KIYAMET ÇAĞI’NIN MİLADI: 1453

Bir ay önce başladığımız, “Üç Kızkardeş Planı” yazı serimize kaldığımız yerden bir bölüm daha ekleyelim. Kalanı daha sonra…

***
Geçen yıldı yani bıldır… İddia, kulağımıza kadar geldi. Söz konusu sanı, fakirin, “İngiliz Ekolüne kaydığımız…” kuşkusunu barındırıyordu içerisinde. Bu kuşkuya kapılanlar ise bizi tanıyan ve seven okuyucularımızdı aslında. Dolayısıyla onlar, fakirin yazıp çizdiklerinde, salt gerçeğin yanında duruyor olmamızı önemsemekteydiler. Anlaşılan bu nedenle endişeye kapılmışlardı. Oysa kendilerince, birçoğu ile aynı siyasi görüşü paylaşmadığımız da biliniyordu. Zira bu hususta, kendimizi tarif etmekten de çekinmemiştik. Belki de bu yanımızı sevmişlerdi. Malum, bizim millet hoşlanıyor; açık sözlü ve saklısı gizlisi olmayan insanlardan… Kendileriyle aynı düşünce ekolünden olmadığımız ortaya çıktıktan sonra dahi vefalı okuyucularımız, yıllardan beri yazdıklarımızı okumayı sürdüre gelmişlerdi. Aslında onları, “İngiliz Ekolüne mi kayıyor?” endişesine sevk eden ve “Tarafsızlığını mı kaybediyor?” kuşkusuna yönelten; son iki yıldan beri İngiliz Tarihi üzerine, haddinden fazla eğiliyor olmamız ve konuyu, özgün bir pencereden seyretme ve ayrıntılandırma çalışmalarımızla ilgiliydi. Hattı zatında, iddia bize ulaştığı sırada yazmakta olduğumuz ve şimdi adını hatırlayamadığım bir makalede, meseleye kısaca değinmiş ve zinhar okuyucularımızın, böyle bir yönelişimizin olmadığından emin olmaları gerektiğini söylemiştik.
Bu yazının başında; bu kabil açıklamayı, biraz daha genişletmek niyetindeyiz. Çünkü son olarak kaleme aldığımız, neredeyse bir kitap hacmindeki “Üç Kızkardeş Planı,” bilindiği gibi İngiliz Windsor Kraliçesini merkeze alan bir anlatım şeklinde gelişiyor. Bu nedenle iki yıl evvelki kuşkunun, yeniden depreştiği ve “İngiliz Ekolü” meselesinin bazı okuyucularımız tarafından, tekrar konuşulduğu bilgisine ulaştık. Hemen söyleyelim ki fakir, sadece İngiliz Tarihini yazmadı ya da yazmıyor; şimdiye kadar, göz önündeki devletler üzerinde, pek çok yazı kaleme aldık. Mesela? Bundan önce, uzunca bir makale serisi içerisinde “Alman Tarihi”ni yazdığımız unutulmamalı. Yine onun gibi “Yahudi Tarihi”nin de ilgi alanımız içerisinde olduğu biliniyor. Hatta bunların öncesinde de “Rus Tarihi”ne değinmiştik birkaç makaleyle. Tabii bu arada, Vatikan üzerinden kalemimize takılan Latinler konusu da var.
Bütün bu yazmalar, bizim yazdığımız konuların işaret ettiği kavimlerin ekollerine dâhil olduğumuzu göstermez/göstermemeli. Zira adı, “Türk Ekolü” olan bir makalede, Oğuz Türklerinden olduğumuzu ve Türkiye’yi kuran Oğuzların, kendi ekolleri dışında hiçbir yönelişine razı olmayacağımızı söylemiş; bunu, “Bozok Ruhu” makalemizle de teyit etmiştik. Bu nedenle bir kez daha söylemiş ve meselenin altını çizmiş olalım.
