İLLÜMÜNATİ ŞEYTANCILIĞININ SIRRI

S. Karamağralı
S. Karamağralı

Latest posts by S. Karamağralı (see all)

Aydınlanmışlar anlamına gelen bir sözcük olarak İllümünati, aynı zamanda bir felsefi terim ve ondan mülhem gizemci bir örgüt olarak da bilinmekte. Bu örgütün bağlıları kendilerini, Aydınlanmışlar/ İllümünatist ya da Işığın İnsanları olarak adlandırılmakta. Tarihteki ilk adıyla “Bavyera Aydınlanmışları ya da Bavyera İllümünatisi” Avrupa Aydınlanma Çağı döneminin eseriydi. Bu anlamda Klasik İllümünizm Ortaçağdan kalma batıl inanca, Hıristiyanik ön yargıya, Dinsel Ruhbanlık ve Kilisenin sosyal hayat üzerindeki etkisine, Kutsal İktidarların yetkisinin kötüye kullanımına karşı ortaya çıkmıştı. Kısacası ve aslında bu hareket Mevcut Dini inanç, Sosyal Düzen ve Siyasi Monarşiye karşı bir topluluğun işiydi. Modern İllümünatinin ise; zihin kontrolüyle toplumları ve devletleri ele geçirmek ve “Yeni Dünya Düzeni” dediği Satanik bir dünya kurmak üzerine faaliyette olduğu söylenmekte. Kuruluşundan günümüze kadar gizli İllümünati yeminlilerinin amaçları arasında monarşileri yıkmak, dini inançları yok etmek, ulus devletleri sonlandırmak, vatanseverliği bitirmek, sosyal düzeni ve her türlü disiplini altüst etmek şeklinde olageldi. Örgütün en temel amacı “Yeni Dünya Düzeni”ni kurmaktır. Bununla birlikte, dünyadaki etkinliği hissedilen ama varlığı kanıtlanamamış bir yapılanma olarak bilinen bu örgütün elbette bir temel felsefesi ve kendine has bir inancı da vardı. İşte, bu inanç için Ezoterik karakterli Gnostik bir Batınilik denilebilir. Bu nedenle modern bir örgütten çok Deist bir kült ve Satanist Lüsiferci bir tarikattır İllümünati.
***
Bavyera Aydınlanmışları Tarikatın, 1 Mayıs 1776’da Güney Almanya’da yani Bavyera’nın İngolstad şehrinde ortaya çıktığı kayıtlı. Kurucusu, aynı zamanda bir filozof olan Profesör Adam Weishaupt ve onunla birlikte şehir üniversitesinden beş kişi öğretmen… Bunlar, Aydınlanma Çağı’nda, özgür düşünceyi temel alan bu topluluk olarak başlangıçtan itibaren Masonluğu model almışlardı; tüm Gizemci ve gizemli yapılanmalar gibi.
Weishaupt, Teozofik sembolü çember içinde nokta olan topluluğun ismini, başlangıçta “Perfectibilists/Mükemmelleştiriciler” olarak belirlemişti. Fakat grup «Baveryan İllümünati» diye bilindi ve ideolojisine “İllümünizm” dendi. Kısa zamanda aralarında dük, profesör, diplomat ve bürokratların da bulunduğu entelektüel ve politikacı Bavyeralı kendisini örgüt içinde buldu. Kısa zamanda yaygınlaştı ve birçok Avrupa ülkesinde şubeleri açıldı. Çok değil on yıl içerisinde 2000’e yakın üyeye sahip oldu. Örgütün, üçgenin iç açıları adedince üstat idarecisi vardı yani yüz seksen. İllümünati, Goethe başta olmak üzere Alman edebiyat dünyasının ve Weimar düklerinin de ilgisini çekmişti. Ve buna benzer soylu ve Aydınlanmış şahsiyet, zamanla üçgenin iç açıları toplamına dâhil olageldiler.
