ÇİZGİ FİLMLE ALDATMAK

Ömer Yıldırım
Ömer Yıldırım

Latest posts by Ömer Yıldırım (see all)

Masum Görünen Çizgi Filmler…

ÇİZGİ FİLMLERE FARKLI AHLAKİ DEĞERLERİN YANSIMASI

Çocuk… Evet, bu ifadenin ardında büyük bir sevgi, büyük bir bağlılık var ama onun da derininde; büyük bir endüstri ve sömürü de yatmakta. Çocuk, bir ölçüde hepimizin yumuşak karnı sayılmalı. Bu yüzden, onun maruz kalacağı her şeyi titizlikle irdeleriz hepimiz. Bu hususta bilinçsiz ve bilgisizce fakat iyi niyetle attığımız her adım, çoğu zaman yağmurdan kaçarken doluya tutulmamıza sebep olur çoğu zaman. İşte, onlardan biri… Çocuk ve çizgi filmler…
Bu konu, bana sorarsanız; “Yeni Çocuk”a dair en önemli konu.
İrdeleyelim o halde.
Evvela bir soru; kendimize: Bizler, çocuğu nasıl tanımlıyoruz?
Bu konuda, by yazıyı her okuyanın kendince bir izahı vardır muhakkak. Ve o tanımlamalarımızla çocuk ile olan ilişkimiz şekillenmekte aslında. Sorun şurada başlamaka: Genelde, çocuğumuzu, evimizdeki sahip olduğumuz değerli herhangi bir objeden farksız görürcesine muamele ediyor olmamız. Birileriyle tanışırken bile; “Çocuk sizin mi?” sorusu ile karşılaşırız; değil mi? Ve ayrıca çocuklarımızı, sanki üzerinde sınırsız bir tasarruf hakkımız varmış gibi mıncıklıyor yanaklarını sıkıyor ve öpüyoruz. Aynı çocuğa, on sene sonra benzer muameleyi gösterdiğimiz de ise ya kavgaya vesile oluyor ya da davalık oluyoruz.
Unutmamalıyız ki… Sahip olma duygusu ile büyüttüğümüz her çocuk, belli bir yaştan sonra ait olma duygusu peşinde koşacaktır. Kısaca; çocuk konusunda eşlik edip yol göstermek ile esir etmek arasında gidip gelmekteyiz.
Sadece bizim toplumumuzda değil belki her yerde… Çocuk gelişmekte olan, “olgunlaşmamış insan yavrusu” ve “yetişkin olmayan yurttaş” olarak görülmekte ve biyolojik, toplumsal, hukuksal ve ekonomik ölçütlere göre tanımlanmaktadır. Çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimi kıstas alındığında, bebekliğin sona erdiği evre olarak düşünülen yaşamın ilk on iki ayı sonrasından, on beş yaşa kadar olan süreç, çocukluk dönemi olarak kabul görmektedir. Bununla birlikte batı ülkelerinin bazılarında çocukluğun on iki yaşına kadar sürdüğü de kabul edilmektedir.
Bunun yanında yetişkinler ile çocuklar arasında sınır oluşturan alkol tüketimi, uyuşturucu kullanımı, cinsel ilişkiye girme, kriminallik gibi
eylemlerin gerçekleştirilmesi de çocuklar arasında yaygınlaşmaktadır.
Tipografik kültürden elektronik kültüre geçilmesiyle yetişkinler dünyasına ilişkin sırlar ortadan kalkmaya başlamış; çocukluk ile yetişkinlik arasındaki sınırlar belirsizleşmiş, tüketime yönlendirilerek ya da bir tüketim sermayesi haline getirilerek nesneleştiren çocukların, çocuklukları yok olmuştur. Çocuklar, her şeyi bildikleri, yetişkinlerin sahip olduklarına sahip olabildikleri ve sırları da öğrendikleri için artık yetişkin olmanın bir anlamı kalmamıştır.
Medya çağının yenidünyasında yetişkinler, gençlerden daha fazla otoriteye sahip değildirler; çünkü herkes aynı nesle aittir. Bu nedenle yetişkinlerin çocuklar üzerindeki otoritesi de kaybolmaktadır. Bunun yanında çocuklar tüm sırları keşfettikleri için merakları da kalmamıştır. Hayret etmek yalnızca çocuklarla yetişkinlerin dünyasının ayrı olduğu ve çocukların sordukları sorularla yetişkinlerin dünyasına girmeye çalıştıkları kültürlerde gözlenmektedir. Yetişkinler, çocuklarla aynı enformasyona ve resimlere maruz kaldıkları için artık onlara anlatabilecekleri farklı bir şeyleri kalmamıştır. Televizyon, çocukların ve yetişkinlerin dünyalarını birbirine yaklaştırarak içiçe geçirdiğinde, sırların yarattığı merakı gidermekte ve böylece “hayret etmek” de kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Merakın yerini ise, sinizm1 ve daha da kötüsü ukalalık almaktadır. Duygulara seslenen enformasyon, nesiller arasında meraksızlığa ve yaşlılar ile gençler arasında var olan eğitim ilişkilerinin ortadan kalkmasına neden olmaktadır.
Çocuğunuzu yabancı birine emanet edemez ve de kimseye güvenmez iken büyük bir tehlike olabilecek Televizyon programları, klipler ve çizgi filmler ile baş başa bırakabiliyorsunuz. Bu iyi niyetli ve tedbirli düşünce ile çocukları büyük tehlike karşısında savunmasız bıraktığımızı düşündük mü?
Bazı örnekler üzerinden inceleyerek devam edelim.