Son zamanlarda, uzun uzun İngiliz tarihinden söz ediyor olmamız; İngiltere’nin siyasal gücü, dünyadaki geniş etkisi ve “Windsor Aklı”nın kotardığı dünya planlarının başarısıyla ilgili bir durum. Bu anlamda… Fakirin, seriler halinde İngilizler konusunu kaleme alması, söz konusu planları tanımak/tanıtmak ve mevzuhahis planlara karşı pozisyonunu alan ve olası gelişmelere karşı hazırlıklı bir Türkiye’nin ortaya çıkmasını sağlamaya yardımcı olmaktır sadece. Yoksa “İngiliz Planları”nın, insanımız tarafından kabul edilmesini ve içselleştirilmesini sağlamak değil. Haşa! Dendiği gibi aksine amacımız, Buckingham Sarayı’nın, beyin fırtınalı odalarında, yüzyıllardan beri tekrar tekrar kurulan ve zaman zaman modifiye edilen “Majestik Planlar”ın kodlarını kırmak, şifrelerini çözmek ve bunu, milletimiz başta olmak üzere, ülke siyasilerine haber vermek şeklinde değerlendirilirse hakikate erilmiş olur. “Ve böylece fakirin, nerede konuşlandığı da anlaşılmış olur!” diyelim ve kapatalım konuyu. İnşallah, bir daha açılmamak üzere…
***
Üç Kızkardeş Planı dâhilinde, 21. Yüzyıla münhasır olmak üzere planlanan “Ari Dünya Düzeni” ve bu düzende yer alan oyuncular içerisinde, Türkiye’nin duracağı yer doğrultusunda, düşüncelerimizi yazmaya devam ediyoruz. Malum! Bir önceki bölümde Windsor İngiltere’sinin, Amerika’yla ilişkileri bağlamında ortaya çıkan Stuart Hanedanlığının durduğu yeri ve onların 1707’den beri, Amerika’daki Siyasi eylem ve hamlelerini deşifre etmeye çalışacağımızdan söz etmiştik. Bu manada Kuzey-Güney Yankee Savaşı, konumuza dahil oldu. Sonra da Başkan Johan F. Kenedy…
Konunun burasında; “Ama insan sormadan edemiyor!” demeden önce, meseleyi yorumlamada “Kolaylık sağlasın!” diye, bir iki notu daha kaydedelim. Katolik ve İrlanda göçmeni olan bir ailenin ferdi olarak Başkan John F. Kennedy ve Stuart ilişkisi, şimdiye kadar ki anlatımlarımızdan anlaşılmış olmalı. Bu manada durumu, WASP dipnotuna mugayir olan Kenedy’nin, ABD Başkanlık koltuğuna oturması, elbette Amerika’nın gerçek sahibi olan Kraliçe’yi kızdırmıştı. Fakat aslında, onu kızdıran Kenedy’nin Başkan seçilmesi değildi; Stuartların, 2. Savaşı’ın ortaya çıkarttığı uygun ortamı, kendi çıkarları açısından değerlendirme fırsatçılığıydı. Bu nedenle Kraliçe, yeni Başkanı, “İç Savaş Payı” ve “Normandiya Sehemi”ni sıcağı sıcağına alacağını zanneden Stuartların hamlesi olarak değerlendirmişti. Her neyse!
Sonunda Başkan Kennedy, 20 Ocak 1961 tarihinde “Başkanlık” koltuğunu devir aldı. Domuzlar Körfezi Harekatı ise bundan dört ay sonra yani 1961 Nisan’ında gerçekleşti. Başkan’ın bir suikast sonucu ölüm tarihi ise 1963…
Bu bilgilere, iki satırla da olsa Fidel Castro’nun hayatına dair eklemeler yapalım. Kenedy, Başkan seçildiğinde, Küba iktidarında Amerikan yanlısı Batista bulunuyordu. Onun iktidarına muhalif olan Castro’nun, mücadele için o zamanın moda yönelişine uygun olarak Güney Amerika’ya değil de Kuzey Amerika’ya geçtiğini görüyoruz. İlk başta bu davranış, insanı kuşkullandırmaya yetmekte. Ve bu anlamda Fidel’in, ülkesinde yapamadığı bir şeyi yani örgütlenmeyi, 1955’te Amerika’da yaptığı da kayıtlı… Düşman olarak gördüğü Amerika’da, “26 Temmuz Hareketi” adlı bir örgüt kuran Castro’nun, bir yıl sonra ülkesine döndüğüne tanıklık ediyoruz. Tabii ki isyan! İlk başkaldırısında başarısız olan Fidel ve arkadaşlarının dağlara çekilip gerilla hareketi başlattığı ve bu hareketin sonunda Castro’nun, 1959’da Havana’yı düşürdüğü de biliniyori. Küba’nın kuruluş tarihi de 1959 zaten…
Şimdi gelelim konunun, insan sormadan edemiyor kısmına… Madem Sovyetler, Kuzey Kore atağına karşı bir Komünist Küba planlıyordu da bunun için niye on sene bekledi? Ruslar bunu, henüz 2. Savaşın ateşi sönmeden, kolaylıkla yapabilirlerdi. Öyleyse niye yapmadılar?