***
Weishaupt, “İllümünizm” denilen sistemin yaratıcısı değildi aslında. Ondan önce de, mevcut düzeni ve dinleri ortadan kaldırmak isteyen benzeri örgütler var olmuştu tarih boyunca. Bunlar arasında en önemlileri olarak, Karmatileri, Karpokratları, Maniheistleri, Batınileri, Fatımiler’i Khatarları vs. sayabiliriz. Ancak İllümünati’ kelimesinin kökenini bunlardan Maniheistlere kadar uzanmak mümkün. Manihistler deyince… Weishaupt’ın tarikatı için düşündüğü isimlerin başında “Ateş Tarikatı” gelmekte veya “Pers Tarikatı” de bunlardan biri… Bunun nedeni, Tarikat Felsefesinin, İran Zerdüştlüğünün yan ürünü olan Gnostik Manihizm’le teorik ilişkisinden kaynaklanmakta. Manicilik elbette sadece İllümünizm’in değil, birçok Batılı Gnostik inancın da fikir babalığını yapmış durumda. Bununla birlikte, İran kaynaklı Gnostik Müslüman Hareketleri de varıp kendinden sekiz yüz yıl önce ortaya çıkmış olan Mani’yi adres edinmekte… Maniheizm’e kısaca değinmek gerekirse… Bu kültün, 3. Yüzyılda Pers ülkesinde, Mani adlı bir Gnostik tarafından kurulduğu bilinmekte. Vazından kısa süre sonra hızla etrafa yayılarak büyük bir coğrafyaya hâkim olan bu Teozofik İnanç, Hristiyanlığı ciddi şekilde etkilemişti. Manicilerin Kutsal Kitapları Arzhang olarak bilinmekte. Mani Kültünün en parlak dönemini 8. yüzyılda Uyguristan’ın millî dini olarak ilan edilmesi ile yaşamıştı. Yani işin ucu, Türkleri de ilgilendirmekte.
***
Neyse dönelim asıl konumuza… Adam Weishaupt’ın kendi sistemi için model aldığı örgüt, Manicilikten kaynaklandığı anlaşılan, İslami karakterli Batınilik; model kişi ise Batıniliğin kurucu babası sayılan Abdullah ibni Meymun’du. Dendiği gibi Meymun’un mezhebi, İran Zerdüştlüğünün Ezoterik Maniciliğiyle aynı bölgenin malıydı ve onun felsefesi temelinde uzana geliyordu İslam dininin içine doğru ve sızıntı halinde. Daha sonra İslam Dünyasını sarsan Gnostik inançlardan olan 12. Yy etrafındaki zamana şamil Fatımilik, Karmatilik ve Hasan Sabbahçılık da bu mezhepten türemişti.
Kısaca, “Kimdi Abdullah ibni Meymun?” bir de ona bakalım. İsmailiye Ekolüne mensup ve Sebeiyye’den etkilenmiş olan Meymun’un doğum târihi bilinmemekte… Vefat tarihi ise 1172 Fas Merakeş. Yani o da 12. Yy etrafındaki zamanın eseri. Meymun’un ailesi, Güney İranlı yani Mani’nin hemşehrisi… Bu arada, onu, Gnostik Düalizm Doktrini ile yetiştiren babasının bir materyalist hekim olduğu iddiasını da eklemeden geçmeyelim.
Burada soru şu… 12. Yy’da yaşamış olan İbni Meymun bağlamında, yukarıda adı geçen, Doğulu Gnostik Mezheplerin ortak inancının Ezoterik halinin, 18. Yy’la ve Bavyeralı bir Alman profesöre ulaşması nasıl olmuştu?
Bu konuda yazan bazı iddiacılar, felsefeyi Bavyera’ya taşıyanın ‘Cizvitler’ olduğunu söylemekte. Çünkü Weishaupt, gençliğinde Cizvitler tarafından eğitilmiş biri olarak bilinmekte.
