KÖYLÜLERİ ÖLDÜRMELİ MİYİZ?

Günlerdir bir tartışma var arkadaşlarla aramızda.
Arkadaşlardan biri ısrarla hepimizin köylü olduğunu, ne kadar okumuş yazmış olsak da köylülükten kurtulamadığımızı iddia ediyor.
Diğer arkadaşlar ve ben hep savunmadayız.
“Gazeteye bu söylediklerini yazacağım, kimsenin yüzüne bakamayacaksın, hatta sokağa çıkamayacaksın ona göre konuş” diye korkutmak istiyorum.
“Yaz, yaz fakat mümkünse adımızı yazma. Korkum, gelecek tepkilerden değil. Bu tartışmaya belki katılmak isteyecekler olacaktır. Konuyu kişisel hakaretlere, saldırılara kurban etmeyelim” diye konuşuyor.
“Tamam Ahmet!” diyorum. “Gerçek adını yazmayacağım ama sana Ahmet diyeceğim yazıda izninle”
“Ne dersen de diye gülüyor. Abdullah de, Osman de Adem de.”
Devam ediyor:
“Bizim sorunumuz, kılık kıyafet ve hayat tarzımızla köylü olmamız değil sadece.
Asıl sorun, “köylüyü adam etmeye” uğraşanların kendilerinin köylülükten kurtulamamış olmalarıdır. Şehirlerimizin; yaşadığı şehre ve topluma hiçbir katkısı olmayan, kendine has, orijinal bir şehir kültürü inşa edememiş, şehirde yaşamakla şehirli olmayı aynı şey zanneden cahil ve ahmaklarla dolu olmasıdır.
Evet, köylü ilme itibar etmez ve de bu ilimle yoğurduğu bir ahlâkı yoktur. Sahip olduğu geleneksel bir kültürü ve din anlayışı vardır ve bundan asla vazgeçmez. Değişime yanaşmaz, hatta direnir. Köylülüğü korumayı muhafazakârlık, muhafazakârlığı da dindarlık sayar.
Peki, hepimiz böyle değil miyiz?
Kendi olamamış, cemaat kültürüne körü körüne bağlı, toplumsal baskıya direnemeyen, hatta onu çoğu zaman ahlak olarak algılayan, geleneksel din anlayışına sırf bu baskılardan çekindiği için karşı çıkamayan biz değil miyiz?
“Evet köylü yanlarımız var, hatta pek çok fakat bütün bunlar bizim köylü sayılmamızı gerektirmez ki” diyorum ben. “ Köylü olabilmek için köylülüğü kabullenmek, yeni tabirle köylüye ait davranışları “içselleştirmiş” olmak gerekir. Oysa biz entelektüel birikimi olan, evinde kütüphanesi olan, Türk sanat müziği dinleyen, her gün gazete okuyan, gece yatarken düzenli olarak dişerini fırçalayan insanlarız” gibi kendimce tutarlı iddialarla karşı çıkıyorum ona.
Fakat arkadaş iyi bir polemik ustası. Ne yapıp edip bizi köşeye sıkıştırıyor.
“Hayır! diyor. Bizim dünyaya bakışımız, köylülerin dünyaya bakışından farklı değil. Davranışlarımızı değiştirmekten korkuyoruz, Toplumsal baskılara direnemiyoruz. Tam anlamıyla birey olmuş sayılmayız, sürü psikolojisi ile hareket ediyoruz. Kılık kıyafetimizle ve sıradan davranışlarımızla değil belki ama ruhumuzla köylüyüz.
Ben biraz sinirlenir gibi oluyorum
“Resimden anlayan, şiir yazan, karikatür çizen ben şimdi köylü mü oluyorum? Ömrünün tamamı şehirlerde geçmiş, bir süre Avrupa da yaşamış, sonunda avukat olmuş Osman, yurt dışında üniversite okumuş sen köylü mü sayılıyorsun şimdi? Birden fazla yabancı dil bilen insanlar var içimizde. Sen hepimizi maganda yapıp çıktın. Bu haksızlık bence!
Ahmet şiddetle karşı çıkıyor: Köylülüğün körleşme, ufuksuzlaşma, sığlaşma demek olduğunu söylüyor, ‘Bir şehrin ölümünü’ yazan sen değil misin diyor. Senin arkasından ağıtlar yaktığın Şehri öldürenler işte o köylülerdir. Bir de tutmuş bana onları savunuyorsun.”
“Niye savunayım diyorum. Benim söylemeye çalıştığım, senin kaba saba insanlardan yola çıkarak tüm toplumu suçlaman. Elinde tespih, ağzında sigara, bütün gün kahvede oturup dedikodu yapan, yazın tarlada, kışın kahvede ve camide vaktini geçiren, az şey görmüş, az şeyle uğraşmış, bu yüzden ufkunu geliştirme gereği dahi hissetmemiş insanlarla bizi bir tutman.
Ahmet,
“Türkiye’nin önündeki en büyük engel köylülüktür arkadaş, diyor ve gülerek ekliyor; “Şair hemşerimiz Şükrü Erbaş’ın dediği gibi hepsini öldürmek lazım! Mümkün olan en kısa zamanda!”
“Tamam diyor Mustafa, o zaman ava benden başlayın arkadaşlar. Çünkü ben Ahmet’in görüşlerine katılmakla beraber onun düşündüğü gibi köylülüğü aşağılamıyorum. Hatta seviyorum köylüleri. Köylüleri bu kadar eleştirirken ”şehirli ayı” diyebileceğimiz çevremizdeki magandalara ne diyeceksiniz? Şehir merkezlerinde yaşayan sürüler dolusu işe yaramaz adamı gördükten sonra köylüleri daha çok seviyorum ben. Her insanın içinde vardır köylülük ve olmalıdır da. Siz hiç yaz tatillerinde memleketinize, köyünüze gitmediniz mi? Orda içinizdeki köylülüğü fark etmediniz mi hiç? Hepimizin dedeleri, nineleri köylü.Yani hepimiz bu anlamda köylüyüz aslında.” diyor.
Buradaki dokundurmayı karşılıyor Ahmet:
“Benim bu esprim köylüyü yok sayma, aşağılama veya öldürüp yok etme şeklinde algılanmamalıdır. Ben köylülük zihniyetinin artık tartışılması gereken, hatta bırakın tartışmayı açıktan savaşılması gereken bir olgu olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
Ancak bizim kültürümüz köylülüğü çok içselleştirmiştir. Bırakın mücadele etmeyi, onunla övünmektedir. Hatta herkesin hatırlayacağı bir şarkımızın sözleri bile şöyledir:
Hadi gel köyümüze geri dönelim
Fadime’nin düğününde halay çekelim.
Zaten köylülük de tam böyle bir şey. Kahvelerde pinekleyip kağıt taş oynamak, düğünlerde halay çekmek, elinde tespih garajlarda Cumhuriyet Meydanında volta atmak.
Tartışma uzayıp gidiyor.

SİYAMİ YOZGAT / DERİNDÜNYA MEDYA

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir

Benzer Haberler