SICAK PARA KORSANLIĞININ SONU/2

Devam edelim… Bu anlamda; Türkiye Piyasalarında, Amerikan Fonları terkibinde yer tutan “Korsan Paralar”a ya da Amerikan mihverindeki ülke ve şirketlerin, “Sıcak Sermaye”lerine rastlamak; yıllardan beri olağan işlerdendi… Hatta bu tür, “Sıcak Spekülatif Paralar”ın, çok sevdiği ülkelerin başında Türkiye gelmekte; dense yalan olmaz.
İşte; böylesi bir Ekonomik durumun, açtığı Ekonomik alanda cirit atan; gerek özel, gerek tüzel kimlikleriyle dolaşmakta olan “Haydut Servetler”in, gerektiğinde, muhtemel operasyonlar için bulunmaz bir potansiyel fırsatını da her daim, kendi ceplerinde taşımakta olduğunu da ekleyelim buraya. Ta, Özal zamanından beri; Türkiye, böyle bir sıcak para ya da yerli bir isimlendirmeyle “Deli Dumrul Akçası“ istasyonu durumunda… Yani operasyonlara açık… Tabii ki aynı Açık kapılar AK Parti iktidarı döneminde de kapanmadı kapatılmadı. Peki, hiç mi kapanmayacaktı?
Devam edelim operasyon tekniğini anlatmaya… Bir şekilde, hedef ülkeye sokulup dönüştürülerek yerel paraya yatırılmış olan Dolar kökenli “Deli Dumrul Serveti”nin durduğu yerden veya “Çarkıfelek Döngüsü” ile habire kazanmak istiyor olmasından daha doğal bir şey yok. Çünkü onun için geliyor söz konusu Haydut Para… Ve ülke de onu, bu öneriyle çekiyor kendine; “Benim piyasalarımda daha çok kazanma ihtimali oluşturabilirim sana…” diyen yetkililerden ya da yasal zeminden söz ediyoruz. Ancak bu aralıkta, acı bir gerçek yatmakta… Söz konusu “Sıcak Para”nın, sürekli ve daha çok kazanması için ülkenin istikrarsızlığı şart! Çünkü istikrarsızlık, taze kan görevi görmekte “Haydut Para”lar için. Yani düzen tutmayan piyasalar; bu tür, “Haydut”lara habire, kan ve can enjekte etmekle mükellef…
Burada aklımıza şu cümle geliyor: Ya ülke, istikrara kavuşursa… İşte, böyle zamanlar için Kıyamet’e hazır olmak lazım yahut da hazırlıksız yakalanarak hayatından olmak da var.
Aç kurt sürüleri gibi dünya piyasalarında dolaşan; bu nevi “Haydut Paralar” açısından, istikrara kavuşmuş ülke demek; “Hedef Ülke” ve “Düşman Piyasa”lar anlamına geliyor.
Bu nedenle piyasalarında; “Bir eli yağda, bir eli balda” gezinen “Sıcak Paralar” için “İstikrara Yelken Açmış Ülkeler”in yeni durumu tercih sebebi değil elbette. Bu durumda; artık o ülkeden, göçme zamanı gelmiş demek oluyor. Göç kararla birlikte, “Sıcak Paralar” için birinci yol, o an için kendine uygun bir kapı bulup “Kaçan Döviz” olarak dışarı çıkmak ve daha uygun ülkelere yerleşmek olabilir. Giden gider… Geride kalanlar yani ülke açısından; böyle durumlar da kendiliğinden gelişen bir operasyon sarsıntısı oluşmakta piyasalarda. Lakin bu kabil sarsıntılar, gelip geçici olup “Piyasa Alışkanlıkları” içerisinde emilerek “Absorbe” edilmekte. Ama bu arada dövizin, bir miktar yükseleceğini de söylemek lazım. Hülasa… Böylece “Kaçan Döviz/Dolar” ancak kendi cirmi kadar yer yakar. Bu da kurun, rutin yükselişi olarak algılanır, müşteri ve piyasa tarafından ve önemsenmez.