Hatta kurduğu tarikatın, Cizvit tarikatının otoriter yapı ve yöntemlerini benimsediği de biliniyor. Bununla birlikte İllümünati, Cizvit dünya görüşünün yani Hıristiyan Katolizm’inin karşısında konumlanmış, karşıt bir Astralyanizm yani Sabiilik özellikleri taşıyan bir Külttü. İlaveten; Cizvitler, askeri bir tarikat olarak amacını ve hedefini kesin olarak belirlemişken, Weishaupt, İnisiyelerini bilinmeyen bir hedefe yönlendirmekteydi.
***
Doğulu Tarikatların Gnostik Sırlarını Weishaupt’a ulaştıranın Danimarka Jutlandlı Kölmer adlı bir tüccar olduğu biliniyor. Yıl 1771… Kabalistik bir Yahudi olması muhtemel olan Kölmer, başta Mısır olmak üzere Ortadoğu’da uzun yıllar kalmıştı. Mısır veya Ortadoğu’daki İsmaililerin inisiyesi olması da çok mümkün. Kölmer, Avrupa’ya dönüşünde de kökeni İran Maniheizm’ine dayanan gizli bir doktrini geliştirmişti. Fransa’ya girmeden önce Malta’ya uğramış ve burada, bazı Ezoteriklerle buluşmuştu. Kısa bir süre sonra Kölmer’in, Malta Şövalyeleri marifetiyle adadan kovulduğu da kayıt altında. Oradan Fransa’ya geçen Kölmer, burada, birkaç taraftar bulmuş ve aynı yıl, Almanya’ya giderek orada Weishaupt’la karşılaştı. Kölmer, Weishaupt’u gizli doktrininin bütün sırlarına inisiye etti. Weishaupt, bir yılını sistemi üzerinde düşünmekle geçirdi. Ve sonunda, 1 Mayıs 1776’da tarikatına “İllümünati”yi; kendine de “Spartacus” adını uygun gördü.
***
1777 yılında Theodor Wittelbach, Bavyera’nın kralı olmuştu. Kral Theodor, Mutlakiyet taraftarıydı. Bu nedenle 1785’te, İllümünati dâhil bütün gizli toplulukları yasaklayan bir genelge yayınladı. Baveryan hükümetinin bu kararıyla birlikte grup üyeleri, legal oluşumlara sızarak gizlendi. Weishaupt, Bavyera’dan çıktı ve yeraltında sır oldu. O günden sonra bu tarikatın izine rastlanmadı. Ancak… O yıllarda, Prusya Kralı Büyük Frederick, gizli örgütlerin Ezoterik dünyasında tozu dumana katıyordu. Fransızlar arasında 1313’ten arta kalan Tapınakçı enkazından, yepyeni bir Prusya Tapınakçılığı ortaya çıkarmış ve Observer Tarikatını kurmuştu. Ardından tüm Mason Localarına sızarak, onların Ritüellerini bozmuş ve Rit sayılarını, Alman ideallerine hizmet edecek şekilde artırmıştı. Başta Fransa ve bağlı olarak İtalya olmak üzere neredeyse tüm Avrupa Localarında “Büyük Frederick” “Gizli Yüce” olarak kutsanmakta ve Biraderler, Almanya’ya kopmaz bağlarla bağlanmaktaydı. Buna İngiltere bile dâhildi.
Zaten Bavyera Kralı, Theodor’un 1785 genelgesi de diğer Alman Krallığı Prusya’nın Kralı Frederick’in bu önlenemez ve görünmez işgaline karşı bir tedbirdi. Bu tedbir sayesinde Weishaupt ve Bavyera İllümünistlerinin yolları önce komşu Fransa da sonra da tüm Avrupa mahfillerinde, Kral Frederick’le kesişti. Böylece Weishaupt’un hayat alanı, kat be kat genişlemiş ve sızabileceği oluşumlar önüne, hazır lokma olarak konmuştu. Artık ketumluk zamanıydı.