ŞİRİNLER
İlk olarak en sevimli çizgi filmlerden biri olan The Smurfs (Şirinler) ile başlayalım.
“Peyo” lakaplı Belçikalı karikatürist Pierre Culliford’un eseri olan “Şirinler”, 1958 tarihinde yazıldı ve 1981 yılından itibaren televizyonlarda gösterilmeye başlandı. Bütün dünyada büyük ilgi gördü, çocuklar tarafından çok sevildi. Şirinler’in yaratıcısı Peyo, tam bir Sovyet hayranı ve komünist bir karikatüristti. Çizgi filmi Şirinler’de de çocuklara bol bol Komünizm propagandası yapmış, Şirinler’deki sosyalist – komünist mesaj ve sembolller, imajlar, yıllarca çeşitli platformlarda tartışma konusu olmuştur. Şimdi şirinlerin ne kadar “şirin” olduklarına bakalım.
Çizgi filmin İngilizce adı olan “Smurfs”, aslında “Socialist Mens Under Red Father” (Kızıl Baba’nın Yönetim Altındaki Sosyalist Adamlar) ifadesinin baş harfleridir. Buradaki “Kızıl Baba”dan kasıt, başında kızıl şapka olan Şirin Baba, “Sosyalist Adamlar”dan kasıt da tabiî ki mavi kıyafetli Şirinler’dir. “Şirinler” çizgi fiminin şarkısı da, “Sosyalist Enternasyonal” marşının ritmiyle tıpatıp aynıdır.
Şirinler’in lider_ Şirin Baba, tıpkı Sosyalizm – Komünizm’in kurucusu Karl Marx’a benzetilerek çizilmiştir. Sakal aynı sakaldır. Karakterleri, kişilikleri de benzerdir. Şirin Baba’nın başındaki kırmızı şapka ise, Komünizm’in ideolojik rengidir.
Hepsi de aynı tip ve renk elbise giyen Şirinler’in bu mavi rengi, genel bir iş elbisesidir ve ayırt edici şapkaları ve mavi derileriyle, Komünist Çin Halk Cumhuriyeti’nde, Mao Zedung Komünü’ndeki “Mao kıyafetleri”ni anımsatırlar.
Şirinler’de “para” diye bir kavramın olmaması, para biriminin bulunmayışı (Anti – Kapitalizm), köyde herhangi bir ibadethane bulunmaması, tamamen dînsiz bir hayat sürmeleri (Ateizm), iş bölümü ve yardımlaşma ile köyün gelirleri ve giderlerinin köy içinde yaşayanlara eşit şekilde pay edilmesi (Sosyalizm), ayrıca herkesin yeteneği ve becerisi olduğu işi yapması, ihtiyaç olan kadar üretilip ihtiyaç olan kadar tüketilmesi (Komünizm), aile ve evlilik kurumunun
olmayışı, köyde sadece bir kızın (Şirine) oluşu ve herkesin aynı kızla ilişkiye girmeye çalışması (Feminizm), Şirinler
arasında en sevimli olarak çizilen ve çocuklara sempatik gösterilmeye çalışılan şirinin, şapkasına çiçek takan, erkek
olmasına rağmen karakteri kız gibi olan Şair Şirin oluşu (Eşcinsellik)…
Şirinler ve Şirinköy tamamen ateist inançla çizilmişken Şirinler’in baş düşmanı olan Gargamel’in baştan aşağı dînî motiflerle çizilmiştir. Giydiği kıyafet papaz kıyafeti daha doğrusu keşiş kıyafetidir.
Gargamel siyonist bir Yahudî tiplemesidir ve zaten ismi (Gargamel) de İbranîce’dir. Çizgi filmde Amerikan emperyalizmini sembolize etmektedir. Şirinler “sosyalist toplum”u, Şirinköy SSCB’yi, Gargamel ABD’y_ tems_l ederken, Gargamel’_n ked_s_ Azman da
ABD’nin küçük uşağı ve suç ortağı siyonist İsrail’i sembolize etmektedir. Gargamel’in kedisinin ismi Türkçe “azman” olarak çevrilmiş olsa da ornijal adı “Asrael” dir.
“Yakalayacağım, bir gün mutlaka yakalayacağım” sözüyle yürüyen Gargamel, sosyalist ülkeleri ele geçirmek isteyen ABD emperyalizminin küresel hayâlini kelimelere döker. “Şirinler” çizgi filmi, “Komünizm propagandası” yaptığı gerekçesiyle bazı ülkelerde yasaklanmıştır. Ayrıca bu çizgi filmin 1981 yılında yayınlanmaya başladığını da unutmayalım.

