İTTİHATÇILIK ve HALASKARAN

Y. Kemal Bozok
Y. Kemal Bozok

Latest posts by Y. Kemal Bozok (see all)

DerindünyaTV’nin en eski dostlarından Sevgili Fâtih diyor ki… “Aklıma bir şey takıldı. Sen, darbeyi Fetö’nün ve Ergenekoncuların birlikte planladığını söylemiştin. Şimdi bu Ergenekon/Balyozdan yargılananların hepsi mi bu darbe planında yer aldı? Ayrıca, bu dâvâlar kapsamında suçsuz yere içeri atılanlar da oldu mu gerçekten de? Yoksa bu senin dediğin “iade-i itibar” için acındırma taktiği mi? Abi, eğer cevaplarsan çok makbûle geçer.”
Burada, yakın dostlarınızın arasına katılan sevgili Jozef Gobbels’in sorusunu da eklemek niyetindeyiz. Jozef’in suali ise kısa ve net. Diyor ki Jozef: “Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu neden yapıldı?”
***
Sevgili Fatih ve Sevgili Jozef… Bu çalışma epey uzun olacak. Sabır lazım! Biliyorsunuz biz, daha evvel ki yorumlarınızda, orduda -ne yazık ki- iki damarın hakim olduğunu söyleye geldik. Bu iki damar, Osmanlı’dan kalan İttihatçılık ve Halaskaran damarları idi. Daha sonra bu iki damar, “Ekol” olarak Cumhuriyet ordusunda da devam etti. Bu devamın ismi, 1924’ten sonra “Çakmak Ekolü” ve “İnönü Ekolü” olarak isimlendirilecekti. Bu iki ekolden Çakmak Ekolü, daha sonra İngiliz+Amerikan Ekolü olarak kendini gösterdi. İnönü Ekolü ise artık Alman Ekolü denilebilecek bir yola girmişti. En son isimleriyle bu iki Ekol, 1960 Darbesini yaptılar. O zamanki adları “İstanbul Grubu” ve “Ankara Grubu” idi. Grupların beraberce kotardığı darbede, Ankara Grubu yani Alman ekolü, Başkent’te bulunuşu nedeniyle öne çıkmıştı. Mevzubahis iki grup tarafından beraberce oluşturulan Devrim Konseyi’nde, göreceli nedenler başka gibi olsa da bir süre sonra Atlantik’in ötesi ve berisi çatlağı kendini göstermişti. Zira Amerika ve Almanya, Darbe Yönetimine, Mark ve Dolar Yardımı yarışındaydı. Ve bu yarışın tezahürü olarak, İstanbul Grubu, Konsey’e darbe yaparak, Alman ekolünün Ankaralı Türkçü oldukları bilinen 14 subayını dünyanın dört bir tarafına sürgüne yolladı. Darbeciler o andan sonra, baskın olarak Amerikan Ekolü rengiyle yollarına devam ettiler. Lakin bunu hazmedemeyen bir grup subay vardı. Bunların en dikkat çekeni Albay Talat Aydemir’di. Cuntacı Aydemir, ilk önce 22 Şubat 1962’de yapılan atama ve tutuklamalara karşı, askeri öğrencilerin de desteğini alarak hükümete karşı direnişi örgütledi. Bu direniş, güç bela uzlaşmayla sonlandırılabildi. Ve Aydemirgiller emekli edildi. Ancak Aydemir, akıllanmamıştı illa darbe yapacaktı. Çünkü 27 Mayıs esnasında Kore’de görevliydi; bu nedenle darbeye katılamamıştı. Darbe içinde bir ukteydi onun. Bu ukte sonunda Albay Talat, 20 Mayıs 1963’de bir kez daha meydana atladı. Anayasa’da öngörülen reformların gerçekleştirilmediği gerekçesiyle ikinci darbe girişiminde bulundu. Fakat