DÖRT ALMAN HANEDANLIK

S. Karamağralı
S. Karamağralı

Latest posts by S. Karamağralı (see all)

Efendim… Konumuzu özetleyecek bir cümleyi önsöz yapalım: Alman ulusunun idaresinden sorumlu dört Soylu Sülale bulunmakta. İki ayrı temel ekol üzerinden bina edilmiş olan bu Mavi Kanlı aileleri sayacak olursak; karşımıza Habsburglar, Hohonzellernler, Wittelbachlar ve Saksoburglar çıkmakta… O halde buyurun “Mavi Kanlı Sülaleler” dünyasına…
Daha önce yayınladığımız, “Bayerler ve Saksonlar Anlamında İki Hırslı Kavim: İki Almanya’nın Genetik Tarihi” başlıklı bölümden çıkartılabilinecek genetik sırrı tek cümleyle özetleyerek girelim konumuza. Buna göre, “Thüringen Sınırı”nın kuzeyinde ve güneyinde mukim Kelto-Cermen ve Sakso-Cermen kitlelerin ikamet ettiği iki ayrı bölge oluşmuştu. İlerleyen zamanın siyasalitesi içerisinde, aynı bölgelerde, yüzlerce şehir hanedanlıkları kuruldu. Ve bu “Soylu Kent Sülaleleri” Biyo-Genetiklerine bakmadan, Siyasi-Genetik oluşturmak üzere, kendi halklarını, tekrardan formatladılar. Böylece tebası oldukları hanedanlıklara göre adlandırılan yeni boy ve soy adları, Alman diline girmiş oldu.
Feodalitenin egemen olduğu, Ortaçağ tarih diliminde hanedanlıklar ve bunlara bağlı olarak oluşan şehir devletçiklerinin sayıları, kimi tarihçilere göre 360’a kadar çıkmaktaydı. Bununla birlikte, yeni kuşakların mirasçı sayılmalarının sonucu olarak sayı, artarak devam etmekte; doğal olarak araziler küçülmekteydi. Bu küçük arazilere hükmeden derebeylerinin kimi dük, kimi prens, kimi baron gibi unvanlar alıyordu. Ancak bu mikronlaşmaya karşın, geniş topraklara hükmeden arşidükler hatta krallar da vardı.
Bu arada… Hatırlanacağı gibi bir süre önce yayınladığımız yazımızda, büyük “T” harfini kullanarak bir grafik oluşturmuştuk. Alt üste döndürülmüş bu harfi, Almanya coğrafyasının üzerine oturtarak, kolaylık olsun diye anlatımımızı bu görüntü üzerinden bina etmiştik. Yine aynı grafiği göz önüne getirerek, manzarayı tarife çalışalım…
Sayıları üç veya dört olan, Genel anlamda Germanistan diyebileceğimiz coğrafyaya hakim olan devletlerden biri; Kuzeyli Sakso-Cermen bölgesinin en büyük parçası Hohonzellern Hanedanlığının Prusya Krallığıydı. Bu Krallık, ters dönmüş büyük T grafiğinin, kuzeyde yer alan Danimarka ve Baltık Denizine doğru uzayan sapının yarısında hükümfermaydı.
Aynı sapın altta kalan ikinci kısmı ise Güneyli Kelto-Cermenlerin bölgesiydi. Bu bölgenin en büyük parçası ise Wittelbach Hanedanlığına bağlı Bavyera Krallığı olarak geçiyordu.
Aslında Bavyera bölgesi, Güney Almanya’nın, doğu yarısını işgal etmekteydi ve halkın tarifi tam anlamıyla Kelto-Bayer’di. Aynı bölgenin batı yarısı ise Allemandların, kuzeyden sarkan Saksonlarla birleştiği ve Burbon Hanedanlığının Lüksemburg’unu içine alarak, Belçika’ya doğru uzandığı Wettin Hanedanlığının alt bölgesiydi ya da “Saksoburg-Gota Evi”nin odaları sayılabilirdi… .
Söz konusu grafikte, Almo-Cermen coğrafyasının ya da büyük ama ters “T” harfinin, tabana düşmüş kısmının doğusunda ve böylece günümüz Almanya haritasının dışında kalan topraklara ise bidayette Arşidükler olarak bilinen, daha sonra Papa’nın yardımıyla Avrupa’nın en büyük imparatorluk sülalesine dönüşen Viyana Soylularının yani Habsburg Hanedanlığının Avusturya İmparatorluğu hakimdi. Zaten bu üç ya da Belçikalı Wettinlerin Beljik Saksoburgları Soylularını da katarsak sayıları dört olan krallık dışında kalan, bölge hakimlerinin tamamı, yukarıda da değinildiği gibi düklük, prenslik, baronluk gibi unvanlarla adlandırılmaktaydı. Ve bunların hepsi de “Avrupa İmparatorluk Haneleri ya da Evleri”ne bağlı mikro Cermen hanedancıklarıydı.