Ya da ikinci yol olarak… Sıcak Para, “Korsan Döviz” olur ve istikrara kavuşma potansiyeli taşıyan ülkeye karşı, operasyon planlar. Eğer, bu operasyon kısmı ise piyasalar; yine bunu, pek fazla hissetmez veya kendi doğallığı içerisinde gelişen, tabii kur yükselişi olarak yansıtır, döviz fiyat panolarına. Ama bidayette; bir operasyon amacı var olduğu için söz konusu Döviz, başka ülkelere gitmez. Döviz fiyatları ucuzken alıp çıktığı ülkenin; bu arada yükselen fiyatından pay almak için geri döner ve kazanarak girer içeriye. Ve devam eder “Çarkıfelek” yolculuğuna…
Yok eğer, söz konusu “Korsan Kaçış” daha organize bir halde ve “Ülkenin Döviz Âlemi”nde, topyekûn alınmış bir kararla aniden başlarsa; söz konusu Operasyon, ülke ekonomisini allak bullak eder. İşte; o zaman, acilen, ülkenin yöneticileri tedbir almak durumunda kalırlar. Sıcak paranın, ülkeden dışarı çıkmaması için ya mevduat faizini artırırlar, ya yüksek faizli devlet tahvilleri-bonolar çıkartırlar, ya piyasadaki Yerel Para Emisyon hacmini genişletirler, ya borsaya çok miktarda altın pompalayarak; altının, ederini düşürürler… En kötüsü de “Devalüasyon” yaparak; dövizin fiyatını yükseltir yani yerel paranın değerini düşürürler. Böylece “Ateşli Operasyonun Sıcak Parası” muradına nail olur. Ve kısa bir süre sonra “Deli Dumrul Kazancı”nı katlamak için geri döner gelir ülkeye. Ve böylece devlet yetkililerini de uyarmaktan geri durmaz; “Eğer, beni istiyorsanız; ülkenizde istikrar çıkarmayın ha!” diye… Gayrı herkes; ayağını, ona göre uzatır.
Yani “Sıcak Para” öyle bir “Lanet Para”dır ki elini veren, kolunu kurtaramaz; dense yalan olmaz. Çünkü girdiği her ülkenin Ekonomisinin gizli yönetgeni odur artık. İşte; böyle bir haldi, Serbest Pazar Ekonomisine geçtikten sonraki Türkiye manzarası da… Yani usûl, Amerikan usûlü; Hükümet, Amerikan Ekolünün partisiydi, Merhum Özal zamanında. Böylece başladı “Sıcak, Korsan, Haydut Para”ların Deli Dumrul Masalı… Ve devam etti geldi; AK Parti, aynı “Kuruçay üzerine kurulan Deli Dumrul Köprüsünün Koruyucusu” oldu. Peki, başka yol, yok muydu?
Bir üçüncü ve daha vahim bir durum olarak… Ya; ülkede mer’i Ekonomik ortamdan, Dövizle yapılan “Piston-Gömlek Gel-Gitleri” ya da “İn-Çıkları” aracılığıyla para kazanan, orta ölçekli “Kur Lobisi”nin dışında, çok daha iri bir güç, kur olayına müdahale etmek isterse… İsteye bilir. Zira içine girmek üzere olduğumuz “Dijital Çağ”ın “Dijital Savaş” yöntemlerinden belki de birincisi, bu arada saklı… Yani “Kur Lobisi” dışında; var olan, çok daha büyük ölçekli ve organize bir gücün, Siyasal Ortama müdahale etme arzusu… Yani bu arzuyla söz konusu “Büyük Güç” doğrudan Devleti hedef alan bir Operasyonla ülkeyi sarsmaya karar vermiş ve bunun için sisteme saldırıya hazırlanmışsa şunu yapacaktır. Kendi kontrolündeki tüm “Sıcak Para Merkezleri”nin yönetimini parmağına bağlar ve tek elden basar düğmeye. Bu durumda, Operasyona muhatap olan Devlet Sisteminin sahipleri, her ne yaparsa yapsın; rotasını dışarı çeviren “Kaçan Döviz” istikametini asla değiştirmez, akışını durdurmaz/durduramaz. Mevzubahis Döviz akışı; ülkedeki “Sıcak Para” tükeninceye kadar sürer. Bu arada; piyasaların oto programı bozulur; insanlar, mal derdine düşer ve “Altına Hücum” gibi modern zamanların altını sayabileceğimiz “Dövize Hücum” başlar. Bir anda bollaşan yerel para karşısında döviz, altın olur; günden güne yükselir. Peki, bu yükselişin bir sonu yok mu? Elbette var.