bunda da başarılı olamadı. Yapılan yargılamadan sonra Binbaşı Fethi Gürcan ile birlikte idam edildi. Sevgili Fatih, Bu iki Ekol arasında yaşanan 1960 İhtilali kapışması, hiçbir zaman unutulmadı. Hatta bir “Kan Davası”na dönüştü bu kan davası kendisini, 1970 yılında bir kere daha gösterdi. O esnada yaşananları daha önce anlattık: 9 Mart Cuntacıları ve 12 Mart Cuntacılarının serüvenini… “Derin Devlet Savaşları” videosundan ötürü ayrıntılı şekilde biliyorsunuz. Ve bu iki grup cuntacıdan doğan “gayrımeşru veled”ler Ergenekoncular ve Fetücüler olarak, bir zaman sonra, büyümüş olarak hayatımıza girdiler. Bu iki “21Yy. Derin Devlet Taliplisi”nin mücadelesini 2007’den başlayarak, günbegün seyrede geldik.” Feto’nun NEOCON Çetecileri” Alman Damarını, Ergenekon Operasyonu ile hem ordu da hem de sivil hayatta mahkum etti. Yazımızın buraya kadar ki kısmı Fatih’in sorusu için girizgah olsun. Şimdi gelelim asıl sorunun cevabını vermeye: “FetocuNeoConi’ler, Kronik Cuntacı Alman Ekolü’nün bildik simalarını ortadan kaldırdıktan sonra, onların yerlerine kendi Amerikancı NoConi subaylarını oturttular. Tabii ki bu Amerikancı subaylar da birer darbeciydi aslında. Zaten biz de daha sonra yaptığımız bir video da bunu teşhis etmiş ve ordu her zaman darbe yapabilir karakterdedir. Zira operasyonla, yerlerinden tardedilen Alman Darbecileri ve onları açığa gönderenler de Amerikan darbecileri olarak aynı tiynetin ürünleridir. Dünün AlmoDarbecileri, bugünün AmerikoDarbecileri olarak, “cuntakoltuğu”nu aynı amaçla korumaktalar. Sadece sima değişti, ruh aynı… Buradan hareketle yeni sima yani AmerikoDarbecileri de her zaman ve potansiyel birer cuntacı olarak düğmelerine basılmayı bekliyorlar.” demiştik. Lakin bu darbeyi yapacak olan ekip yani Fetocu NEOcony Ekibi, Operasyonun haklı olduğu bölümünde, tam anlamıyla kadroları dolduramamıştı. Bu sebeple Feto’nun Sahtekarları devreye girdi ve Ergenekon Operasyonu, ikinci bölümünde, sahte belgeler üzerinden yoluna devam etti. Feto’nun göz diktiği kadrolardaki subayların hiçbirinin menşeine bakılmadan “Acımasız Bir Temizlik Harekatı” yapıldı. Ve süprülen subayların yerin de Fetist NeoConi kadrolar yerleştirildi. Böylece 1 NeoConik Darbe, sıradan işler haline geldi. Nihayet 15 Temmuz gecesi, düğmeye basıldı ve dediğimiz çıktı. Hemen; burada, şu hususu açıklamamız gerekiyor: 15 Temmuz gecesi, tam bir Fetocu Amerikan darbesi değildi. Zira NATO’nun Varşova zirvesinde Amerika ile Almanya anlaşmış ve Türkiye üzerinde birlikte bir operasyona karar vermişlerdi. Bu gelişme, şu anlama geliyordu: Ordu’daki FetocuNeocon cuntacılar, yalnız olmayacaktı. Kimdi? Alman ekolünün yani Ergenekon damarının, operasyon esnasında uykuya yatırılan genç subayları, aradan geçen birkaç yıl içerisinde birkaç kademe atlayarak rütbelerini büyütmüş ve