ŞEYTANIN MÜZİĞİNE KARŞI

ŞEYTANIN MÜZİĞİNE KARŞI, MAKAMI SABA VE HÜSEYN-İ İLE SAL’A
VE 15 TEMMUZ GECESİ
Yüce Allah insanoğlunu en güzel bir şekil üzerine yaratmış ve onun hep bu güzellikler üzere kalması için tavsiyelerde bulunmuş yaratılışın gayesi gereği iyilik üzere daim olmasını istemiştir. Ruh ki bir sandal misali envairüzgarlara gark olmakta bu alem de, denizden denize, kıyıdan kıyıya savrulmakta ve ruhuna derman aramakta, bilinmez ki kaç yüzbin gün ve gecedir. Bu alemde ruhuna tiryak aranmış Ademoğlu. Lakin kolay mı öyle derman ,tiryak hemen..Ne nefsi bırakmış yakasını ne şeytan.. Ademoğlu ya bu..!! Aramış durmuş Hak yolunu vurmadık örs de kalmamış başını.. Böyle devam ederken insanoğlunun hikâyesişeytan yakasından tutmuştur. Bırakmaz fesatve ifsat etmekte kaimdir şeytan havayı, suyu,gıdayı, nesebi ve Ademi..Çok yollar ve yöntemler denemiştir iblis ifsat edip Adem’i esfellerden eylemek için… Binlerceyıldır durmadan usanmadan Adem’in nesillerinimahvetmiştir. Nicenebileri, resulleri kendi evlatlarına kırdırmış kıydırmış. Ama Adem’in oğlu da bir kere olsun ders almamış iblisinifsadından. Buifsat ve fesat hareketi yüzbinlerce yıldır durmadı..Taa ki Nebi Muhammed Mustafa (Sav) zamanına kadar..O vakit iblis ve karanlık anladılar..Hakvaki olacak batıl zail olacak…Ama yine de bir saniye vazgeçmediler. İblis ve avanesi alemi ifsat etmekten..Kuran-ı Kerim de sıkça tekrarlanan bir husustur bu ifsat ve fesat malumunuz..Bu tekrarlanan ikaz karşısın da Ademoğlu’nun tek şifası ve çaresi Muhammedi bir yaşayış ve Kurani bir algıdan başkası değildir. Ki bu hepimizin malumudur ve bu durum, nede bu meczubun keşfidir..Dedik ya şeytan –iblis bir an bir saniye boş durmadı ve durmuyor ..ve kendine insandan, cinden ortaklar ve yardımcılar buluyor..Bu satanik –iblisyanik ortaklar yeryüzünde nesli, gıdayı, tohumu bozmakta da çok mahirler.. Bilirler iblisyanikler insanın ruhuna giden yolların sırlarını ve bu sırlardan bir tanesi de kulaktan geçer diye..Bilirler ses sihirdir..Bilirler söz de sihir vardır..ve bilirler sözün ve sesin sihirini..Binlerce yıldır Ademoğlu da bu keşfe sahiptir ..yani sesin sözün sihrini O da bilir.. Buradan hareketle sözü ve sesi kullanmıştır.. Sesleri ahenk halinde söylediğinde melodiler oluşturmuştur..Ruhunun içinde yer alan çırpınışa çıkış aramıştır..bu yüzdendir ki müziği oluşturmuştur..
İşte tam burada başlıyor diyebiliriz anlatacaklarımız ..Her zaman olduğu gibi hikayemiz illa ki ve mutlaka ki bir Yunan veya Roma tanrısına veya tanrı oğlu/kızına dayanmakta şöyle ki; Zeus’un Uranosun kızı Mnemosyne ile birleşmesinden Mousa’lar/mouseler(periler)doğmuştur .Homeros, Mousa’ları tanrıların sofralarını şenlendiren ezgi tanrıçaları olarak kabul eder. Müzik ve müze sözcükleri onların adından gelmektedir. Bunlardokuz periden oluşmaktadırlar, önceleri hep birlikte yalnızca şiire ve müziğe esin verirlerdi; sonraları edebiyat ve sanat alanında her birine bir görev verilmiştir.. Yunan mitolojisindeki tanrı Apollon’un da müziğin,şiirin ve sanatların tanrısı olduğunu hatırlatalım. Hemen hemençin, japon,kelt, hint,mezopotamya aztek ,iskandinav mitolojilerin de ve dünyada ki diğer tüm paganik yapılarda mutlaka müzikle ilgili bir tanrı vardır..