İşte, o yıllarda başlayan sessizliğine rağmen, “Baveryan İllümünatinin halen faal olduğu bilinmekte. Kaybolduğu günden itibaren gerek Bavyera, gerek Fransa ve gerek Almanya ve gerekse dünyada hayata geçen birçok siyasi, askeri ve ekonomik olayın sorumlusu ve arkasındaki güç olarak parmaklar, İllümünati gizli örgütünü göstermekte. Mesela… Fransız İhtilali, Napolyon Savaşları, bunların arasında en başarısız olan, 1815 Waterloo Savaşı, ABD Başkanı John F. Kennedy Suikastı ve benzeri pek çok komplonun, bu örgütün işi olduğu söylenmekte.
***
Devam edelim bir başka fasılla… Tüm Gizem Tarikatlarının vazgeçilmez ilgi alanı Sembolizm, İllümünati için de geçerli. Tarikat, diyeceğini açıktan değil, Ezoterik anlamlar taşıyan sembollerle söylemekte. Zira o, yeraltının ve karanlık dünyanın sesi olmaya talip. Bu anlamda en sık kullanılan Ezoterik Semboller piramit, tek göz, üçgen ve güneş olarak, neredeyse her yere, “İllümünik İz” olarak, bırakılmış durumda. Derinforumun yorumcularından, kardeşimiz Sevgili Yörük’ün de dediği gibi; “Bavyeralı Aydınlanmışlar” anlamındaki İllümünatinin simgelerinin başında, gökkuşağı gelmekte. Yani beyaz ışığın prizmaya vurması ve böylece yedi rengin ortaya çıkması İllümünizm Kültünün izahı gibi algılanmakta. İnsanlarla soyut âlemin varlıklarının yani Şeytanlar ve Cinlerin dünyasının kesişme adresinin sembolü olarak kabul edilen piramit/prizmaya girdikten sonra kırılarak çıkan ve gökkuşağı şeklinde görünen beyaz ışık, “Bavyera’yı ve dünyayı aydınlatan Kutsal Lüsifer yansıması” addedilmekte. Bu anlayışa göre prizmalarsa boyut kapıları olarak kabul ediliyor. Gökkuşağının, yer ve göğün buluşmasını temsil ederken; bu anlamda denmek isteniyor ki, “Yer ve gök Şeytanın gerçekliğiyle dolacaktır!”
Bu arada, Fetullah Gülen’in kitap serisinin de prizma olduğunu hatırlatmadan geçmeyelim. Söz konusu seriden çıkan, kitapların kapağındaki beyaz ışığın prizmadan geçip gökkuşağı oluşturması bu anlamda okunmalı…
***
Şimdi geçelim bir başka fasla… Geçmişte olduğu gibi günümüzde de tarikata ya ünlüler üye edilmekte ya da üye edilen bazı yetenekli kişiler, dünya çapında tanınır hale getirilmekte. Bu anlamda dünya müzik âleminin önde gidenlerinden Madonna, Lady Gaga’nın da bu sisteme hizmet ettiği iddiasını bilmeyen yok. Bunların dışında Paris Hilton, Maroon, Shakira gibi pek çok meşhur şahsiyetin de bu grupta yer aldıkları söyleniyor.
Yani bu bağlamda tarikatın zeki ve ünlü insanları içine alma geleneği her zaman olduğu gibi şimdi de devam etmekte. Zaten teklif edildiği halde tarikata girmeyen şahsiyetin öldüğü/öldürüldüğü de bilinmekte. Bu manada birçok meşhurun, İllümünati hışmından kurtulamadığı iddiası da bilinenler arasında. Sembolizmden beslenen bu kanlı tarikat tarafından öldürülen ünlülerin ölüm yaşı, 27 olarak belirlenmiş denmekte; dendiğine göre ölüm günü de illa ayın 25’i olmaktaymış. Yine iddiaya göre, hedefteki ünlüler, tarikata 27 yaşında üye olmaya zorlanmakta. Üyeliği istemezlerse eğer, ölüm fermanı imzalanmakta. Örnek vermek gerekirse… Kökeni Kilise müziği olan bir pop tarzının temsilcisi olan Amy Winehouse; “Beni, üçgenin içine çekmeye çalışıyorlardı. Ama ben direndim, onlardan olmadım.’” dedikten üç gün sonra evinde ölü bulundu haberini duymuşsunuzdur. Batıda bunun gibi birçok ünlünün ölümünden de bu tarikatın sorumlu olduğu iddia edilmekte.
