DÖRT ALMAN HANEDANLIK 2

S. Karamağralı
S. Karamağralı

Latest posts by S. Karamağralı (see all)

Kaldığımız yerden devam ediyoruz… Thüringen Hududunun yukarısında kalan, Kuzey Almanya’nın Töton Şövalyeleriyle bağlantılı Hohonzellern Sülalesinin, Berlin-Brandenburg şehirlerini merkeze alan ve kuzeye-kuzey doğuya doğru uzayarak, ülkenin sınırlarını aşan Prusya Krallığı’nın tapusu dışında kalan Alman arazisinde baskın nüfus, Saksonlardı. Ve onlar, aynı bölgede baskın popülasyon olarak varlıklarını halen korumakta. Öyle ki Thüringen Eyaletinin üzerini geniş bir şemsiye gibi kaplayan bölge, ülkenin doğu sınırdan batı sınırına kadar Saksonya adıyla uzanmakta. Ve orada, üç kola ayrılarak Belçika, Hollanda ve Danimarka’ya eklemlenmekte. Sözünü ettiğimiz, bölge bugün de birkaç Sakson Eyaletine ayrılmış biçimde, Alman siyasi haritasında, oldukça önemli yer tutmakta. Hatta “İki Almanya”dan biri olarak etkin… Buna rağmen; gerek Bavyera, gerekse Habsburg Hanedanlıkları ve bağlı krallıkları büyüklüğünde bir Sakson krallığından söz etmek mümkün değildi; başlangıçta. Genel Cermen grupları içerisinde, siyaseten en dağınık ya da hakim soylu sülale sayısı en fazla olan zümre olarak Saksonlar görülmekteydi… Ancak bu bir eksiklikti ve Saksonlar, bu dağınıklığın acısını çekmekteydiler. Yani içlerinde hep bir “Birlik olma” uktesini taşıya geldiler. Bölgenin ilk birlik olma girişini, Baltık’tan inen Prusyalı Töton Şövalye Soyluları sağladıklarında tarih, ………. Yılını göstermekteydi. Şövalyeler, bu toplulaşmayı bölgenin en büyük şehrinin soyluları üzerinden hayata geçirmişlerdi: Magdeburgların ya da bilinen adıyla Hohonzellern Sülalesi üzerinden. Aslında, sözünü ettiğimiz Saksonya Bölgesinin şehirlerine hükmeden “Sezeren Feodalik Efendileri” yani baronlar, dükler arasındaki akrabalık ilişkisi, bir büyük asil sülaleye işaret etmekteydi. Onların genel adı Saksoburglardı. Bununla birlikte ve işte burada, tıpkı “Habsburg İmparator Evi veya Hanesi” ile “Wittel İmparator Evi veya Hanesi” gibi bir “Sakson Evi” ya da “Saksoburglar Hanesi”nden de bahsedebiliriz.
***
Tekrar tekrar “Ev veya Hane” demişken… Yukarıda bir yerde hatırlattığımız, “Avrupa İmparatorlar Hanesi ya da Evi” ifadesini de açıklamış olalım bu arada…
Tarihte, dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kurulmuş olan Habsburg Sülalesi için bir motto söylenir: “Habsburglar, dünyayı ordularıyla değil; kızlarıyla ferhettiler. “ diye… Gerçekten de Habsburg prensesleri, Avrupa’daki hanedanlıkların, neredeyse tamamına gelin olarak gittiler zaman içerisinde… Ve bu Habsburg kızları öyle bir bilinçle gelin olmaktaydılar ki… Başka başka hanedanlıkların gelini olarak doğurdukları prensler, kendilerini Habsburglu-saymaktaydılar.
Habsburg gelinleri dışında, hanedanların kendi aralarında da evlilikler tesis edildi elbette. Böylece tüm soylu aileler, birbirlerinin akrabası haline geldiler. Tabii ki aynı zamanda, birbirlerinin mirasçısı da… Bir anlamda Avrupa Hanedanları Tarihi, miras davalarının da tarihi olarak bilindi. Bu davalar sonunda, devletçikler ve devletler birbirlerine miras kaldı. Ya da bazı hanedanlıklar, kendilerine miras kalan devletlerin başına, oğullarını kral olarak ihraç etti. Yani “İmparatorlar Evi” oldu. Bu anlamda, çeşitli devletleri kendi prensleri aracılığıyla idare eden hanedanlıklar, “İmparatorlar Hanesi” ya da “Krallar Evi” olarak anıldı.
Bunların en meşhuru, tabii ki “Habsburg Hanesi ya da Evi”ydi. Söz konusu ev, sülalenin kendi tarihi içerisinde, onlarca devleti idare etti. Örnek vermek gerekirse… Yukarıda da sözü edildiği gibi İspanya’nın miras yoluyla Habsburglara eklendiğini söyleyebiliriz. Öyle ki bu miras, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun temelinin atılmasına neden olmuştu. İspanya’ya bağlı olmak üzere Habsburglar, bir ara Meksika’yı dahi imparatorluklarına katarak idare etti.
“Tabii ki Habsburg’un dışında, “İmparator Evi” unvanına sahip başka hanedanlık da bulunmakta.” dendi ya yukarıda… Bunlardan biri de “Sakson İmparatorluk Evi…” olarak bilinmekte. Ki onun resmi unvanı “Saxe-Coburg-Gotha Evi” ya da “Hause of Saxoburg” olarak geçmekte… Yukarıda işaret edildiği gibi kendi tarihleri içerisinde Saksonyalılar, Kuzey Almanya’da pek çok düklük ve baronluğun sahibiydi. Lakin Avusturyalılar ve Bavyeralılar ölçeğinde bir hanedanlık kuramamışlardı yani aralarında baronlar, prensler ve dükler çoktu da Arşidükler yoktu. Fakat sonunda onlar da Şeytanın bacağını kırdı ve düklükten krallığa sıçradılar; tabii ki akraba mirası kanalıyla.
İşte, bu sıçrayışın hikayesi: İndüstan göçerlerinden Saksonlar, Kuzey Almanya’ya büyük göçler halinde geldiklerinde, hepsi yerleşik düzene geçmedi. Aralarından bir grup yolculuğuna devam etti ve Britanya adasına geçti ve “Batı Saksonlar” adıyla adanın, güney doğusunda kendi alanlarını oluşturdular. Günümüzde de Essex, Wessex eyaletleri olarak hala varlar. Bunlardan Wessex Soyluları, iki hanedanlık döneminde İngiltere tahtına oturdular. Bu sülalelerden birincisi 829’dan başlamak üzere yüz yıl ve devamla ikinci sülale ise iki yüz yıl, başında İngiliz tacını taşıdı. Ve İngiliz tarihi 1714 yılına geldiğinde, taht vârissiz kaldı. Bunun üzerine, Saksonların çoğunlukta olduğu İngiliz Parlamentosu, o sırada tahtı işgal eden Stuart Sülalesi prenslerinden değil, Doğu Saksonlarından yani Almanya “Saksoburg Krallık Evi”nden bir prens istedi. Ve Aşağı Saksonya Dükleri olarak bilinen Hannover Hanedanlığını genç prensi, İngiltere’ye “İçgüveysi Kral” olarak yollandı. Böylece, bir krallık sahibi olamayan Saksonlar ya da Saksoburg Sülalesi soyluları, nihayet Britanya adasının kralı ve İngiliz Saksoburg Hanedanlığının mensubu olarak, ülkeyi günümüze kadar idare ettiler. Şu an Saksoburg olarak değil Windsorlar olarak bilinmekteler.