Yoksa Komünist Kore’ye karşı bir Komünist Küba inşa etme planı, Sovyetlere ait değil miydi? Bir ihtimal… Yukarıda söylendiği gibi Castro, Gerilla Örgütünü niye Amerika’da kurdu; mesela, Bolivya’da değil? Yoksa arkasında, Amerikan Gizli Servisi mi vardı? Galiba! Onun da arkasında; Majeste’nin İntelligence Servisi, MI6 mı bulunuyordu? Muhtemelen… Buna göre, “Kendi Fidel’ine” Komünist Küba’yı kurduran bizzat Amerika ve onun arkasındaki İngiltere miydi? Büyük olasılıkla… Peki, neden böyle bir işe gerek görüldü yoksa bir “Sehem Hamlesi”ne hazırlanan Stuart başkaldırısını çökertmek amacıyla mı? Kesinlikle… Kennedy’nin Başkanlığı ile Domuzlar Körfezi Harekatı tarihleri niye bu kadar yakın? Yoksa çıkartmanın asıl amacı, Küba’nın düşürülmesi değil de Kennedy ve Hükümetinin, başarısız kılınması ve düşürülmesi miydi? Hatta harekatın başarısızlığı sonunda bizzat Stuartların küçük düşürülmesi miydi? Yüzde yüz… Domuzlar Körfezi Harekatı’nı üç gün sonra durduran Kennedy, oynanan oyunu anlamış mıydı? Kanaatimizce evet… Aslında bu yenilgi, Kennedy ve Hükümetinin değil de Stuartların yenilgisi miydi? Öyle görünüyor… Bu nedenle Stuartlar, Tarihi Mücadelenin bu atraksiyonunda yenilmiş ve tekrar, otur dendiği yerde oturmuş mu oldular? Evet…
İşte, bu yüzden, arkasındaki gücü kaybeden Kenedy’nin, incelen ipinin çekilme vakti gelmiş oluyordu. Bu nedenle iki yıl sonra uygulandı Kenedy Suikastı. Tarihi “Windsor-Stuart Kavgası”nın bu varyantının sonunda Stuartların yenildiğinin işareti olarak Kennedy hayattan koparıldı denilebilir mi? Maalesef… Castro’nun arkasında kim vardı? Domuzlar Körfezi çıkarmasını ve Stuartların, Küba başarısızlığını planlayan CIA mıydı? Bize göre öyle… CIA’nın çıkarma hazırlığını basına sızdıran ve Çıkarma Planını deşifre eden yine CIA’nın kendisiydi denile bilir miydi? Yakışır… Nikaragua’dan kalkacak olan savaş uçaklarının kalkış vaktini, iki saat geciktiren ve jetleri, çıkarma alanına gecikmeli gönderen Pentagon’un bu davranışı bilinçli miydi? Başka ne olabilir ki… Domuzlar Körfezi Harekatının arkasından Sovyetlerin, müdahalesine kapı aralayan ve Rusları, Küba’ya yardıma yönlendirmeyi düşünen Kraliçe, bu iş için her zaman yaptığı gibi yine “Fitne Fısıldaması”na başvurduğu; Stalin’in kulağına, “Biz bu işe karışmayız!” demiş olması mümkün mü? Olabilir…
Söz buraya gelmişken, ara yere bir soru daha ekleyelim: Aslında, bir Alman ajanı olduğunu bildiğimiz, Sovyetlerin ilk diktatörü Lenin gibi 1924’ten sonraki Sovyet Diktatörü olan Stalin’in de MI6 ile ortak çalışmış olması gözden ırak tutulmaması gereken bir durum. Bu yüzden, Lenin’in ortadan kaldırılması esnasında kullanılan MI6 ajanının eylemine kolaylık sağladığı sorusuna vereceğimiz cevap da muhtemelen olacaktır.