Dışarı kaçtığı sürece, habire yükselen Dövizin fiyatı nihayet, bir noktaya varır ve mecburen durur. Çünkü içerden kaça bilme ihtimali olan Döviz miktar, o noktada bitmiştir. Fakat onunla birlikte; zaten, “Büyük Güç”ün operasyonu da tamamdır artık.
işte; bu planlı işlemin adı, “Aykırı Ülkeyi Çökertme Operasyonu”dur. Eğer, Bahis mevzuu çökertme işlemi; “Devleti Kökünden Çökertmek” olarak planlanmışsa “Çıkan Döviz” geri dönmez. Yok eğer; planda, “Hedefteki Devlet”e diz döktürdükten sonra tekrar ve kontrollü bir şekilde ayağa kaldırmak da varsa, Operasyonun Teorik tarafı tamamlandıktan sonra ve de Büyük Gücün izniyle “Kaçan Döviz” peyderpey, tekrar girer ülkeye. Ve maymuna döndürülmüş devlet yetkilileri tarafından, saygı ve hürmetle karşılanır.

Şimdiye kadar; böylesi bir “Kökten Çökertme Operasyonu,” bazı ülkelerde denenmişti. Mesela; 1998 Yılının Rusya’sında yapılan, bu boyutta bir operasyondu. Operasyon esnasında “Rus Devlet Hazinesi” yetkilileri, ülkenin yangın yerine döner piyasasının ateşini söndürmek için 300 Milyar Dolar’ı, Ekonomik ortama pompalamak durumunda kaldılar. Lakin buna rağmen, can çekişen Ruble’yi yerlerde sürünmekten kurtaramadılar. Hatta bu Operasyonun sonunda ülke, “Moratoryum” yani iflas ilan etti ve dünya kamuoyuna, borçlarını ödeyemeyeceğini duyurdu. Neyse ki… Rusya’nın petrolü vardı. Bir süre sonra Rusların, şansları yaver gitti ve petrol fiyatları Yükseldi/Yükseltildi. Böylece Moskova, bozulan Ekonomik Sistemini yeniden düzeltmenin bir yolunu bulmuş oldu.
***
Bu manada son operasyon, Türkiye’ye karşı yapıldı; malum… Ancak bir farkla ki… Bu makalenin kaleme alındığı gün; ABD Devletinin saldırı süreci, son demlerini yaşıyor olsa bile, Operasyon hala devam ediyor/edecek. Niye? Anladığımız o ki… Operasyon, iki parselden oluşmakta… Bir: Amerika’nın ya da Doların Türkiye’ye saldırısı şeklinde yaşanacak bir aşama… Birinci devre tavsadığında veya bittiğinde ise… İki: Türkiye’nin; Dolar’a, dolayısıyla Amerika’ya saldırı aşaması başlayacak. Amerika’nın aktif olduğu devrenin süresi; Türkiye’deki mevcut, Amerikan vatandaşları ve şirketlerine ait dolar miktarının, peyderpey piyasadan çekilip yurtdışına transferi kadar bir zamanla sınırlı… Mevcut Dolar miktarı çekildiği ve çekim zamanı sonlandığında; Amerika açısından operasyon da sonlanmış olacak. Bununla birlikte; Türkiye’nin karşı operasyonuna sıra gelecek. Bu saldırı sürecinin sınırı yok yani ucu açık bir operasyon olacak Türkiye’nin hamlesi. Amerika’nın, bir tek Dolar silahına karşı; Türkiye’nin, bu savaşta silah sayısı tek değil… Namütenahi yani sonsuz/sayısız/sınırsız… Amerikan saldırısının hedefi; nihayette, sadece Lira’nın bir miktar çöküşüyle sınırlı bir durum… Türkiye’nin karşı saldırısının hedefi ise tüm kurum ve kuruluşları… Amacı ise Amerika’yı çökertmek! Bu korsan Devleti, dünya siyasetinden tart etmek, Teorik ve pratik anlamda her parselden sürmek, dışarı atmak, Gücünü kırmak büyük olma özelliğini bitirmek… Ve onu, Kanada ölçeğindeki küçük bir siyasi alana hapsetmek… Hatta Kanada kadar da değil; Bundan geri, Guatemala ölçeğinde bir politik parsel bekliyor Amerika’yı.