Sahsoburglu Sakson soyluları İngiltere’nin yanısıra Belçika’yı ellerini tutmakta. Belçikalı Saksoburglar ise “Beljik Hanedanı” ismiyle meşhurlar. Bunların yanısıra… Yüz yıl önce Saksoburglu Krallar, Bulgaristan tahtını da işgal etmişlerdi. İlaveten… Danimarka Oldenberg Hanedanlığının Kurcu Kralı 3. Christopher’in, Almanya’nın Aşağı Saksonya eyâletinnin Oldenburg şehrinde doğduğunu ve “Oldenburg Dükalığı”nın soylularından olduğu; bu nedenle kurduğu hanedanın da Saksoburgların bir başka kolu olduğunu da kayda geçelim. Kayda geçilmesi gereken bir başka husus da Magdeburg-Purusya Hanedanlığı olarak bilinen Hohonzellern… Bu hanedanlık da Saksonya genetiği taşıyan, köklü bir aile olarak, Alman birliğini kurmuştu. Günümüz Alman’yanın, onların eseri olduğunu da söylemek lazım. Buraya bir ilave daha yapmak lazım: Kuzey İtalya’nın Lombard kökenli Savoy Hanedanlığının da bir başka Saksoburg kolu olduğu, tarihçiler tarafından kayda geçirilmiş durumda.