Yani görüldüğü gibi “Hanedanlar Savaşı”nda her şey birbirine karışmış durumda. Spontane olarak hayata geçen, hemen hemen hiçbir olaya rastlayamıyoruz tarihte… Hep komplo, hep tezgah, hep operasyon… İşte, böylesine sırlarla dolu bir savaşın, gizemli tarihinin sayfaları arasında, âmâ yolcular gibi dolaşıyoruz. Fakat… Derler ya hani, “Gerçeklerin, saklandığı yerden kaçıp birgün, ortaya dökülmek gibi bir huyu vardır!” diye. Galiba doğru! Ve bir Molla Kasım çıkıp densiz sorularıyla müzevirleyiveriyor dünya kamuoyuna, “Tarih Gardiyanları”nın sırlarını…
***
Yukarıda Kenedy, Castro, Küba, Domuzlar Körfezi Harekatı ve Sovyetler bağlamında yaşananların hepsinin arkasında Windsor-Stuart Kavgasının olduğunu söylemeye çalıştık. Ama bu konu, henüz bitmedi; buradan yola çıkarak iki satır daha etmemiz lazım… Aradan otuz sene geçti, geçmedi… Sovyetlerin açıktan açığa desteklediği Komünist Küba’dan önce, bizatihi Sovyetlerin kendisi yıkıldı gitti. Ama Küba, yaşamını sürdürdü/sürdürüyor. Bilindiği gibi Fidel Castro geçen yıl ölmüştü. Şimdi, devlet koltuğunda kardeşi Rua Castro var; hanedanlık kardeş üzerinden hala iş başında… Gelinen an itibariyle… Emin olun! Başta kardeş Castro olmak üzere, tüm Kübalılar, tarihin karanlığına gömülen Komünizm’i artık ülkelerinde devam ettirmek istemiyorlar. Fakat ne yazık ki can çekişiyor olmasına rağmen, Küba Komünizm’ini sonlandırmaya, kimselerin güçleri yetmiyor. Çünkü tüzel bir kişilik olarak canlı sayabileceğimiz köhne sistem, bu müdahaleye izin vermiyor ve inatla değişmiyor.
Burada soru şu: Gerçekten, sistem mi değişmek istemiyor; yoksa sistemin içinde, onu bidayette kurgulayan biri mi var? Hani yukarıda sorduk ya “Sakın Küba Komünizm’ini, Castro eliyle Amerika kurmuş olmasın?” diye… Galiba öyle ki… Şimdilerde o Amerika, sistemi değiştirmek adına, vakti zamanında yaptığı Domuzlar Körfezi Harekatının, en pasif manadaki ikincisini hayata geçirmek için elini oynatmıyor. Ama hayır! Başkan Obama zamanında bir değişim başlatılması hususunda karar alınmıştı hatırlanacak olursa… Ki Obama’da, Stuartların ikinci Kenedy’si gbiydi; Demokrat ve İrlandalı…
İkinci Kenedy’nin “Küba’da değişim hamlesi”i, başlatıldığı noktada stabil hale dönüştü. Çünkü günümüz Amerikan yönetimi, Küba Değişimi/Açılımını devam ettirmedi. Zira açılımı başlatan Obama değil, bizatihi “Derin Stuartlar”dı. Ve onlar bu işi, Domuzlar Körfezi mağlubiyetlerini sonlandırmak niyetiyle başlatmışlardı. Ancak ABD’nin Yeni Başkanı Trump, Cumhuriyetçi Windsorizm’in görevlisi. Bu nedenle Trump da Stuart Açılımını devam ettirme niyetinde de değil. Neden acaba, sadece, Komünist Küba’yı Stuartların gözüne sokmak ve “Derin İrlandalılar”a eski mağlubiyetlerini hatırlatmak için mi? Tabii, bu da var. Kraliçe’ye göre “Küba’nın Komünist Formatlanması” bir Stuart hatırası ve Windsor Tarihi açısından tatlı ve gurur verici bir hatıra… Ancak Stuartlar açısından mağlubiyetin nişanesi…
Bu nedenle Kraliçe, Amerika’nın burnunun dibinde bir Komünist Küba’yı var etmeye devam ediyor; “Stuartların Son Yenilgleri”ni canlı tutmak ve gerektiğinde, rakiplerinin gözüne sokmak için… Bundan sonra da devam edecek! Ve “Kadersiz Ada”yı, bir “Canlı Komünist Müze” olarak, hayvanat bahçesi uygulamasından hareketle tıpkı bir, “İnsanat Bahçesi” gibi devam ettirmek niyetinde. Zaten, bugünlerde dünya turizme açılmış durumda Küba, ülkeye misafir olan ve meselenin arkasında yatan derin anlamdan haberdar olmayan insanlar tarafından ilgiyle izleniyor. Ve turistler, bir bakıma “Maymunlaştırılmış” olan zavallı masum Kübalılara, “fındık fıstık kabilinden” üç beş dolar atmaya kışkırtılıyor.