Çünkü görünüş bağlamında; Türkiye’ye karşı yapılmış gibi algılanan, “Son Dolar Operasyonu;”nun hedefi sadece Türkiye değil. Hattı zatında bu hamle, aynı anda; “Tüm dünyaya ve bilhassa “Mazlum Milletler ve Öksüz Devletler”e karşı yapılmış bir saldırı olarak, farklı bir karakter kazanmış şekilde çıktı karşımıza.
Operasyonun sıcak günlerinde; taammüden planlı bir “Devlet Operasyonu” olarak, “Zalim ABD”yle karşı karşıya kalmış bir Mazlum Türkiye’den söz ettirdi. Dünya ölçeğindeki bu algıyla birlikte AB adına Almanya, Rusya, İran, Çin başta olmak üzere, neredeyse tüm dünya sarsıldı ve Amerika’nın vahşi operasyonuna karşı, monoblok bir duruş oluştu/oluşuyor/oluşacak. Zira… Dünya siyasetinin içinde döndüğü, “Uluslararası Hukuk”un hiçe sayılması, Amerika Korsanlığının Hak-Hukuk tanımazlığının ortaya çıkışı, yani söz konusu saldırının örtülü değil apaçık bir şekilde, dünyanın gözleri önünde sergilenmesi tüm bardakları taşırmış durumda. Anlaşılan o ki insanlık, henüz ölmemiş ya da insanlığın ölmediğini hatırlatan bir Türkiye var artık… Bu nedenle oluşan yekpare dünya duruşunun; Türkiye’nin kazancı, Amerika’nın kaybı olduğunu da kayda geçelim.
***
Yukarıda koyduğumuz virgülden devam edelim. Yani sıra, yazının ikinci bölümünde… Bu noktada, giriş sorumuz şöyle olsun: “Peki, ne oldu da Türkiye ya da Amerika, böyle bir savaşla karşı karşıya kaldı?”
Malum… Yazının girizgâhına; şu içerikte, bir küçük paragraf düşmüştük. Tekrar edelim ve bundan sonrasını, bu paragrafın uzantısı olarak kayda geçelim. Demiştik ki; “Eğer, onlar yani ‘Dolargiller’ Operasyon yapmasaydı; Erdoğan, onlara yapacaktı benzeri bir operasyonu… Çünkü Başkan, Seçim konuşmaları esnasında “Faiz ve Döviz Ateşi”yle oynayanları, hedef göstererek; bu meseleyi, kökten halletme sözü vermişti milletine. Ve dünya âlem biliyordu ki o, söylediğini yapar! Yani Yeni Devleti’nin ilk günlerinde, “Hükümetin Kılıcı,” kınının dışındaydı; Dolar’ı, Cehennem Ateşi gibi kullananlar da pusuda…”
Seçimlerden sonraki manzara, işte buydu: Zırhlarını kuşanmış ve kılıcını çekmiş bir Türkiye… Ve onun karşısında ise dikenlerini çıkarmış bir kirpi gibi Dolar… Bu resim; ilk saldıranın, Türkiye olacağını göstermişti bize. Bu durumu gören sadece fakir değildi elbette. Dolar ve onun arkasındaki alacakaranlıkta hayalet ikiyüzlülüğüyle duran Amerika da farkındaydı, olacakların. Bu durumda Amerika; ya Türkiye’nin, yıllar önce siyaseten başlattığı “Anti Amerikan” hamlesinin, Ekonomik alana sıçrayarak, dostlarının canını yakmasına seyirci kalacaktı… Ya da Türklerin şu ünlü, “Baskın basanındır!” sözünden hareketle saldırıyı ilk başlatan olacaktı. Öncelikle şunu söylemeliyiz ki… Doğal olarak; Amerika’nın Gelecek Planları içerisinde, Türkiye ile “savaşmak” demeyelim ama mücadele etmek de vardı. Zira o yakanın, Kulağı Kesikleri”nin hepsi hemfikirdi; Türkiye’nin diz çöktürülmesi ve 20. Yüzyıldaki “Edilgen Pozisyon”una tekrar rücu ettirilmesi konusunda… İsrail’i de İngiltere’si de Almanya’sı da Fransa’sı da Rusya’sı da Çin’i de İran’ı da vs… Kesinlikle Amerika, bunların hepsinin adına, bir kara şövalye gibi dolaşıyordu, Osmanlı coğrafyasının her karşında…