kendi sahalarında darbe yapabilecek bir seviyeye ulaşmışlardı. Bu nedenle AlmoAmerikano ortaklığının eseri olan ve tam bir “NeoNato Darbe Denemesi” diyebileceğimiz 15 Temmuz gecesinde, ordunun NeoconAmerikancılığı yanında Alman ekolünün uyandırılan “Genç Ergenekon Kadroları” da darbeye ortak edildiler. Böylece darbe kuşu, iki kanatlı hale geldi. Sonrasını, üç darbe videolarımızda izah ettik. Ve olaya karışan, “İyi Saatte Olsunlar”ın olağan dışı işlerini haber verdik. Burada tekrar etmek niyetinde değiliz. Ve geliyoruz darbe sonrasına. Biliyorsunuz hızlı bir şekilde ordu, hükümet tarafından yeniden biçimlendirilmeye başladı. Ve tabii ki bu arada darbeye katılmış olan Neoconist Amerikancı Fetocular hainleri, rütbeleri sökülerek TSK dışına açıldı. Bu temizlik, özellikle Türk Hava Kuvvetleri’nde yapıldı Zira Neoncu kötüler, orada kadrolaşmışlardı. Bunun üzerine “Milletin Zaferi”ne çökmek isteyen bir grup, kendini televizyonlara attı. Bunlar “Sivil Ergenekonculardı. Ve diyorlardı ki: “Fetullahçı Sahtekarlar tarafından üretilen yalandan evraklarla görevlerine son verilen Ergenekoncular (Yani Balyoz, Ayışığı, Sarıkız vs… Darbe Planlarını yapanlar) tekrar orduya alınmalı. Çünkü ordu eksiltildi. Yetenekleri köreldi. Fonksinel olmaktan çıktı.” Ancak anladığımız kadarıyla hükümet, bu görüşte değildi. Dolayısıyla teklife sıcak bakmadı. Sadece yukarıda sözünü ettiğimiz, operasyonun ikinci bölümünde, Conilere kadro açmak için sahte evraklarla ordu dışına atılan “Bağımsız Subaylar” üzerinde çalışmalar başlatıldı. Onlar her ne kadar Ergenekon Dosyalarına girmişlerse de aralarında Alman ve Amerikan ekolüne yakın duranlarda vardı; “Bağımsız Olanlar” da… Devlet uygulamalarında, ordunun cuntacı geleneğinden çok çekmiş olduğu için artık “Türk Ekolü”nün dışında herhangi bir “Ekol” ya da “Damar, Grup ve Cemaat” istemediğini ayan beyan gösterdi. Ve sadece o subaylardan, hakikaten mağdur ve bağımsız olanları tercih etti. Ya da edecek. Etmeli! Doğal olarak bu tercih, ne Amerikan Ekolünü ve ne de Alman Ekolü memnun edecek bir uygulama değildi. Bu sebeple sözünü ettiğimiz bu gayrimen memnun unsurlar, “Küstüler…” Kime mi küstüler? Bir: Ordunun kendisine… İki: devlete ve hükümete… Dört: Sokağa dökülerek destan yazan milletin kendisine… Burada soralım: “Ne demek Ordu’nun kendi kendine küsmesi?” Efendim; burada “Kısmi Kıbrıs Barış Harekatını atlayarak söylüyoruz…) TSK’nın, son doksan yıldır yapabildiği tek şey darbedir. Bir bakıma, subaylar arasında darbeler, ordunun savaş alanı gibi algılanır. Ve her ordu, girdiği savaşı kazanmak ister. Bu nedenle tüm ordular gibi TSK da -içinde olsun ya da olmasın- başarısız darbelerden hoşlanmaz. Zaten başarısız 15 Temmuz sonucundan da genel olarak hoşlanmadı. Ve –bir askeri refleks olarak- kendi kendine küstü; başarısızlığı