Şimdi burada biraz duralım ve bilim ,ses/ses teknolojisi ile ilgili ne diyor bir bakalım;’’ Müzik ruhun gıdasıdır’ diye bir söz var ve buna hiçte yabancı değiliz..Çeşitli ve uzun soluklu bilimsel araştırmalar göstermiştir ki; Müzik yapılırken çeşitli ve farklı frekanslar icra edilebilir. Yani insanı mutlu edebilir, rahatlatabilir, sinirlendirebilir ve strese sokabilir. Ses dalgalarının yarattığı titreşimlerin su moleküllerini değiştirebildiğini biliyoruz.İnsan vücudunun da %80 i sudan oluştuğuna göre bu durumdan etkilenmeyiz demek doğru olmayabilir..Madem insan vücudunun çoğu sudan ve su ise frekans etkisi ile müzikten ve sesten etkileniyor o zaman insan neden etkilenmesin.. Günümüz toplumunda herhangi bir insan ,bundan 100 yıl evvel yaşayan bir insana göre dışarıdan uyarıcı veri almada birkaç milyon kat daha fazla etkiye maruz kalmakta imiş ..öyle deniliyor.. Bu durum aşikar malum televizyon, radyo, internet gibi iletişimin her türlüsü ile yollardan,trafikten vesaire bunun gibi binlerce impalsdan söz edebiliriz. Tabi ki satanik-iblisyanik yapı bu durumun farkında ve insanı bu minvalde kurgulama peşinde her zaman olduğu gibi. Ve bunun için de çok ama çok komplike bir planı var. İşte bu komplike ve karmaşık plan çerçevesinde yine yeryüzünde ki insan iblislerinden faydalanmaktadır.Bu insan iblisleri hepimiz biliyoruz bu dünya da ekonomiden, sanata kadar her sektörde varlığını bildiğimiz bu iblisyanik komite her şeyimizi zehirleyip bozduğu gibi dinlediğimiz duyduğumuz her şeyi de bozup kendi satanik fısıltılarını kulaklarımızdan, bedenlerimize ardından ruhlarımıza boca etmekteler. Evet bu iblisyanik komitenin tesis ettiği zehirli bir müzikten bahsediyoruz. İnsana huzur ,sükûn, rahatlama, topraklama etkisi yapan çeşitlifrekanslarda ses ve titreşimler varken bu komite bizi müzikle zehirleyen frekans: A=440 Hz’e mahkum etmiştir..Sevgiyi ve sükûnutemsil eden 528 Hz varken neden 440 Hz diye soralım? Yapılan araştırmalar kesin kes ortaya koymuştur ki 528 Hz içimize huzur verip, bizi iyileştirme gücüne, diğer faydalı bir takım frekanslarda kendi çaplarında pek çok faydalı etkiye sahipken, neden şu anda dinlediğimiz tüm müzikler 440 Hz frekansına ayarlıdır? Çoğunuzun malumu olduğu gibi cevap ise şöyle; 1770’lerden itibaren etkinliğini arttıran iblisyanik komitenin planlarını başlatması ve bunları uygulamaya başlaması denile bilinir..Bankalar aracılığıyla oluşturulan küresel kalpazanlık ağı ile kendisi ve yandaşları tarafından yönetilecek iblisyanik küresel bir dünya sistemi kurmaktı. Amaç tüm uluslararası kurumsal şirketleri ve hatta hükümetleri yönetmekti. Bu çerçevede ilk Waterloo savaşı ile İngiltere ,Fransa ve Prusya birbirine kırdırmış olan bu iblisyanik komite bu devletlerin hanedanlıklarına yüklü miktarda borç vererek önce ekonomilerini batırmış ardından borsaları ve merkez bankaları diye bileceğimiz hazinelerini ele geçirmiştir.. Sefiller romanın yazarı Victor Hugo bu savaş ve sonuçları ile ilgili“ Waterloo bir