Ve Amerika, bu savaşında ya da savaşın bu diliminde, şimdiye kadar kullandığı enstrümanların, en sonuç alıcısı olarak tespit ettiği Dolar üzerinden, Türkiye Ekonomisine kurşun yağdırmaya planlıyordu. Lakin bunu, 24 Haziran Seçimleri ile girilen beş yıllık “Yeni Erdoğan Dönemi”nin yıllarına yayarak yapmak niyetindeydi. Yukarıda söylendiği gibi planın gayesi, artık “birey” olarak Erdoğan’ı devirmek değil; “Erdoğan Felsefesi”ni kökünden yıkmak ve “Türkiye Bilinci”nden silip atmak üzerine kuruluydu. Ve saldırıyı, beş yıllık bir “Yekpare Operasyon” sürecine dönüştürmeyi kafasına koymuştu. Bunda, başarılı olacağına da adı gibi emindi.
Kanaatimizce Başkan Erdoğan, Amerika’nın planının şifrelerine hâkimdi. İşin garibi… O da emindi beş yıllık, kesintisiz ve kronik bir ekonomik saldırı altında; Erdoğan’ın ve Erdoğan’ın, Felsefesinin ve AK Parti iktidarının dayanamayacağını ve 2023 Seçimleri itibariyle “Kutlu Dava”nın sonunun geleceğini tahmin edebiliyordu. Ve böylece Batılılar, dediklerini veya yıllar yıllar önce planladıklarını yapmış olacak; 2023’te, Türkler için “Batıcı Başkanlık Sistemi”ni kendi anlayışları içerisinde kurmuş olacaklardı. Böylece “21. Yüzyıl Uyku Dönemi” Batı medeniyetinin kodları bağlamında, belki de İncil ninnileri eşliğinde başlayacaktı.
***
Yukarıda sözünü ettiğimiz; “Baskın basanındır!” atasözünün sahibi Türklerdi elbet! Amerikalılar bu sözü, motto yaparak bir operasyon planlar da Türkler durur muydu?! Tabii ki “Yeni Kavga Dönemi”nin Türk mottosu da buydu. Fakat bir söz daha vardı, Türk’ün hafızasında; “Savaş hiledir!” Bu nedenle tedbir, tedbir, tedbir…
Ve savaş, teorik olarak başladı. Lakin Amerikan Planı’nın aksine; Erdoğan Cephesinde, savaşın “Dolar-Lira Kapışması”nın ötesinde bir anlam taşıdığını da biliyordu Başkan. Zaten bu nedenle Türkiye, kılıcını çekmişti, zırhını kuşanmış yani topyekûn bir savaş için hazırlanmıştı. Amerika ise sadece; dolar üzerinden, kısmi bir muharebe peşindeydi.
İşte; bu nedenle Türkiye bekledi; hatta kışkırttı ki Amerika sabırsızlanarak saldırsın ve tek kurşununu tek atışta bitirirsin. Bu haliyle dünya kamuoyunun önünde de haksız duruma düşsün. Ve Operasyonun Amerikan aşamasının sonunda; sıranın, Türkiye’ye gelmesi hususunda kimse itiraz edemesin; Ankara, haklı bulunsun.
İşte; bu nedenle Dolar Operasyonunun, hem seçimden öncesi, hem de sonrasında; Türkiye, Ekonomik alana ve Finans Piyasalarına, hiç müdahale etmedi. Sabırla bekledi.