zül addetti. “Onun için çoğu generalin suratı sirke satıyor, sivillerin arkasında sıraya geçerken” dense yanlış olmaz. Bu küskünlük, ya yeni bir darbeyle ya da doğrudan doğruya savaşla ulaşılacak bir zaferle ortadan kaldırılabilir. Lakin ordunun kodlarında, tam anlamıyla bir savaş bulunmadığı; sadece, darbe ve cuntacılık bulunduğu için… Ve şimdilik ufukta, yeni bir darbe görülmediği için içgüdüsel olarak ordu, kendisini dış dünyaya kapakttı. En kötüsü, küskün olduğu, millet, hükümet ve devlet lehine yazılacak tüm operasyonlarda rolantide çalışmaya başladı. (İstemedikleri biri başlarına geçtiğinde ya da aleyhlerine olacak uygulamalar hayata geçirileceği zaman Yeniçeriler de böyle yaparlardı.) Ve en kötüsü! “Darbe sonrasında Güneydoğu Anadolu’daki operasyonların başarısızlığının arkasında yatan gerekçe, işte bu küskünlüktür.” denilebilir. Ülkedeki tüm sivil, askeri ve resmi darbeciler ve ordunun bizatihi kendisi, bu rolantide çalışmadan ötürü “Milleti, Hükümeti ve Devleti” başarısız göstererek yeni bir darbe yahut ele geçirme ameliyesine hazırlık yapıyorlardı. Bu arada, iç kamuoyuna ve dünyaya verecekleri mesajı, Sivil Maydanozcu Tv Kuşları”nın PİAR çalışmasına havale etmişlerdi. Ve PİAR şuydu: “Ordunun kimyası bozuldu. İlaveten kadroları boşaltıldı. Ama yerlerine “Mağdur Ergenekoncu Subaylar” alınmadı. Dolayısıyla bu orduyla hiçbir şey yapılamaz.” Ah tarih ne muhteşem bir öğretmensin! İnsan hatırlamadan geçemiyor. Efendim, buna benzer bir durumu milletimiz, 1826’da da yaşamıştı. O yıl, Millet+Devlet işbirliği ile ortadan kaldırılan Yeniçeri Ordusunun yerine ikame edilen “Mansururiye Ordusu,” yapılanmasını, tam manasıyla tamamlayamadığı için ülkeyi koruyamamış ve İmparatorluğun çöküşü, 1929’daki Mora İsyanı ile uzamış gelmişti 1918’e. Ülke üzerine planlar yapan iç ve dış mihraklar, yine öyle olacağını sanıyorlardı. Bu durumda “Türk Ekolü”nün öyle olmadığını göstermesi şarttı. Ne yazık ki bunu, Güneydoğu’da gösteremedi/göstertmediler. Bu durumda yapılacak tek şey Fırat Kalkanı Operasyonuydu. Zaten dışarıdaki hainlerin akıl hocaları olan PİARCI tayfası, PKK’yı Güneydoğu’ya sokarken, ona paralel olarak Korsan Bölge ROJOVA’lı PKK’lılara yani YPG’lilere de “Yürüyün! Şimdi tam zamanı…” demişlerdi. O nedenle Kuzey Suriye hareketlenmiş ve “Fırat Kırmızı Çizgisi”nin batısına akmıştı. Lakin nereden bilebilirlerdi ki “Allah’ın İnananlara, İnamayanlar eliyle de Yardım” ulaştıracağını. Ya da şer zannedilenin, an gelecek hayra dönüşeceğini. İşte, tam da öyle oldu ve KÜLLÜYE, olağanüstü bir kıvraklıkla FIRAT KALKANI Operasyonuna start verdi. Bu harekat, “Yeni Kurulan Türk Ordusu”nun “İkinci Mahmud’un Mansuriye Ordusu” gibi olmadığını göstermekti. Bunun için çok simgesel bir yerde başlatıldı operasyon: Kilis hatta Nizip’te… Ne demekti Nizip? Nizip, Mansuriye