DÜNYANIN TESCİLLİ AKILLARI 1

Malum, bir süre önce, “Üç Kızkardeş Planı”na giriş yapmıştık… “Şam Antikimyasal Operasyonu”yla ilk adımı atılan “Yeni Ari Dünya Zamanı/Düzeni” ve bu zamanın pratik senaryosu sayılabilecek olan “Üç Kızkardeş Planı”nı anlatmaktaydık. Konuya kaldığımız yerden devam edeceğiz. ***

DÜNYA AKLININ KÖKENİNE SEYAHAT…
2018’in İlkbaharıyla girilen süreç içerisinde “el değiştirmeye hazırlanan dünya” bağlamında yazılan senaryonun, anahatları diyebileceğimiz “Üç Kızkardeş Planı”nın üzerinde mütalada en önemli durak, belki de “Dünyanın Tescilli Akılları ve bağlı olarak Ekolleri” olacaktır… Makale sıralamasında bir önce kaleme aldığımız, “Oğuzluların Son Tarih Parantezi”ndeki verileri aklımızın bir köşesine yazdıktan sonra konuya, kısa bir ara verip soluklanalım ve “Dünyanın Tescilli Akılları”na bir bakalım mı?” Cevabınız evetse buyurun o halde…
Malum Bu yazı serisinin yani “Üç Kızkardeş” anlatımlarının işaret etmek istediği meselelerden biri de “Dünyanın, İki Efsanevi Kutbu sayılan; Atlantis ve Mu”nun, günümüzle irtibatlı olduğu hususunda flu iddialar… Efsanevi iddiaları var sayarak; bunların, bilinen dünyanın “Kadim İki Kutup”uyla yani “Mısır ve Babil Ekolleri”yle damar bağına vurgu yapan fikri işaretlerin izlerini takip niyetindeyiz.
Asıl niyetinse sanıldığı üzere Atlantis ve Mu’dan kaynaklanan, her tarih devrinde bir başka isim, tarif ve biçime evrilen nihayette gelip 21’inci Yüzyıla dayanmasıyla belirgin biçimde ortaya çıkmış olan, “Dünyanın Neo-Format”lamasının altını, üstünü çizmek ve işin içine hâkim alacakaranlık kuşağındaki gölgelerin kimliğini deşifre etmek olduğunu biliyorsunuz.
Bu anlamda, tarihin sisli galerisinde, ilk göze çarpan gölgelerden hareketle konunun ta başında sözü edilmesi gereken kök akıl, “Mısır ve Babil Aklı” diyebiliriz. Dünyanın Orta Kuşağının merkezinde, bir “Siyasi Tahtarevalli”nin iki ucuna oturmuş olarak, Tarihin, Medeniyetlerin ve Dinsel İnançların şekillendiği bereketli coğrafyada hayatiyetini bilinen zamanın başlangıcından beri sürdüre gelen; bununla kalmayıp dünyanın diğer bölgelerini de etkileyen bu “İki Derinlik” ya da bu “İki Temel Akıl,”ın değişik zamanlarda, değişik güçler tarafından temsil edildiği de bildiklerimiz arasında.
Bu durumu, tarihî iniş ve çıkışlardan ve değişik bölgelere kayan “Güç Merkezleri”ne bakarak okumak mümkün… O halde okuyalım mı? Hayır, şimdi geriye giderek konuyu uzatmak niyetinde değiliz. Maksadımız, “Çağdaş Siyaset”in bu “İki Akıl”lı ilişkisini kuran, detaylı bir okuma yapmak…
O halde, lafı daha fazla uzatmadan hemen söyleyelim: Günümüzde Mısır Aklını, yazı serimizin başında izah ettiğimiz, “Deus Reksika Hanedanları”nın kullanmakta olduğunu görüyoruz. Bu manada tam adres vermek gerekirse şu anda, bu aklın sahibi, “İki Almanya”nın güney kanadı yani Bavyera ve onun etrafında oluşan bir kısım Alman varlığı temsil etmekte.
Alman varlığı dedik ama aslında, “İki Almanya”nın Kuzey Kuşağı olarak kayda geçtiğimiz Saksonya’nın bir diğer ekolün tarihi temsilcisi olduğunu da anlamış olmalısınız anlatımlarımızdan. Yani yukarı Almanya ile Aşağı Almanya farklı ekollerin malı durumunda.
Bu bağlamda, günümüz siyasetinde “Babil Kuşağı”nı ise sözü geçen yazıda “Deus Majestika” diye tarif ettiğimiz Hanedanlar Grubu yani şu an Avrupa’da iş başında olan Monarşiler oluşturmakta. Bunların başat unsuru olarak, üç yüz yıldan beri Windsorlar’ın tarih sahnesinde olduğu da malumumuz.
Tabii ki Windsor deyince de Anglo ve Almo’suyla tüm Saksonlar gelmekte akla. Yani gerek “Kıta Avrupa”sında gerekse “Ada Avrupa”sında oturan ve genel hatlarıyla Cermenler olarak bilinen bu kavim, kendisini ya bilerek, ya şartların gerektirmesi ile ya da bir başka el tarafından ve taammüden ikiye ayrılmış ve bunlar, dünyanın temel kuşaklarının intisaplısı haline gelmiş/getirilmiş vaziyetteler.
İşte, bu genetik birliktelik, geldiğimiz an itibariyle sözünü ettiğimiz Babil ve Mısır Ekollerinin de genetiğini değiştirme noktasında…