Öyle ki… Türk halkı, Erdoğan’da ki göreceli sükûnet ve hükümetteki ataleti anlamakta zorlandı. Sosyal Medyanın, yalan kumkuması sayılabilecek olan, “Troller; bu durumu, devletin zayıflığı olarak algılama anlayışsızlığına düştü ve “Devlet batıyor, bu nedenle mevduata el koymaya hazırlanmakta!” kara Propagandasına başladı. Galiba… Devlet de bunu, bir kısım zamlarla destekledi. Ki Millet, kesilen umuduyla birlikte Kara Propagandanın etkisi altına girsin, diye sanki. Ve gerçekten de öyle oldu. Bir anda Dolar’a hücum başladı. Ve bu tür ekonomik operasyonlarının Klasiği bir kez daha yaşandı. Yani Dolar, çıldırmış gibi yükselmeye başladı.
Bu esnada; hükümet, yine sakin; yine piyasalara dokunmadan saldırının tavan yapmasına müsaade etti. Zira biliyordu ki kısa bir zaman aralığında “Winziplenmiş” olan bu “Obez Saldırı” Dolar kurşunlarının hızlı bitmesini sağlayacaktı. Zaten Dolar, 7 Lira olduğunda da kurşun, çoktan bitmişti. Amerikan Haydut Fonlarının, Türk Lirası hesaplarında, çekilecek ve ucuz fiyattan Dolar alıp inine kaçacak parası kalmamıştı. Yani Amerikan saldırısı, zirvedeydi; bu arada, Dolar tavan yapmış, Lira düşmüş ama operasyon da yolun sonuna da ulaşılmıştı. Aslında, maksat da hâsıl olmuştu.
Şimdi göçmen kuşların dönüm zamanıydı Yani “Kaçan Dolar,” bir süre bekledikten sonra, peyderpey “Dönen Dolar” olarak Türkiye’ye girecek, elindeki dolarını yüksek paradan satacak ve giriş çıkış aralığında servetini ikiye katlamanın keyfini yaşayacaktı. Uluslararası Spekülatörlerin, “Haydut Paralar”ının katlanmasına yarayan operasyonların mantığı böyleydi.
Ancak anladığımız kadarıyla Türkiye, bu haydutluğa müsaade etmek niyetinde değil. Yani “Kaçan Para”yı üzüntüyle gönderen; geri “Dönen Para”yı sevinçle karşılamak istemiyor.
Bu nedenle şimdi, “Operasyonun “İkinci Aşaması”na geçilmiş durumda Yani artık Saldırı sırası Türkiye’de. Sadece, dünya devletlerinin değil; Trump’ın bile sabrının zorlandığı ve dayanamayarak, olaya doğrudan müdahale etmek durumunda kaldığı sürecin son günün de yani dün/13 Ağustos’ta Türkiye, üç aylık sükûnetini bozdu. Amerika’nın elindeki tüm kozlarını tükettiğine kani olduktan sonra karşı hamlenin düğmesine basarak, piyasalara müdahale etti.
Artık Türkiye’nin, Amerika’ya karşı başlattığı “Topyekûn Savaşın Günlüğü”nü tutacağız. Sadece Türkiye’nin mi? Hayır! Amerikan turşunu bozuldu. Ve dünya anladı ki eğer, “Kudurma Emareleri” gösteren Amerika, acilen durdurulmaz ise Türkiye ekonomisinde denenen, “Kuduz Dolar Operasyonu” kaçınılmaz olarak herkesi vuracak. Bu noktada; dünyanın sorduğu soru, şu: “O halde; Amerika’yı kim durduracak?” Bakmayın, üst cümleye yazdığımıza… Aslında; böyle bir soru yok, dünyanın gündeminde; sadece cevap var: “Türkiye’nin, Amerikan saldırganlığını durdurması ve bu işe bir son vermesi lazım!”