HE – MAN
Bir diğer çizgi film ise yine o dönemin en çok izlenenleri arasındaki olan He-Man. 1983 – 85 arası ve tam 130 bölüm yayınlanan “He – Man” adlı çizgi filmin hedef kitlesi daha çok “erkek çocukları”dır ve çizgi filmdeki çeşitli sembol ve imgeler yoluyla küçük çocuklara ağır bir Nazi (Faşizm) propagandası yapılmaktadır.
He – Man, Eternia prensi “Adam”ın süper kahraman olan “alter egosu”dur. Grayskull Castle (Gölgeler Şatosu)’ın gizli güçleri, Adam’ın kılıcı ile _ilişkilidir. Kılıcını havaya kaldırıp “By the power of Grayskull, I have the power” der ve çok güçlü bir süper kahramana dönüşür. Bu söz Türkçeye “Gölgelerin gücü adına, güç bende artık” olarak çevrilmiştir. Yanından ayrılmayan yol arkadaşı korkak kaplan “Cringer” (Titrek) bu sihirli söz ve kılıç sayesinde “Battlecat” (Atılgan) olur.
Tip ve görünüş olarak tam bir “Alman ırkı” şeklinde çizilen He-Man karakterinin üniformasının tam ortasında “The Grand Cross of the Iron Cross” Demir Haç’ın Büyük Haç’ı) bulunmaktadır. Bu nişan, II. Dünya Savaşı (1939 – 45)’ndan eğer Almanya başarılı olarak çıksaydı, savaştaki en başarılı Alman generaline takdim edilecek olan nişandı.

He – Man bütün gücünü yıldırımdan alır. He – Man’in belindek_ kemerin üzerinde yıldırım şeklinde SS harfleri bulunmaktadır. Bu hem Nazi Yıldırım Savaşı prensiplerine, hem de Nazi sembolü olan ve kısaca SS olarak bilinen Schutzstaffel Nazi askerlerinin koruma zırhını sembolize etmektedir.
Çizgi kahraman He – Man, savaş esnasında zırhlarla çevrili yeşil bir kaplanın üzerine biner. “Kaplan” (Tiger), Almanlar’ın savaş sırasında kullanmış oldukları, iki tür yeşil renkli ve ağır zırhlı “Tiger I” ve “Tiger II” tanklarının adıdır.