***
Peki, Türkiye’de durum nasıl? Derindunyanın kardeşlerinden Sevgili Yağız Arden: Bir şarkıcı ve bu şarkıcının bir şarkısının sözlerinden ve sonrasında da kuşkulu ölümden söz ediyor. Söz konusu şarkının siber adresini Forumderindunyamızda bulmak mümkün: https://www.facebook.com/AFHSA/videos/170428096386110/ Barış AKARSU…
“Kim bu şarkıcı?” sorusunun cevabını Sevgili Yağız Barış Akarsu olarak açıklıyor. İddiaya göre Barış, “Kimdir O” adındaki şarkısıyla “Ezoterik Onları” deşifre ettiği tarihten üç yıl sonra bir Amerikan ürününü kolayı dağıtan kamyonun altında kaldı ve hakkın rahmetine kavuşmuştu. Sırlı ölüm “Kaza” örtüsüne sarıldı ve üzeri kapatıldı…
“Gizemli Onlar”la başı derde girmiş olan bir başka Türk müzisyen de Merhum Barış MANÇO… 1974 yılında, Kurtalan Ekspresle beraber bir yıllık yoğun bir çalışma sonrasında Manço, ilk plağını çıkarmıştı. Plağın ismi oldukça manidar bir rakamdı: 2023… Ve Manço bu enstrümantal eserde, “Kayaların Oğlu” isimli bir şiirini seslendiriyordu. Kimse o yıllarda anlamadı ama “Kayaların Oğlu” 2023’ten sonraki Türk atılımının öngörüsünü anlatmaktaydı. Yıllar sonra “Kayaların Oğlu” Barış Manço, Siyaset Meydanı Tv programında, “Türk Müziği Dünyası’nda İllümünatinin Subliminal Mesajları”nı deşifre edeceğine dair bir belgesel yayınlayacağını açıklamasından bir ay sonra, bunun gibi “Türk Cumhuriyetlerini Birleştirme Projesi” ile ilgili belgesel yayınlayacağını açıklamasından birkaç gün sonra kuşkulu bir ölümle ve bir otel odasında ruhunu teslim etti. Evet, iddialar böyle ve bir dolu…
***
Sadece sanat, özellikle müzik dünyasında rastlanmıyor İllümünist izlere… Konunun teorisyenlerine göre, neredeyse bütün ABD Başkanları, bu örgüte doğrudan veya dolaylı olarak hizmet etmekte. “İllümünati Hizmetkârları” arasına başka devletlerin başkanlarını da katmak mümkün. Kısaca dünyanın pek çok yöneticisi, siyasetçisi, sanatçısı ve zenginleri, bu örgütle ilişkileri sayesinde ayakta kaldılar; şimdi de bu ayaktalar.