Asılkonuya başlayalım şimdi… Öncelikle bu araya, şu genetik bilgiyi ekleyelim istiyorum: Avusturya ve Almanya, her ne kadar halkları Almanca konuşan ülkeler olsa da Y kromozomuna göre çok farklı bir genetik yapıya sahip iki ülke. Bu anlamda, Avusturya ve Macaristan arasındaki benzerliğin, gözden kaçırılamayacak kadar açık olduğunu da söyleyelim. Paragrafın son cümlesi olarak, daha önce kaleme alınmış bir yazıda, sırlarını açıklamaya çalıştığımız Thüringenleri de hatırdan çıkarmayalım. Derim!
***
Efendim, yola devam şimdi… İndüstanlı Cermenlerin Avrupa’da görünmeye başladığı sırada yani İsa’nın Miladı’nın hemen arkasında sıralanan yüzyıllarda, küçük kıta yani Avrupa, bir cadı kazanı oldu. Fokur fokur kaynamaya başladı. Sıfır’dan itibaren söz konusu kazan, bin yılına kadar, tarihteki ünlü göçe katılmış kavimlerin, kendi aralarında, yer yurt değiştirmeye ve yeni memleketler oluşturmaya devam edişine şahit oldu, gitti.
Lakin bin ile bin beşyüz yılları arasındaki dilimde, coğrafyadaki hareketlenmeler, artık durulmuş ve her kavim, kendi bölgesinde illiyet hakkı elde etmişti. Ancak henüz, arazilerinin tapulu sahibi olmamışlardı; tapu alım törenine, vakit vardı daha…
Tarihler 900’lü yılların ilk çeyreğindeyken, Cermen soylu Ottolar Sülalesi, Saksonya ve Bavyera Soylularından, birkaç tane Alman dükünü de yanlarına alarak, bir siyasi birlik oluşturmuşlardı. Bu, tarihte kurulan ilk Cermen Birliğiydi. Daha sonra “Antik Roma Mirasçıları”ndan icazet alarak “Roma Cermen Birliği”ne dönüşecekti. Otto Soyunun ardından, bu birliğin idaresi Salian sülalesine, peşi sıra da Hohenstaufen Hanedanının eline geçecekti. Üç el değiştirip büyüyerek 1500’lü yıllara ulaşan, icazetle Miras hakkı Vatikanda bulunan Roma’nın bir nevi “Farançayzing”ini alarak bir Cermen Devleti, oluşturma çabası içine girdi. aynı yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren, söz konusu icazeti veren el, devletin siyasetine müdahil olmayı arzu etti. Yukarıda dendiği gibi o gizli el, Vatikan’dı. Bu arzunun nedeni de 1453’yılında Osmanlı Türklerinin, Doğu Roma’yı yıkıp imparatorluk ligine çıkması ve gözünü Batı Roma Tacına göz dikmesiydi. Bu sebeple sonunun yaklaştığını gören Papa’nın siyasallaşmaya karar veren “Kutlu El”inin yetenekleri sayesinde Roma Cermen Birliği, bundan böyle bir başka planın parçası oluyordu. Ve o yıllarda, söz konusu Roma Cermen Devletinin, Vatikan çıkışlı mufassal plan sayesinde ve Papa eliyle kutsal ve kocaman bir imparatorluğa dönüşerek stabil hale getirildiği görüldü. Aynı planın parçası olarak, iki yüz yıldan beri, İsviçre’nin Habsburg Kalesinin Arşidükleri olarak bilinen küçük bir soylu aile de Roma’da kutsanarak kral seviyesine çıkartılıp “İmparator Olma Hakkı” kazanıyordu. Artık bu aile “Habsburg Hanedanlığı” olarak bilinecek ve hanedanlık, “Habsburg İmparator Evi”nin de sahibi olacaktı. Ve en önemlisi de mevzubahis ev, bir imparatorluk olarak kutsanan Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun İmparatorlar Ocağı olacaktı.
Dendiği gibi bu derin hamle, İstanbul’u fetheden Türklere karşı, yaklaşık elli yılı aşkın bir süre kadar evvelinden yani 1453’ten başlatılmıştı. Bu süre zarfında yaşanan siyasi gelişmelerle Ortaçağ Feodalitesi sonunda, yüzlerce sülalenin mülkü halinde ve paramparça edilmiş olan Batı Avrupa’nın bağımsız Cermen orijinli devletçikleri, üzerlerine Papa eliyle açılan, kocaman bir “Avrupa Şemsiyesi”nin altında toplanmaya zorlandı. Ve işte, yukarıda sözü edilen tapular, bu esnada dağıtıldı.
Sözü edilen “Vatikan Hamlesi”nin, en büyük operasyonu ise Büyük Endülüs Medeniyeti’nin son emirliği Ben-i Ahmer devletinin ortadan kaldırılması, Yahudilerin ve Müslümanların İberik Yarımadasından sürgün edilmesi, 2017 Sonbaharında bir Referandum yaparak bağımsızlığa heveslenen Katalonya ve periferisindeki, birkaç küçük krallıktan başlatılan kalkışma ile İspanya Hristiyan Birliği’nin oluşturulması ve Birlik İspanya’sıyla Habsburgların yönetimine verilen Avusturya’nın topraklarının, bir bütün haline getirilmesini beraberinde getirdi.