savaş değildir, dünyanın yüzünün değişmesidir” der. Daha sonra ise A.B.D de yine bir iç savaş formatıyla bu ülkenin de hazinesi başta olmak üzere birçok yapısını ele geçirdiler. Dünyanın sayılı ülkelerini bu şekilde avuçlarının içine aldılar.Zaten parayı kontrol ettiklerin de biliyorlardı ki her şeyi kontrol edebileceklerdi.Yine bağlamda bu İblisyanik komite yine Reptisatanik tanrılarından aldıkları emirler doğrultusunda her iki dünya Savaşı arasında müzik ve ses frekansları üzerine bilimsel araştırmalar yaptırdı. Biri ABD diğeri de Avrupa da çöreklenmiş olan iki iblisyanik komite işbirlikçileri ile zaten asırlardır bildikleri biliyi teknoloji ve kitlesel iletişim araçlarının gelişmesini de fırsat bilerek frekanslar üzerinde çalıştılar. Amaç kitleleri kontrol altında tutmak ve psikopatoloji, duygusal çöküş ve kitlesel histeri yaratmaktı. Buna dönemin en yaygın kitle iletişim organı olan radyolar bu olaya dâhil oldu. İki dünya savaşı arasında bu iblisyanik komite radyo tekelini eline çoktan almıştı bile ve bunlar tarafından yönetilen askeri radyolar devreye girdi ve bütün ekipmanlar seferber edildi. Radyolardan 2. Dünya savaş esnasında gönderilen komutlar hiç son bulmadı.. 1938’de dinleyicilerin duygularını kontrol altına almaya yönelik araştırmalar başladı.1938’de frekanslar standarda sabitlenmeden önce, mekanik olarak dinleyicilerin duygularını kontrol altına almaya yönelik araştırmalar başladı. Bu sayede kitlelere ticariilgi alanları ve psikososyal mesajlar bilinçaltlarına ve zihinlere doğrudan dayatılabilecekti. Bu araştırmalar hemen kitlelerin ikna edilmesi için kullanılmaya başlandı.Kendi taraflarına daha fazla takipçi çekebilmek uğruna halk üzerinde çeşitli ses efektleri kullanılarak psiko-galvanometre denemeleri yapıldı. Bu ölçümlere göre de halkın nasıl yönlendirileceği tayin edildi. İşte tam bu noktada A=440Hz, petrokimya ve ilaç, silah sanayi devleri tarafından 2. Dünya Savaşında da kullanıldı. Özellikle Hitler’in Almanya’sı Polonya’yı işgal ederek savaşı başlattığında istenilen fırsatta doğmuştu. İblisyanik komite için, tüm dünyada müzisyenlerin istememesine rağmen bu A=440 Hz standartı Nazi aleyhtarı propagandaları desteklemek ve Hitler karşıtı olmak adına tüm ülkelerce kafadan kabul edilmek zorunda kalındı. İblisyanik komite bu titreşimler sayesinde insanların beyninde yaratılıştan gelen kendine özgü duygusal ve sevgisel yapıyı baskılıyor ve yaratıcılığı köreltiyor ve insan farkındalığını kullanamaz hale geliyordu. Yapılan tüm araştırmalar ‘’A=440Hz’in insanların kalp ve kuyruk sokumu arasındaki enerji merkezleriyle (çakralar) uyumsuz olduğunu gösterdi. Tersine kalp üzerindeki çakraların ise uyarıldığı gözlendi. Teorik olarak, titreşimler egoları ve sol beyni tetikliyordu. Ancak sağ beyne özgü duygusal ve sevgisel zihni baskılıyor ve yaratıcılığı köreltiyordu. Bu şekilde 3.Göz denen çakranın kapanmasıyla da insanoğlu farkındalığını hiçbir alanda kullanamaz hale geldi’’ denmekte işin bilenlerince..