TEMEL REİS
Elzie Crisler Segar tarafından 1929 yılında çizilen Temel Reis, resimli bir roman kahramanıydı. 1933 yılında ilk çizgi filmi yapıldı. Temel Reis, en yaşlı çizgi film kahramanlarından biridir. Çizgi filmde denizci Temel Reis ile sevgilisi Safinaz’ın ve düşmanı Kabasakal’ın maceraları anlatılır. Temel Reis, gücünü sürekli yanında taşıdığı ıspanaklardan alırdı. Bunda da olumsuz çağrışımlar var diye soruyorsunuzdur şimdi. Ki en faydalı ve masumlar arasında “görünen” bu çizgi film ile ilgili bazı okumalar yapalım.
• Sevgilini asla tek başına bırakma, döndüğünde yanında başkasını bulabilirsin.
• İnce uzun kadınların talibi çok olur.
• Kavga ederken en büyük kozunu hep sona sakla, yenileceğini anladığında kullan.
• Kadınlar denizci üniformasına bayılır.
• Ispanak sadece gerektiğinde tüketilmelidir.
Kanada’daki Ottawa Üniversitesi ile İngiltere’deki Unıversity College London çizgi filmlerle ilgili bir araştırma yapmış ve çıkan sonuç: “Çizgi filmler sandığınız kadar masum değil!”
Bilim insanları araştırmalarında, 1937-2013 yıllan arasında çekilen ve gişede başarılı olan 45 çizgi filmi incelenmiş. Araştırma sonucunda, birçok çocuğun ilgiyle izlediği çizgi filmlerin yetişkinlere yönelik yapımlardan daha fazla ölüm ve cinayet sahnesi içerdiği ortaya çıkmış.
Bilim insanları, 1937 yapımı “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” ile başladıkları incelemelerini, 2013 yapımı “Karlar Ülkesi”yle tamamlamış. Sonuçlara göre, çizgi filmlerdeki ana karakterlerin ölme oranı, yetişkin filmlerindeki karakterlerin ölme oranından 2.5 kat fazla. Çizgi kahramanların ‘cinayete kurban gitmesi’ ise yine yetişkin filmlerin 3 katı. Çizgi filmlerin üçte ikisinde ana karakterlerin ölüm sahnesi ekrana gelirken, bu oran yetişkin filmlerinde yüzde 50’de kalıyor. Uzmanlara göre çok fazla şiddet sahnesi içeren çizgi filmler arasında ise “Kayıp Balık Nemo”, “Tarzan”, “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin”, “Uyuyan Güzel” gibi filmler bulunuyor. Annenin erken ölümü travma yaratıyor Araştırmacıların incelediği gişede başarı elde etmiş çizgi filmlerdeki şiddete ilişkin araştırmadan bazı başlıklar şöyle:
• Çizgi filmler yetişkin filmlerine oranla 2.5 kat daha fazla ölüm ve cinayet içeriyor.
• Hayvan saldırısı ve yüksekten düşme, başlıca ölüm nedenleri. Ayrıca hastalıktan ölme, silahla yaralanma ve araba kazası da ölüm nedenleri arasında yer alıyor.
• Ölümler filmin ilk dakikalarında ortaya çıkıyor. Örneğin “Kayıp Balık Nemo”da Nemo’nun annesinin henüz filmin 4′üncü dakikasında bir barakuda balığı tarafından yenmesi, Tarzan’nın ailesinin 4′üncü dakikada bir leopar tarafından öldürülmesi gibi…
• Ailesi henüz filmin başında erkenden ölen bir kahraman, çizgi filmi izleyen çocuklan olumsuz etkileyebiliyor, özellikle ağır travmalara neden olabiliyor.
Bu örnekler çoğaltılabilir hatta kitaplaşabilir de fakat bir nebze de olsa dikkat edilmeli diyerek bu yazıyı kaleme aldım. Bir drama eğitmeni ve çizgi film yönetmeni olarak bana sorulduğunda sürekli süper kahramanlardan uzak durulmasını tavsiye ediyorum. Çocukları hatasız ve noksansız bir hayata değil (ki öyle bir hayat yok) engelleri nasıl aşarız soruları ve çözümleri ile dolu bir hayata hazırlamalıyız. Aslında en ideali de modern deyim ile birlikte olarak “kaliteli zaman” geçirmek. Küçük yaşlarda yalnızlaştırılan o küçükler ilk gösterilen ilgiye el uzatacaklar artık bu çizgi film mi bilgisayar oyunu mu yoksa yabancı bir el mi bilemeyiz.
**

1 İnsanın erdem ve mutluluğa, hiçbir değere bağlı olmadan, bütün gereksinmelerden sıyrılarak bağımsız olarak erişebileceğini savunan Antisthenes’in öğretisi, kinizm.

ÖMER YILDIRIM / DerinDünya Medya

Benzer Haberler