Ayrıca… En kötüsü ne, biliyor musunuz? Ne idüğü belirsiz bu “Sır Tarikatı”n hedefinde masum çocuklar da var. Özellikle Amerikan Stüdyolarında çocuklar için üretilmiş çizgi ve bunun gibi büyüklere yönelik sinema, dizi filmlerinde ve kliplerde Subliminal bilinçaltı mesajlarıyla İllümünist Planlar doğrultusunda, beyin yıkama işlemleri gerçekleştirildiği iddia edilmekte. Bu manada; Kara Tarikatın hedefindeki insan ve toplumları hipnotize eden, en büyük silahları Subliminal mesaj, Backmasking, 25. kare gibi birçok teknik deşifre edilmiş durumda. Şeytani Karanlığın Aydınlanmışları, bu silahları tüm dünyaya doğrultarak, çok güçlü ve en büyük olduklarını düşündürtmekte ve insanları alev çemberinde kısılmış akrep gibi ya kendilerine teslim olmaya ya da intihara yönlendirmekte. Hatırlayın daha birkaç hafta önceki “Mavi Balina” bilgisayar oyununu ve nice benzerlerini… Burada sormak lazım: İllümünati ve benzeri Karanlık Tarikatların, harman yeri haline gelen “İnternet”i insanların evlerine ve hayatlarının en mahrem alanına dahi sokanlar kimlerdi dersiniz. Elbette bu sorunun cevabı belli… Yeni Dünya Düzeninin Şeytansı Savaşçıları… Köken itibariyle tek bir kaynağa bağlı tüm Batılı ve Doğulu Gnostik Tarikatlar; adları, her ne olursa olsun, fark etmiyor. Yani Şeytan arkadan, önden, soldan ve sağdan yanaşmayı sürdürüyor bidayetten beri. Bu yönleri Batıdan, Doğudan, kuzeyden ve güneyden diye okuyabiliriz. Bu anlamda kurtuluş için iki yön, Müslüman için açık; yukarı ve aşağı… Yani Dua ve Secde… Ve devamla kişiler ve toplumlar “Dua ve Secde” içerikli bir hayat alanı, kirli hastalığın ilacı olarak işaretli. Hatta devletler için de… Afrin Seferinde, hücum aralarında toplu namazda izlediğimiz “Ümmet Aslanları”nın bu görüntüsünün varıp nereye dayanacağını bilen “Şeytani Çete”nin eteklerinin tutuşması boşuna değil.

***
Efendim son sözün üst ucu olarak, diyebiliriz ki… Konu derin ve uzun! “Bavyera Aydınlanmışları”nın geçmişi, neredeyse 250 yıla dayanmakta yani tam da Batı Medeniyetinin, dünyaya hâkim olduğu zaman dilimine kadar uzayan bir süreden söz ediyoruz. Ancak orada durmayıp daha gerilere giden bir temel çizginin olduğu da malum. Bu duruma bir başlangıç işareti koymak gerekirse… İllümünizm’le birlikte pek çok Batı menşeli Ezoterik Tarikat, 18. Yy’ın eseri durumunda oluşu, bu yüzyılı önemli kılmakta. Hatta bu bağlamda, 18. Yy’ı, Avrupa’nın “Metafizik Asır”ı olarak etiketlemek de mümkün.
Bununla birlikte etiketin başlangıcındaki gerçekliği unutmak niyetinde değiliz. Şöyle ki… Batının ve Batılının, gelişmiş Ezoterizm ile ve Ezoterik Tarikatlarla tanışması, 12. Yy’da Doğu Dünyasına çullanan Haçlı Seferlerine ve Doğu Akdeniz sahillerinde ki Levant coğrafyasına kadar uzanmakta. Bu uzanmanın bir ön aşamasının da Hazreti İsa’dan sonra yine aynı bölgeden doğrulduğunu ve oralarda yitirdiği yaşam alanını, Avrupa’da bulma macerası ile ilgili olduğunu söylemek durumundayız.
İsa’yı takiben ortaya çıkan Teozofik Maceranın da Küçük Kıta’ya, iki aks üzerinden intikal ettiğini görüyoruz. Bu akslardan birisi; devrin Roma’sı ve Bizans’ının Anadolu’su yoluyla önce Balkanlar’a ulaşıp sonra yeni istikametler belirlemesi şeklinde karşımıza çıkmakta.
Aynı dönemin ikinci aksı ise Güney Fransa üzerinden uzanmakta Avrupa’ya… Ve Küçük Kıtaya, Gnostyanların oradan itibaren dağıldığını görüyoruz… Var olduğunu bildiğimiz… Bunlardan yani İsa devrinden bir önceki Ezoterik dönem ise takvimin MÖ’sine uzanmakta. Ve bu damarın, Batı Anadolu ile Girit Mora üzerinden Avrupa’ya intikal ettiğini şahit oluyoruz. Gerek Milattan Öncesinde yapılan Gnostik Avrupa yolculuğundaki Teozofik ruhun; gerekse İsa’dan sonraki Batini serüvenin Avrupa ile buluşan temel metafizik ruhun Avrupa’ya etkisinin edilgen halini patlatan dinamik, 12. Yy. Avrupa’sının Metafizik şahlanışı oldu diyebiliriz.