Yine işin uzmanlarınca ‘’Metafiziksel olarak, A=440 Hz’den A=444 Hz’e kadar olan frekanslar aralığındaki (A=444 Hz hariç) frekanslar, müzik dünyasında “Şeytanın İntervali”olarak kabul edilmektedir. Bunun nedeni ise ahenkten uzak, iğrenç denilebilecek bir tınının bu iki notanın aynı anda çalınması ile ortaya çıkmasıydı. Bundan önceki müzik çalışmalarında yer alan A=444 Hz’in ise doğayla ve insanla daha uyum içinde olduğu gözlemlendi. İblisyanik komite şu kararı aldı ‘’Eğer insanoğlu spiritüel olarak bastırılırsa, A=444 Hz’in (C=528 Hz) müziksel tınısı dini olarak kabul edilmezdi’’, öyle de oldu..Her şey “Standart Tuning” dediğimiz müziğin A=440 Hz’e sabitlenmesi ile başladı.Bu sabitlemeyi ise müziği askeri anlamda ticarileştiren İblisyanikKomitenin ABD de ki grubu yaptı. Müzik endüstrisinin bu standart frekans ile tekelleşmesi, kitleleri sürü psikolojisi altında tutmanın, insanları asabiyete, kedere sürüklemenin, psiko-sosyal kışkırtmalara açık hale getirmenin zeminini hazırlamıştır. Bunlar sonucunda artan psikolojik ve fizyolojik hastalıklar ve mali krizler sayesinde de iblisyanik komiteye üye Amerika menşeli kartelin grubuna üye ticari şirketlerin kâr elde etmesinin etkili yollarından biri olmuştur.Anlaşılacağı üzere alternatifbir müzik frekansı olan A=444 Hz (C=528 Hz) bastırıldı.Bastırılan bu frekans, yani “iyi titreşimler” ise her türlü hastalığı ve stresi iyileştirebilecek güçtedir. Ama ne yazık ki önce sansürlenmiş, daha sonra ise standartlar değiştirilerek unutturulmaya çalışılmıştır.Günümüzde ve yaklaşık 100 yıldır müzik aletleri ve sesleri kitlesel histeri yaratmak üzerine akortlanıyor.İblisyanik komite biyoenerjitik yolla, belli frekans ayarları ve elektromanyetik manipülasyonlarla “bilincimizi” kontrol altına alırken biyolojimizi, psikolojimizi ve davranışlarımızı değiştiriyor. Elvis, İngiliz grup Beatles’la başladı bu komitenin ilk kitlesel histeri oluşturan çalışmaları hatırlayın derim. Bu histerik kitle kontrolüne karşı ise kendi ilk koruyan devlet ise İsrail’dir..Beatles’ın bir konseri İsrail’de iptal edildi, sebebi ise “kitlesel histeri yaratması, cinsel istekleri tetiklemesi ve saldırganlığı tırmandırması” olarak belirtildi. İlginçtir ki Beatles’ın en efsane albümü olarak adlandırılan “Sgt. Pepper’sLonelyHearts Club Band” adlı albümün kapağın da yüzyılın tüm önemli satanik,ökültik , masonik ünlülerinin veya şahsiyetlerini fotoğrafı açık veya gizlenerek yerleştirilmiş..ve bir çok röportajların da bu kişilerin kendileri için ne kadar önemli olduğundan bahsetmişlerdir.Tabi pek çok aklı başında müzisyengünümüzde akortlarını ve dijital ayarlarını tekrar 444 Hz’e göre yapmaya başladı. Ancak bunların sayısı az miktarda iken Madonna, Rihanna gibileri başta olmak üzere pek çok ünlü, standart tınılarla, nakaratlarla ve özel olarak imal edilmiş parça sözleriyle gençliği programlanabilir insanlar haline getirmektedir. Müzik ve ses frekansları yoluyla iblisyanik komite biyoenerjetik olarak titreşimlerimizi ele geçirerek, bilinçaltımızda hâkimiyet kurarak, vücut kimyamızı, psikonörolojik etkilerle ve sağlığımızı denetim altına alabilir. Yani en kısa net ifade büyü ve majik amaçlı yapılmaktadır bu tarz çalışmalar bu iblisyanik komite tarafından. Başta A=444 C= 528 hz,432 hz gibi olumlu /pozitif bir çok frekans ile her organa ait özel ses tonlamaları, o organa ait hücrelerin titreşimini artırarak iyileşmesini sağlayabilmektedir. Bu uygulama ise doğu ve uzak doğu kültürlerinde en saf ve katıksız titreşimlerle yapılır. Kişi tüm stresinden arınır, hücreleri şifa ve sevgiyle dolarak hastalıklara veda eder.
