti ya da Cehennemi bekliyor!” demeye getiriyorlar.
Bu noktada, “İstikbaldeki Siyah Ayna Sistemi”ni, Cennet gibi görenler için problem yok; denilebilir ki onları, Allahualem Cehennem bekliyor. Ancak söz konusu Sistemi, Cehennem görenler için problem büyük! O halde burada onlar, şu soruyu sormak durumundalar kendilerine; öyleyse biz de soralım, onlar gibi aynı soruyu kendimize. Çiftler, yani Frank ve Amy, sistem dışına çıkabilir mi yani klasik deyim ile “Maymunlar Cehennemi”nden kaçabilirler mi? Bizler, bir gün yolumuzun uğrayacağı muhakkak olan o Sistemi’n dışına çıkabilir miyiz; Siyah Ayna’dan kaçmamız mümkün mü? Aslında; dizi yapımcılarına göre, bu imkânsız. Çünkü “Siyah Ayna Hapisanesi”nin etrafında çok yüksek duvarlar ve üst düzey güvenlik bulunmakta. Yani dizideki Frank ve Amy, o dünyaya mahkûm. Ve onlar, her gün doğduğunda, Tanrısal Silikon Koç’larının içinde yaşadığı Siyah Aynalarının düğmesine basıp açacak ve Koç’un kendileri için tasarladığı sistem testlerinden geçip bunun sonunda ideal eşleştirmeleri hayatlarına buyur edecek ve ideal taslak halindeki “Silikon Kader”i yaşamak zorunda kalacaklar gibi görünüyor. Çünkü Sistemin Efendileri, Frank ve Amy’nin ve onlar gibi milyarlarca Frank ve Amylerin profilini artık çok iyi biliyor. Ve herkesi bu bilgiler ışığında, eşleştirmek için ellerini ovuşturuyor. “Zaten, sistem, bunu yapabilir.” Eğer, buna inanıyorsanız bilin ki siz de bir Frank ve Amy’siniz Bu nedenle “takmayın kafaya” çünkü Sistem, sizi yaratmak için yaratılmış bir Silikon Yaratık aslında. Ve o sizi gözetliyor her daim, elinizdeki Black Mirror’un karanlığında.
***

ÖMER YILDIRIM / DerinDünya Medya

Benzer Haberler