Hemen şunu söyleyelim… Herkes, elini taşın altına koymak için Türkiye’nin emrine vermeye hazırlanıyor. Haberlerde duyuyorsunuz; Amerika’ya karşı savaş başlatan Türkiye’nin, yanında yer almak için sıraya girmiş olanların heyecanını. Sıcağı sıcağına; Katar Şeyhi Ankara’da… Tepki Venezüella Ekonomi Bakanı gibi kocaman bir uçakla inmiş durumda Esenboğa’ya. Eğer internette dolaşan haber doğruysa; Şeyhin, verilmiş sözü var. “Türkiye’ye 300 Milyar Dolar aktaracak ve kardeş ülkenin zararını karşılayacağız.” Allah, razı olsun! Bunun gibi Kuveyt ve Katar halkının, Türkiye’nin yanında olduğunu göstermek için yerel paralarını Türk Lirasına çevirdiğini gösteren resim ve video örnekleri dönmekte. Hatta Arap Sosyal Piyasasında, Türk Parasıyla günlük alışveriş başlamış durumda… On beş-yirmi gün sonra; Tahran’da bir araya gelecek olan, “Astana Üçlüsü”nün gündeminde “Milli Paralarla Ticaret”in hayata geçirilmesinin Kararı alınabilir… Bunun gibi bir dolu “Müjdeli Haber”le muhatabız… Onun için diyoruz ya; Amerika, Türkiye’ye saldırmıyor; Türkiye, “Amerikan Haydutluğu”nun peşine düşmüş durumda.
Amerika’nın hedeflediği pozisyon; Türkiye’nin, “Washington Siyaseti”nin yanında olmasa bile karşısında olmamasına dayalı bir resimdi. Ya Türkiye’ni amacı? “Bana değmeyen yılan, bin yaşasın!” nemelazımcılığı asla değil/değildi/olamaz da… Türkiye’nin hedefinde; dünyayı kirleten “Amerikan Felsefesi”nin ve onun derinliklerinde saklı olan “Kriptocu, Siyonist Anlayış”ın yeryüzünden silinmesi var. Yani Türkiye’nin amacı; derununda ulvi, yüce, ulu ve tüm insanları alakadar eden özelliklere sahip. Bu nedenle Türkiye; yıllardan beri “ayak ayak, adım adım” Amerika’ya saldırıyor. Türkiye’nin, huşu içindeki bu saldırısı artık “fersah fersah” Koşuyor/koşacak/koşmakta… Zira Sn. Başkan, son verdiği beyanatında; “Onların, Dolar’ı varsa; bizim de Allah’ımız var!” diye teslim oldu Hz. Züntikam’a. Akabinde, dediği çok daha önemli! “Allah’ın yardımı çok yakında gelecek!” İşte asıl müjde bu…
***
Devam edecek…

AHMET YOZGAT / DERİNDUNYA MEDYA

2
Kimler Neler Demiş?

avatar
2 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Abdulhakim AkSerdar Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Serdar
Ziyaretçi
Serdar

Trump alanında başarılı bir iş adamı, kendisine iletilen siyasi bilgileride bu tüccar mantığıyla yorumlayarak uyguluyor. Gündemdeki Ülkemize yapılan ekonomik saldırı, rahip üzerinden yasal sürece saldırıyı üst üste koyduğumuzda, yakın zamanda Erdoğan-Trump yüz yüze görülmesinin olacağını ve her iki tatafında masada ellerinin boş olmasını istemediğini söyleyebiliriz. Rahip üzerinden bakıldığında , dava sürecinin sonuçlanmaması pazarlık enstürmanı olarak kullanılacağını bize gösteriyor. Durumu sadece olağan süreçle sonuçlandığı havası verilerek itibardan ödün verilmemesi konusunun nasıl sonçlanacağını bu görüşme sonrası öğrenmiş olacağımızı düşünüyorum. Saygılarımla

Abdulhakim Ak
Ziyaretçi
Abdulhakim AK

ABD tarafından Ekonomik operasyona ” ZAĞARLIK ” yapanlar çok ciddi bir şekilde uyarıldı Sayın Erdoğan tarafından. Av köpeği olmayın diyordu Sayın Erdoğan son AK parti kongresinde. Bu söz kimeydi ve ne anlamalıyız. Yada bunu fırsata çevirip yerli ve milli ekonomi için bir kaldıraç haline getirebilirmiyiz.? Durum böyle ise önümüzdeki süreçte batı yanlısı birçok şirketin battığına yada el değiştirdiğine şahit mi olacağız.
Bu şirketlerin zağarlık aşkı sizce ne düzeydedir. Harakiri yapacak düzeyde bir zağarlık söz konusumudur ?

Benzer Haberler