Şimdi tüm bu anlatılanlara farklı bir perspektiften bakmayı denersek ses teknolojileri veya ses mühendisliği ile terörizmin engellenebileceği gibi terörist faaliyetler de tetiklenebilinir, diye düşünülemez mi ..pek tabi düşünülür!! İblisyanik Komite de bunu zaten çoktan düşünmüş bile ..Nasıl mı bu iblisyanikler araştırmışlar nokta ses frekansı atışıyla cinayet işletilebiilinir mi,kişiyi kendinize aşık edebilirmmiyiz, askeri, ekonomik ya da istihbari sırları itiraf ettirebilimiyiz!?? Evet bu pektabi mümkün ve uyğulana gelmekte nice zamandır. Bu teknoloji ile algılar değiştirilip istediğniz gibi hareket eden kitleler ve kişiler oluşturalabilinmekte maalesef..Bu teknolojinin önemli bir alt dalıdasubliminal mesajlar ve geriden mesajlama tekniği ile biröok dinin kutsalına sinkaf etmekten tutunda uyuşturucu, anarşizm vs. gibi kaotik bir çok hedef gözetilmekte.. Ayrıca müziğin veya şarkının içine yerleştirilen insan algı sınırının dışında bir frekansta söylenmiş mesajlar yerleştiriliyor.Üst bellek tarafından algılanamayan bu mesajlar alt bellek tarafından alınıp kaydediliyor. Terörist bir faaliyetle ilgili olarak verilecek bir komut bu şekilde teröriste ulaştırılıp harekete geçmesi sağlanıyor. Bu olabilmekte mi gerçekten diye sorduğunuzu duyar gibiyim.. Maatteessüf ki cevap evet..Tabii bunun tersi de mümkün ..
Buradan da şu anlaşılıyor ki ses ve ses frekansları ile insana çok çeşitli şeyler yaptırılabilinmektedir.Ve bu satanik/iblisyanik komitenin en sevdiği şeylerden biridir..Mesela bu komite ülkemiz de çeşitli gün ve gecelerde şehirlerimiz üzerine bu çeşitli zehirli frekansları yada amaçları doğrultusunda belirli frekansları yaymış ve göndermiş olabilirler mi pek tabiki bu mümkün.. “Sesin ve seslerinbu kadar kötü amaçlarla kullanılabilir olması mümkün mü ?” diye sormadan edemiyor insan kendine .İskoçya da York Üniversitesinde yapılan ses ve ses frekansları üzerine yapılan çalışmalarda göstermektedir ki çok ciddi mana da tehlike oluşturabilecek şeylerin olduğu ve bunun halihazırda iblisyanik komitece kullanılabileceğini düşündükçe insan buna çare nedir diye düşünmeden edemiyor.İşin erbaplarınca bile ‘’ internetten okuduğumda çok korktum, ya başkaları da okursa diye. Çünkü yazılanlar iyi niyetli kişilerce bile laboratuvar koşulları dışında denense inanılmaz kötü sonuçlara sebebiyet verebilir.” diye yorumlar yapılmaktadır.Ama frekanslar insan üzerinde iyi amaçlarla da kullanılabiliyor.. Mesela konunun uzmanları “Türk Sanat Müziği makamlarının hiçbiri bilinçsiz yapılmış değildir.”: “Dünyanın ve insanın bir ritmi vardır, makamlar da bu ritme uygun yapılmış ki dinleyen iyi hissetsin, şifa bulsun, mutlu olsun diye. İhtiyacımız olan frekanslar belirlenerek yapılmış o makamlar. Doğru zamanda dinlenirse iyileştirici etkileri bile olduğu artık bilimsel olarak dünyanın değişik üniversitelerinde yapılan araştırmalarla kanıtlandı’’ demektedir… York Üniversitesi makalelerinden her saat