Habsburglar ve Saksoburglar gibi Alman İmparator Evi kabul edilen bir soylu aile de Bavyeralı Wittelbachlar. Güney Almanya’nın doğu yarısına hakim olan Bayer kökenli Wittelbach Hanedanlığının bir alt kolu, Güney Almanyanın batı yarısındaki Reine yani bugünkü Baden bölgesinin hakimiydiler tarihte. Ve onlar kendilerine Palantinad Hanedanlığı diyorlardı. Ve tabi Palantinadlar da bir ithal hanedanlıktı. Dememiz o ki tıpkı eşdeşleri gibi “Witelbach İmparatorluk Evi” de tarihte, birçok ülkeye idareci prens ihraç etmesi ile ünlü bir hanedanlık olarak bilinmekte. Palantinadlar gibi 1830’da Osmanlı’dan kopartılan Mora yarımadasında kurulan Yunanistan Krallığı’nın Kurucu Kralı, Wittelbachlı Prens Otto’ydu. Söz konusu “Athena Hanedanlığı”nın son prenslerinden birinin, İngiltere Kraliçesi’nin kocası Flippe Moundbatten olduğunu da -bir kere daha- kayda geçelim. Buna bağlı olarak, daha evvel sözünü ettiğimiz 2017 Mayıs tarihli Buckingham Sarayı Darbesi ile kurulması muhtemel Yeni İngiliz Hanedanlığı da “Büyük Bavyera Evi”nin torunu anlamında, Prens Charles, kral yapılarak sağlanacak ve “Wittel Evi”nin egemenlik alanı genişletecek gibi görünüyor.
***
Tekrar dönelim Bavyera ve Wittelbachlara… Almo-Cermen krallıkları içerisinde, en kararsız bölge olarak Wittelbachları; ülke olarak da Bavyera Krallığını saymak mümkün… Öyle ki tarih boyunca Bavyeralılar, bir zaman Prusyalılarla, bir zaman Habsburglarla ittifak yapıp taraf değiştirerek kararsızlığını koruduğuna işaret etmekte tarihçiler.
Son olarak yani günümüzde dahi, Habsburg Krallığı ile Kelto-Cermen genetiği taşıyan Bavyera Krallığının, ayrı kamplarda tutulmasının, Avrupa tarihinin istikbali açısından önemli olduğu kararı verilmiş gibi görünüyor. Bundan önce Bavyera, Habsburglardan kopartılıp Prusya’nın bir parçası haline getirilerek, 1870 itibariyle Büyük Alman Birliği ve İmparatorluğu oluşturulmuştu. Anlaşılan o ki Güney ve Kuzey Almanya bütünleşmesinde, genetik temel değil; inanç temeli göz önüne alınmış olmalı, 1871’de ve 1945’te dahi.
Malum… Avusturyalılar Katolik, Bavyeralılar Protestan… Bununla birlikte şunu da ilave edelim: Münih merkezli Bavyera halkının, Protestanlık inancına, en son intisap eden Cermen kavmine mensup olduğu da biliniyor. Protestanlığın kurucusu, Martin Luther İlahiyatının, Güney Almanya’nın Ulm şehrinden neşet etmiş olmasına rağmen… Ve ilaveten, Alman Birliği’ne en son katılan bölge de Bavyeraydı.
Kanaatimiz o ki belki, bu krallığı, kendi haline bıraksalardı o, Avusturya ile müttefik kalmayı tercih edecekti. Bu fasla bir cümle daha ekleyelim: Günümüz Federal Almanya’sından ayrılmak üzere, referandum yapmak istediğini ilan eden, ilk bölge de Bavyera oldu…
Özet olarak diyebiliriz ki… 20. Yy’ın başında yaşanan 1. Dünya, ilk yarısında yaşanan 2. Dünya Savaşılarna rağmen Batı Avrupalı Cermenler Habsburg Avusturya’sı Wittelbach Bavyerası, her ne kadar son üç yüz yıldan beri Londra’da otursa da Saksoburg-Windsorlarının hakimiyet alanı, şu an hükümet alanından tard edilmiş olan Hohonzellern Prusya’nın oluşturduğu dört Cermenik kitlenin ayrı gayrısı yok. Lütfen dönün ve bu uzun cümleyi bir daha okuyun… Ve bunlardan, Wittelbach Hanedanlığının derinliğini oluşturduğu Güney Almanya ya da Bavyera ile Kuzey Alman’yanın deriliğini teşkil eden Hohonzellerni kendisine ram etmiş olan Saksoburg soylularının Saksonyasının şekillendirdiği devlet anlamında İki Almanya, resmiyetteki bir halini koruya geldi; koruya gidiyor.