12. Yy’la kadar Kıta Siyasetindeki etkisi ikincil ve edilgen olan “Metafizik Gnostizm”i, bu yüzyıldan sonra doğrudan doğruya hem diyanette, hem de politik mücadelede başoyuncu haline gelmiş görüyoruz. Ve hem de neredeyse daha sonraki tüm Avrupa devletlerinin kurucu iki temelinden birisi halini almış durumda derin tarikatlar karşımıza çıkmakta… Yani dünden bugüne; tüm Avrupa devletlerinin birer kefesinde de Metafizik Tarikatların olduğunu iddia edersek yalan olmaz. Bu devletlerin resmi dinamiğini arkası arkasına alan ve o günden beri, Gizemli yükselişini sürdüren bu Ezoteryal Metafizik Tarikatlar, artık sadece Avrupa’yla değil; tüm dünya ile ilgilenen birer derin yapı biçimindeler… Bunlar; aynı zamanda, insana ait tüm eylemlere yön veren birer Kült haline ulaşmış durumda… Hanedanları ve Hanedan Devletleri ile Ulus Devletlerin, derin yapısına sızmış olan bu tarikatların, Şeytanla ilişkisini de zirveye ulaşmış olduğunu ekleyelim paragrafa.
***
Yukarıda saydığımız; Avrupa’yla ve Avrupalıyla bağlantılı Ezoterik aksların tamamının, devamla varıp dayandığı ilk adresin Mısır ve Babil olduğunu biliyoruz. Bu nedenle günümüzde var olan bu tür tarikatlarda iki etki gün gibi aşikâr. Bunlardan biri Mısır etkisi, diğeri Babil etkisi şeklinde ve iki ayrı renk olarak kendisini göstermekte.
12 Yy. nesli Avrupa Metafiziğinin, Haçlı Seferleri esnasında kendini resetlenmiş Mısır ve Babil Gnostik yönelişleri olduğu biliniyor. Ancak bu yönelişlerin, İslami temelli Metafizik duruşun Gnostik tarifi diyebileceğimiz Batıniyye ile yakın teması var. Haçlı Seferleri esnasında ve Levant coğrafyasında ortaya çıkan gerek Tapınakçı, gerek Taytoniks ve gerekse Hospital ve benzeş Şövalye Birliklerinin, gide gide birer Teozofik Felsefeye erişmesinde bu teması önemsemekteyiz. Şövalye Tarikatları, o günlerin İslam coğrafyasını kasıp kavuran İran Şia İmametinin üç temel duruşundan çıkıp değişik bölgelerde inşa edildiği bilinen, üç İslami Sufi akımla ilişkilendirilebilir. Bu akımlar; “Beşimancılık, Yediimancılık” ve “Onikiimamcılık” olarak tarif edilen üç kök… Avrupalı Şövalyeleri, özellikle etkileyen İmamiye akımının Yediimamcılık olduğu da kaynaklarda geçmekte. Bu kaynaklar başta Hasan Sabbah’ın Sabbahiye’sini işaret etmekte… Bunun dışında Büveyhilik, Karmatilik, Fatımilik gibi Sufilerin, Şövalyelerin Avrupa tarikatlarının oluşmasında etkili olduğu görülmekte. Hülasa… Dememiz o ki… İz süre süre varıp dayandığımız yerde karşımıza çıkan, Sufi ardiyedeki Gnost malzemenin İslam Batıniliği olduğunu görüyoruz. Oradan devamla yolun, Kadim Babil ve Mısır uzanmakta olduğunu söyleyerek konuyu tamamlamış olalım; tabii ki şimdilik. Ve böylece bir Pinokyo masalını daha portföyümüze katmış olalım… Ve her zaman olduğu gibi hakikati tarif noktasında şöyle diyelim: “Biz konuşuyoruz da işin hakikatini sadece Aliym olan Allah biliyor!
***

SEYDAHMET KARAMAĞRALI / DERİNDÜNYA MEDYA

Benzer Haberler