Zaten bu yazı serimizde, iki de bir altını çizdiğimiz; “2018’in İlkbaharı itibariyle dünya, el değiştiriyor!” tespitimizin püf noktası da burası. Fakat bu el değiştirmenin ameliyesinin, dünya siyasetinde şeffaf bir şekilde hayata geçirildiğini ya da göstere göstere işleme konduğunu söyleyemeyiz tabii ki. Adamlar, yine karanlıkta ve şifreli bir kapalı zarf içindeler; işleri de sırlarla bezeli… Zaten fakirin, bu uzun yazı serisini yazma kararımız da söz konusu “Antişeffaf Şifre”yi, kırmak içindi.
Neyse… Yazının ilerleyen safhalarında, bu konuyu ayrıntılandıracağız zaten ve o zaman şifre de kırılmış olacak, cifir de saçılmış olacak; İnşallah…
Bu nedenle kaldığımız yerden yani dünyanın, “Temel Stratejik Akılları” faslına dönerek devam edelim etütümüze. Siyasetin kökenini arayış adına, işin en başına yani “Beşeri Akıl”ın dünyaya indiği noktaya ulaştığımızda, karşımıza Hz. Âdem ve eşi Havva çıkmakta; bilindiği üzere… Bu çiftin öncesi adına eğer, Modern Bilimin söyleyeceklerine bakacak olursak… İlk iki İnsanın hayat bulduğu nokta anlamında Afrika’nın adı geçmekte; bu bağlamda Hz. Âdem’in, bir Siyahi/Bilali olduğu da iddialar arasında. Her neyse… İlk insan için Afrika’da işaret edilen tam adres ise günümüz Sudan arazisi ve etrafındaki bölge… O kadar!
Ancak fakir, böyle durumlarda “Teolojik Data” ve onun zamanda bıraktığı izi takip etmeyi daha çok seviyor ve tercih ediyoruz. Bu minvalde verilen bilgilere göre, Cennet’ten düşürülen Hz. Âdem ve Havva’nın toprağa, dünyanın iki değişik bölgesinde ayak bastıkları görülüyor. Dendiğine göre, Hz. Âdem’in, dünyaya indiği yer bugünkü Sri Lanka yani Seylan adası; Havva içinse Sina civarı işaret edilmekte… Hatta Kızıldeniz’in doğu-kuzey sahillerindeki Cidde noktası, Havva’nın ilk evi olarak adlandırılmakta…
İşledikleri günahın pişmanlığı içindeki ilk iki insanın, bir rivayete göre kırk yıllık tövbe ve birbirlerini arama süreci, nihayet Mekke Vadisi’nin güney çıkışındaki Arafat Ovası’nda son buluyor. Burada ayak basılan yerin, Cebeli Rahme yani Rahmet Dağı adıyla, Hacc’ın önemli ziyaret yerlerinden biri olduğunu biliyoruz. Fakat Hz. Âdem ve Havva’nın, ilk iki oğlu olduğu söylenen Habil ve Kabil’in hayat alanı ise Şam bölgesi olarak geçiyor kıssalarda. Ve oradaki yaşamlarında da Kasyun Dağı yamaçlarında görüyoruz, bu iki kardeşi. Zaten ilk cinayetin işlendiği yerde orası…
Hz. Âdem ve Havva’nın Cebeli Rahme’de bir araya gelmesiyle hayata doğan ya da ortaya çıkan “İki İnsan” tipografi olarak Habil ve Kabil, aynı zamanda iki insan konseptinin de prototipleri olarak bir anlam ifade etmekte. Fakat buna, insanoğlunun “İki Kök Akıl”ının organik merkezi diyebilir miyiz?
Galiba! İyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini ve siyasetteki yansımasıyla Doğuyu ve BatıyıTemsil eden ve daha sonra birleşen iki Akıl Merkezi… Ya Rahmanilik ve Şeytanilik, bu bağlamda Hakk ve Batıl da bu merkezlerden neşet etti demek mümkün mü?” sorusuna tam anlamıyla “Evet!” cevabı vermekte zorlanmaktayız. Çünkü sözü edilen merkezi daire terkibinde bir “Dualizm”in geçerli olduğunu görüyoruz.
Buradan hareketle denilebilir ki Dualizm’le Şeytani Aklın Doğulusunu ve Batılısını izah etmekte bir mahsur yok. Ama “Salt Teklik” olarak “Ahadiyet” ve “Rahmani Akıl” buradaki, insansal merkezlerinden biri olamaz; zannımızca değil de zaten. O, daha sonra, üçüncü kardeş yani Hazreti Şit üzerinden hayat bulmuş olmalı kanaatimizce. Ve “Ahad Allah İnancı ve Aklı” o damardan uzadı.
Bu, “Vahdani İnaç ve Akl”ın Nebevi anlamda ve son olarak, Mekke Vadisi’nde ortaya çıktığına şahit oluyoruz. İkincil ve ikinci şekliyle “Ümmi ve Hanif” olarak ortaya çıktığı yer ise Himalaya duvarlarının kuzeyi yani “Bozkırlı Akl”ın yaşam bölgesi… Bu Aklın en büyük özelliği ise dendiği gibi Ümmi oluşuyla ilgili yani tek katman ve Mümin; Tıpkı Hazreti Muhammed Aleyhisselan’dan önceki “Hanif Varaka Aklı” gibi zaten onun devamı olması Muhtemel… Bunun karşısındaki/ler ise Antiümmi yani Ezoterik, Antihanif yani Sabii/Gnostik…
***
Konunun uzunluğu nedeniyle bölümlere ayırdık ve peş peşe yayınlayacağız İnşallah!
***
Devam edecek

AHMET YOZGAT / DerinDünya Medya

Benzer Haberler