AKADEMİK ÖĞRETMEN

Mahir Kılıçoğlu
Mahir Kılıçoğlu

Latest posts by Mahir Kılıçoğlu (see all)

Bir meslektaşım, sosyal medya gruplarından birinde uzun uzun lisans eğitimiyle ilgili çeşitli sorular sordu. Özel Eğitim alanıyla ilgili soruların sonunda genel bir soru daha vardı: “
Türkiye’deki lisans eğitiminin dünya standartlarında ne düzeyde olduğu düşüncesindesiniz?”

Dünya ülkelerindeki lisans eğitimi konusunda, işin bilenleri ve tecrübelileri karşılaştırmalı ifadeler kurabilir. Biz ne durumda olduğumuzu bilirsek, dışarıya baktığımızda nasıl olmamız gerektiği konusunda da fikir sahibi olabiliriz.

Türkiye’deki lisans mezuniyetiyle ilgili ciddi şikâyetler gündeme sık sık geliyor. Lisans eğitimiyle ilgili çeşitli sıkıntılar hep gündeme geliyor. Mesela öğretmenlik en çok tartışılan bir konu. Mühendislerimiz, mimarlarımız, avukatlarımız, yeterlilikleri konusunda eleştirilmiyor mu? Elbette eleştiriliyor.

Üniversitelerin akademik yeterlilikleri, dünya standartlarına göre üniversitelerin durumu, dünya sıralamasında yeri… Bunlar gazetelere bile her yıl konu olan şeyler. Üniversitelerimizi işin uzmanlarına bırakalım, biz esas eksikler nedir ona bakalım. Bizdeki en büyük eksiklikler:

1. Lisans eğitiminin plansız şekilde yürütülmesi,

2. Doğru düzgün akademisyen yokken bölüm açılması,

3. Yüksek lisans ve doktoranın eğitim şartlarının değil, seçim şartlarının çok ağır ve sınırlı olması ve dolayısıyla halk diliyle torpilin etkin olması.

4. Milli Eğitim Bakanlığının akademik kariyer yapmışları kadrosunda tutamaması, değerlendirmemesi, dolayısıyla üniversiteler karşısında sürekli zayıflık yaşaması nedeniyle lisans eğitimi üzerinde denetim yapılamaması…

Üniversitelerden önce Milli Eğitim Bakanlığının sistem olarak yeniden yapılandırılması gerekiyor. Çünkü Bakanlık güçlü olmayınca, üniversiteleri etkileyecek yapıda olamıyor.

Herhangi bir fakülte mezununun öğretmen olabildiği günlerden sonra, önüne gelene pedagojik formasyon verip, oradan çeşitli öğretmen alanlarına geçiş imkanı verilmesi, MEB’in sistem olarak artık ülkenin ihtiyaçlarına cevap veremeyecek olmasından kaynaklanıyor… Çünkü eğitim sisteminin ve eğitim bürokratik sisteminin yeniden örgütlendirilmesi, kariyer basamaklarının belirlenmesi, MEB’in kendi personelini nitelik olarak en üst düzeye çıkarması ve dolayısıyla üniversitelerde verilen eğitim üzerinde de bilimsel ve kariyer olarak etkin olması gerekiyor.

Milli Eğitim Bakanlığının bürokratik anlamda güçlü olması değil, kadro olarak güçlü olması gerekiyor. Bakanlık, bünyesinde bulunan öğretmenlerin akademik kariyer yapanlarını üniversitelere kaptırıyor. Kendi bünyesinde doktora derecesi olan öğretmenin ne unvan olarak kıymeti var ne de ekonomik olarak avantajı var. Dolayısıyla öğretmenler bir süre sonra üniversitelerden cazip gelen davetleri kabul edip Milli Eğitim camiasında kopuyor.

Biz sistemin hastalıklarını tamir etmekle çok uğraştık. Artık yeni bir sistem yapılandırmamız gerekiyor. Üniversitelerin güçlü olması için doğru politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Tıpkı Sağlık Bakanlığında olduğu gibi akademik ünvanlı öğretmenlerin Milli Eğitim Bakanlığında çalışması, yer bulabilmesi, ekonomik ve kariyer olarak tatmin edilmesi gerekiyor.

Her yıl, yerel ve ulusal düzeyde düzenli olarak çeşitli kurslar ve çeşitli seminerler veriliyor. Milli Eğitim Bakanlığının düzenlediği bu kurslarda görev alanların önemli bölümü, anlattığı konuyla ilgili sorulan sorulara cevap veremeyecek kadar konuların yabancısı. Slaytları arka arkaya koyup hazırlanan sunuları okuyarak konu anlatan kişilerle sık sık karşılaşıyorum. Kendim de çok slayt üzerinden konu anlattım ancak slaytları bire bir okuyarak konu anlatmak kadar zor bir şey yok. Bunu yapmak bir başarı değil, böyle eğitim verilmez hele yetişkinlere hiç verilmez. Böyle eğitimleri akademik unvanlı öğretmenler yapabilir.

Aday öğretmenlere verilen eğitimlerde, öğretmen yeterliliklerine bakmada, okullara eğitim konusunda not ve puan vermede akademik unvanlı öğretmenler görev alabilir. Milli Eğitim Bakanlığınca nasıl yapıldığını bilmediğimiz eğitimde içerik denetimi, süreç denetimi ve yöntem denetimi görevleri akademik öğretmenler tarafından yapılabilir.

Okulların, eğitim bölgelerinin, il ve ilçelerin eğitimde kalite konusunda objektif ve bilimsel yöntemlerle incelenmesi akademik öğretmenler gerçekleştirilebilir. Milli Eğitim Bakanlığının almış olduğu politik kararlar amirlerle ve müfettişlerle değil akademik öğretmenlerle sahada daha kolay uygulanır. Dolayısıyla tavan ve taban arasındaki bağın da kuvvetlenmesi, iletişimin daha sağlıklı olması ve sorunların daha hızlı çözülmesi de sağlanabilir.

Bakanlık yerel ve ulusal düzeyde çeşitli konularda sürekli alana hâkim, akademik unvan taşıyan öğretmenlere ihtiyaç duyuyor. Bakanlık uzmanları politika için, her bir alan için önemli işler yapıyor olabilir ancak akademik unvanlı öğretmenlere her yerde ihtiyaç var.

Akademik unvanlı öğretmenleri bünyesinde tutabilen Milli Eğitim Bakanlığı Türkiye’deki eğitimi şekillendirme konusunda da elini güçlendirecek ve üniversitelere daha doğru etki edebilecektir.

Mahir KILIÇOĞLU / DERİNDÜNYA MEDYA

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir

Benzer Haberler