Fakat buna karşı Kraliçe, Küba benzeri lakin tamamen kendi hesaplarının bir maşası olarak formatladığı Kuzey Kore’yi bekletmiyor. Ve K. Kore’de yetmiş yıldır hizmeti deruhte eden sadık adamları, “Kim Sülalesi”nin son temsilcisini, görevi biter bitmez Güney ile birleşmesi için görüşmelere başlatabiliyor. Yani Kuzey Kore’den, bir “Komünist İnsanat Bahçesi” çıkarmak düşüncesinde değil Majesteleri. Yani orada görev bitti ya da gerçekten bitti mi görev? Evet, öyle anlaşılıyor ki Kore’nin, Komünist kısmının vazifesi tamam olmuş durumda. Fakat bundan böyle Kraliçe’nin Kuzeyi ve Güney’i bir araya getirerek “Birleşik Kore” oluşturma ameliyesi ile karşı karşıyayız.
Peki, burada durup soralım… “Birleşik Kore” operasyonuyla birlikte, Kuzey Kore’nin envanterindeki Nükleer bilgi ve birikim ne olacak? Tabii ki bu servet, Birleşik Kore’ye geçecek. Yani dememiz o ki Uzakdoğu’da yeni ve bambaşka bir Kore, eski deyimle “Hür Batı Kampı”nda bir “Nükleer Kore” dönemi başlıyor. Çünkü hızlı bir şekilde Hıristiyanlaştırılan hatta CIA’nın “Yeni Tip Hristiyanlık”ının Uzakdoğu örgütü olarak bilinen, “Kore Tarikatı” eliyle “Moonlaştırılan” Koreliler açısından, henüz vazife bitmiş sayılmaz. Zira başlangıçta, Komünist Rusya’ya karşı kurulduğunu iddia ettiğimiz Kore’nin komşusu olarak, artık Sovyetler Birliği yok ama aynı topraklar üzerinde Rusya hala hükümferma. Ve Kraliçe, bu ülkeye karşı beslediği husumeti, neredeyse fiiliyata dökme noktasında…
Biliyorsunuz “Ajan Krizi” meselesiyle Rusya’nın konduğu hedef tahtasını… O halde, Kore’ye hala ihtiyaç var ama artık Komünist olarak değil. Çünkü dendiği gibi artık Sovyetler Birliği tarihin mezarlığıda lakin yeri boş değil. O halde bu sefer, Yeni Rusya ile aynı sistemin takipçisi olarak bir düşman Kore oluşturmak durumunda Kraliçe Aklı… Peki, o bölgede bir Nükleer Kore varlığını gerekli kılan sadece Rusya mı? Hayır! “Güneşinoğulları Hanedanlığı”nın yönetimindeki Japonya da aynı bölgede ve potansiyel bir güç olarak varlığını koruyor. Ve Çin… Daha düne kadar Komünist Kore ile işbirliği halindeki Çin, Kore’lerin birleşmesi ile birlikte, işbirliği yapacağı bir gücü kaybediyor ancak gerektiğinde çatışacağı bir başka gücün, tepesinde güçlenerek konuşlandırılmaya başladığını kuşkuyla izliyor.
Yani sonuç olarak Kore’ye daha çok ihtiyaç var. Çünkü ve Windsorlarla işbirliği yapmak zorunda bırakılan Stuatlar, bölgede; hem Çin ve hem de Japonya ile temasta olacaklar. Bu nedenle ileri bir tarihte, Stuart Aklı şaşar da Çin ve Japonya ile tehlikeli düşüncelere kapılırsa ne olacak? Ya da tam tersi Çin ve özellikle Japon Aklı, Stuartları ayartırsa… Zaten öyle olacak! Çünkü yüz yıl sonra bölgede bir ayartmaya/ayartılmaya ihtiyaç duyulacak; 21. ve 22. Yüzyıl Katastrofu’nun gereği olarak… Neyse bırakalım Futurayı… Şimdilik “İki Kore” birleşsin ve sakinleşsin; o yeter. Nasıl olsa bir zaman sonra, bir başka vazife vaktinin geldiğini haber verecek “Kraliçe Aklı” ve Korelileri, “Yüzyıllık Uyku”sundan uyandıracak.
***
Devam edecek…

AHMET YOZGAT / DERİNDUNYA MEDYA

1
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
BAYAT Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
BAYAT
Ziyaretçi
BAYAT

HARİKASINIZ HOCAM.LÜTFEN 2019 DA DAHA YÜKSEK PERDEDEN DEVAM EDİN.

Benzer Haberler