Ordusu’nun ilk yenilgisini aldığı savaşın yapıldığı alan ve o bizatihi savaşın adı olarak tarihe geçti. Ne yazık ki o sahrada ordu, tamamen yok oldu. Hem de kimin karşısında; biliyor musunuz? Suriye Bölgesi’nin Valisi Kavalalı İbrahim Paşa karşısında; Mehmet Ali’nin oğulluğunun. Anlaşılan o ki “Türk Ekolü, Külliye’de bu hususu konuştu. Ve Yüz yirmi yıl evvelinin Nizip Savaşı’nın rövanşını, bugün zaferle aldı ve 17. İmparatorluğun Osmalı olmadığını ortaya koydu. İç ve dış kamuoyu ile birlikte tarihe bir gönderme yaparak; “Sizin ölmüş zannettiğiniz Yeniçeri hatta Mansur Ordusundan, Uluslararası, muzaffer bir “Asakir-i Mansureyi Muhammediye” çıkarabiliriz!” dedi ve çıkardı çok şükür! Bu aynı zamanda, Arabistan eliyle kurulmaya çalışılan “İslam Ordusu’nun da asıl adresinin neresi olduğunu, dosta, düşmana ilanıdır. Bu göndermelerin, üçü de yerine ulaştı. NEOMansuriye Ordusunun ölüsünden dipdiri bir operasyonel güç doğdu. Bu gücün, nasıl dinamiği neydi biliyor musunuz? Tabii ki 15 Temmuz gecesi sokağa dökülen cengaverler yani halkımızn bizzat kendisiydi. Bu dinamiğe biz dün, “Kunuri Ruhu” demiştik; bugünde, “Nizip Ruhu” diyoruz. Bu yüce ruhlar koalisyonu Türk Milletine, Türk Dünyasına tüm Ümmete ve bütün Mazlum Milletlere hayırlı ve uğurlu olsun! Ey adı sayılanlar; “Kunuri ve Nizip Ruhu sizin ruhunuzdur.” biline… Efendim! Hususu burada bitiriyor ve her zaman olduğu gibi mottomuz yapıştırıyoruz. Ve diyoruz ki: “Her şeyin doğrusunu Aliym Olan Allah bilir. Lakin yine de devamla: Muzaffer NEO Mansuriye’ye başarılar diliyoruz! İlaveten unutmadan… Yazıya şunu da eklemek gerek. Nizip Coğrafyasında başarılı bir operasyona girişen Yeni Mansuriye Ordusunun önemli bir bölümünün, ÖSO güçlerinden yani bölgede mukim Arap, Türkmen ve hatta Kürt milislerinden olduğunu unutmayalım. Ve diyelim ki sözünü ettiğimiz o milisler, 15 Temmuz gecesinin sokağa dökülen halkının devamı olan kardeş halklar yani ümmetin diğer bölümü. Bu fotoğraf bize, şunu gösteriyor: Bundan sonra yapılacak operasyonlarda, sadece profesyonel ordu ile hareket etmenin tek kanatlı kuş misali uçamayacağı… Ve bizi yeni hayal kırıklıklarına uğratması ihtimali vardır. Bu nedenle “15 Temmuz Ruhu”nu ve o gün sokağa dökülen halkımızın devamı olarak ümmetin içerisindeki milisleri, asla göz ardı etmemeliyiz. Hatta Fırat Kalkanı Operasyonunda olduğu üzere onları da ordumuzun bir parçası olarak görmeli ve yadsımamalıyız. Ve”Ezeli Ordu Formatı”mız olan “Ordu+Millet” gerçeğini sözde değil, özde bir şekilde hayata geçirmeliyiz. Zaten ondan sonrası kolay olacaktır. Zira Yüceler Yücesi Allah bizimledir! Hepimiz buna inanıyoruz. Ve “Mukadder Zafer”in İnananlara armağan olacağını bilenlerdeniz. Selamlarımızı ve dualarımızı yolluyoruz.
***

YUSUF KEMAL BOZOK / DERİNDUNYA MEDYA

Benzer Haberler