Bu anlamda… Fransa ise daha öncesinden, Franko-Judik karakterli Merovenj ve arkasından gelen Sakso-Frank karakterli Karolenj Hanedanlıkları eliyle kurduğu iki imparatorluk sayesinde, Kelt kökenli Galyalıları, Cermen kökenli Franklarla melezleştirerek, hem genetik hem de siyasal olarak Proto-Fransız ulusunun temelini sağlam bir şekilde atmıştı.
Karşılık olarak Almanya ise hala çok parçalıydı. Buna rağmen Almanlara ait birkaç büyük parça ve dendiğine göre 360 devletçik, Papa’nın, Avrupa Şemsiyesi altına girdiğinde, Avusturyalı “Habsburg İmparatorluk Evi”nin birer ferdi gibi davranabildi ve genel tarih sahnesine çıktı.
Böylece 1453 ile başlayan Batı akınları ile Balkanlar üzerindeki ameliyatı tamamlayan ve arkasından İtalya’nın dolayısıyla Vatikan ve Hristiyanlık’ın üzerine yürümeye hazırlanan Osmanlı İmparatorluğu’na karşı devasa bir “Avrupa Ulusu” ve Avrupa Birlik İmparatorluğu” oluşturuluyordu. Bu imparatorluk, Kutsal Roma Cermen adıyla tarihe geçti. Ve Cermenler, Avrupa’nın en büyük gücü ve temel yapılarak, Hıristiyanlık’ın ve kıtanın muhafızları haline getirildi.
Üst fasılda sık sık, “İmparatorluk Soylu Hanesi ya da Asil Evi”nden söz ettik. Ne demek “İmparatorluk Evi?” Bu konuyu, altta açıklamak üzere, atlayarak devam edelim kaldığımız yerden…
Günümüzde, üzerinde birkaç devletin üzerinde oturduğu topraklarda hakimiyet kurmuş olan Almo-Cermen Sülaleleri, Derin Romanın ve Derin Cermenlerin ortak olarak bina ettikleri “Papa’nın Kutsal İmparatorluk”un iki ana parçasından birisi olduğunu kanıtlayarak geldiler siyasal birliğe. Hatta birliğin adını oluşturan iki unsurdan ikincisi olarak adlarını verdiler: Malum; imparatorluğun adı, Roma ve Cermen’di. İsimde yer alan “Kutsal” kavramı ise anlaşıldığı gibi Vatikan’ı temsil ediyordu; içeriği oluşturan kavimlerin yapıştırılmasında etken olması beklenen Pavlus Dini yani Katolizmin işareti anlamında… Ve devleti idare eden İmparator başta olmak üzere elektörler de Cermenlerin arasından çıkarılmıştı.
Ne demek elektör? Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu, yukarıda sözünü ettiğimiz birkaç büyük devlet ve deste deste devletçikten oluşan bir yapıdaydı. Elbette bir imparatoru vardı. Ve bu imparatorların neredeyse tamamı, Habsburg sülalesinden çıkmıştı. Lakin bununla birlikte, oldukça karmaşık bir yapıya sahipti. Kuruluş senedinde yer alan imparatorun mutlak özelliği, daha sonra Vatikan’da başlayıp yine Vatikan’da biten bir seçim sistemini de yedeğinde getirmek zorunda kaldı.
Çünkü Feodal Sistemin egemen olduğu Batı Avrupa’da kurulan Kutsal İmparatorluk, farklı farklı asil soylar ve bu soylar arasındaki akrabalıklardan ötürü sık sık, veraset savaşlarıyla karşı karşıya kalıyordu. Ve kimin imparator olacağı konusunda anlaşmazlık çıkıyordu. Bu konuda, özellikle kökeni, İspanyol Bourbon hanedanına dayanan Lüksemburg, Bavyeralı Wittelsbach ve Viyanalı Habsburg, Saksonyalı Wettin Hanedanları arasında, sinirli bir rekabet vardı. Bunun üzerine, çözüm için “Elektör Sistemi” fikri ortaya atıldı. Buna göre imparatorluk seçimi, “Elektör” adı verilen yedi ruhbanlık ve hanedanlığın oylamasına göre gerçekleşecekti. Bu durum, Hem İmparator seçimini kolaylaştıracak hem de hanedanlıklar arası rekabeti azaltacaktı. Yeni sisteme göre, “Elektör Hanedanlık ve Ruhbanlar”dan çoğunun oyunu alan soylu aday, Papa’nın onayından sonra imparator seçilebilecekti ancak.
Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nda, imparator seçimine katılma hakkına sahip olan Elektörler şunlardı: Trier, Mainz ve Köln başpiskoposları ile Saksonya, Rein-Palantin, Brandenburg, Bohemya, Bavyera, Hannover ve Hessen-Kassel Hanedanlıkları… Elektör sıfatıyla imparator seçme hakkına sahip olan bu kurumlar, tarih içerisinde önemlerini artırarak günümüze kadar ulaşmayı başarmış durumda.

Devam edecek…

SEYDAHMET KARAMĞRALI / DERİNDUNYA MEDYA

Benzer Haberler