***
Sonuç olarak… Yukarıda özetlendiği gibi Almanya’nın “İki” olma hali, Thüringen Hattının Kuzey ve Güneyi olarak, yaklaşık yüz elli yıldır stabil bir yapıya kavuşturulmuş durumda… Lakin bu kimseyi aldatmamalı; hele Türkleri hiç! Ama aldatıyor… Birkaç yazıyla dizi yaparak, arka planını kayda geçirdiğimiz “İki Almanya” serimizde vitrindeki aldatmacayı gözler önüne sermek ve bir daha aldanmamak gerektiğine ikna olmak için yapıldı. Bundes çatısı altında on altı eyaletten oluşan, günümüz Federal Almanya’sının, mevcut siyasi bölünmüşlüğüne karşın, doğal bölünmüşlüğün Bavyeralılar ya da Wittelbach Hanedanlığı bölgesi ile Saksonyalılar ya da Saksoburglar bölgesi olarak tarif edilebilirliğini ciddiye almak gerektiğinin altını bir kez daha çizelim. Prusya Şövalyelerini Ruhunun da daha çok Saksonlar arasında ve Federal çatıda dolaşmaya devam ettiğini de atlamayalım. Tabii ki Cermenlerin ikinci devleti ve üçüncü köken bölgesi de Avusturya. Bölgeye hakim olan dördüncü hanedalık da Habsburglar olarak, Pancermenik muammanın bir başka cüzü olarak, kafalarda soru işareti üretmeye devam ediyor. Sözünü ettiğimiz bu dört hanedanlık ve alt katmanlarındaki küçük “Cermen Canavarları”nın ortak aklı, körükledikleri ve benzinle besledikleri Dünya Savaşlarının arkasındaydılar. 1. Savaşta Hohonzellern, Wittelbach ve Habsburglar yenildi; 2. Savaşta Habsburglar mağlup edildi. Savaşların birincisinden, tek başına galip çıkan Saksoburg Hanedanlığıydı; ikinci savaşta ise Londralı Saksoburglarla birlikte gizli galip Kuzey Almanyalı Saksoburglardı. Her neyse’ Sözü edilen hanedanlıkların bir kısmı iki savaştan da malup çıktı lakin bertaraf edilemedi ya da edilmediler. Mağluplar, devletlerinin derinliklerine çekildi ve varlıklarını korudular. Girdiğimiz, 21. Yy. itibariyle Cermen Hanedanlıkları da uyandı/uyanıyor. Her an; “Evet, nerede kalmıştık?” diyerek bıraktıkları yerden başlayabilirler.
Bu aralıkta şunun haberini de verelim: İçinde bulunduğumuz yılın ilk aylarına kadar, tüm Cermen kolları ve hanedanlıkları birlikte hareket ediyor ve dünyanın değişik yerlerindeki, kardeş Cermenlerle kafa kafaya vererek, plan yapabiliyorlardı. Lakin 2017’nin Sonbaharı itibariyle nasıl geliştiyse gelişti! Aralarından, yol haritalarını kendileri çizmek isteyenler peyda oldu. İşte, bu nedenle Eylül ayı ortasında, İspanyollardan ayrılmak isteyen Katalonya ve 2015’te İngiltere’den ayrılmak isteyen İskoçya misali, İki Almanya’dan Bavyeradaki “Büyük Abi” bir referandum yapmak istediğini deklare etti. Baklım ne olacak?!
Avrupa’daki bu mikro milliyetçilik başkaldırıları, tabii ki en başta da Bavyera’nın; “Ben oynamıyorum!” itirazı, bizim açımızdan iyiye alamet… Hep bizi parçalayacak değiller ya! Neticede biz mazlumlarız… Onlar ise zalim! Yüce Allah, şimdi de kara ve naylondan ipliklerle ördükleri fitne çorabını, zalimlerin kendi başlarına geçiriyor galiba… Bizim için yapılacak şey, tırnaklarımızı birbirimize sürtmek… Bir hurafe davranışı olsa bile… Diyeceğim de demiyorum. Genetik geleceğini ülkemiz üzerine bina etmek zorunda olan Almanya’nın bir arada olması yani bölünmemesi önemli. Diyor ve bu konuda bir makale yazacağımızın da haberini veriyoruz. Ne demek istiyoruz; “Almanya, istikbalini Türkler üzerine kuruyor.” Cümlesinde…
Efendim! Durum, dundan ibaret… Bu yazının arkasından, iki Almanya’nın Tarihinin detaylarına gireceğiz. Onu takiben, bütüncül olarak Almanya’nınTeolojik tarihini ve akabinde de siyasi tarihini konu edineceğiz. İlaveten; günümüzdeki Türk Alman kavgasının bölümleri ve nedenlerine bakacağız. Alman Nursculuğu da konuşacağımız konulardan biri. Bir başkası da Türkiye Darbelerinde Almanların rolü; özellikle 28 Şubat ve Almanya konusu da bizi alakadar etmekte… Kısacası, Yukarıda kurduğumuz “Almanya, istikbalini Türkler üzerine kuruyor.” Cümlesinin gereğini yapacak ve bu ülkeyi, kendi vatandaşından daha iyi tanıyan bir bilgi zeminine sahip olacağız. Ve hatta “Olmak zorundayız!” diye mühürleyelim makalemizi. Tabii ki diyoruz ki son söz olarak: Her zaman olduğu gibi işin hakikatini sadece Aliym olan Allah biliyor.

SEYDAHMET KARAMAĞRALI / DERİNDUNYA MEDYA

Benzer Haberler