diliminin bir ritmi olduğu ve o saat diliminde bulunan ülkelerin ritminin aynı olduğu, o ritim dışında davranan insanın hastalığa, başarısızlığa, uyumsuzluğa sürüklenebileceğini okumuştum.” Pekiritim dışına nasıl çıkılıyor? ’Geç kalkıp geç yatmak en önemli ritm bozma unsuru’’ diye de eklemekte işin uzmanları. Ve şu bilgiyi de eklemekteler ‘’ettiğimiz duaların etkili olmasın da ses frekanslarının özelliklerinden dolayı duaların da Arapçasından okunursa etkili olacağına inandığını söylemekteler, çünkü Arapça‘nın çok zengin bir frekans yelpazesine sahip olduğunu belirterek, kelimelerdeki seslerin yan yana geldiğinde çok olumlu etkiler bırakacak şekilde düzenlenmiş’’olduğuna dikkat çekiyor işin uzmanları.. Buradan yola çıkarsak bilinçaltı işgal edilmiş bir insanlıktan bahsediyorsunuz. Bu nasıl oluyor? Bilinçaltı tıpkı bir tarla gibidir. Düşünce tohumlarını yeşerdiği bir tarla. Bu insanda yaratıldığı andan itibaren olan bir yasa. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz gibi bir ilke. Ne düşünürseniz ne ile meşgul olursanız, onu bulursunuz. Cenab-ı Hakk’ın koyduğu bir kanun. İşte bunu keşfeden iblisyanik güçler maalesef toplumlar üzerinde bu yapıyı kullanarak farklı düzlemde sinsice etkiler oluşturmakta. Nasıl ki bugün genetiği ile oynanmış gıdalar bizimde genetik yapımızı etkiliyor, Aynen bunun gibi, dinlediğiniz bir müziğin altında sizin duyamadığınız ses düzeyi ve dalga boyu ile yerleştirilmiş şeytanı öven, cinsellik, şiddet vs… kokan telkinler, negatif telkinler olabilmekte. Hipnotik reklamlar ve 25 kare tekniklerini gibi daha başka tekniklerle de insanlar etki altına alınmakta sürekli ama sürekli..
Şimdi buradan yola çıkarak gelelim 15 Temmuz gecesine.. bunca şeytani oyuna..onca satanik üfürmelere ..sayısını bile bilemediğimiz kadar iblisyanik fısıltılara rağmen..O gece ki İnsanlık tarihine altın harflerle yazılacak bir gece..O gece ki Cenab-ı Allah’ın bu ülkede yaşayan hemen her kulunun kalbinden korkuyu ümitsizliği bühtanı sıyırıp aldığı bir gecedir.. O gece ki ana-babasının elini öpüp daha dünyada yar yüzü ,evlat kokusu nedir bilmeden , alamadan bir an bile tereddüt etmeden ‘’Gitmek var dönmek yok Hakkınızı helal edin ‘’ diyerek yollara ve mevzilere revan olmuş binlerce, milyonlarca vatan evladı koştu vatanın bağrına bağrına..O gece ki İblisyanik Fetöist zebaniler kendi halkının üstüne kustu içlerindeki zehirli tohumlarla beslenmiş safralarını. Ama vatan evladı durur mu?!! O binlerce yıldan beri gelen içindeki Muhammedi nefesi kaybeder mi!! Kaybetmez kaybetmemiş ki.. İblisin ve ordularının onca hilesine oyununa yalanına ve zehrine karşı tek bir hamle ile yırttı attı üzerine atılan zehir dolu kefeni.. Şimdi desek yeri değil mi değerli Ahmet Yozgat’ın bahsettiği ‘’Ahad Olan Allah’’ ekol yolunun zebunları tek bir kutsi çağrıyı duydukların da nasıl da koştular..Ataları gibi..Bedir’e gider gibi..Nasıl ki o gün eğer o savaş kaybedilseydi.. yeryüzünde Allah’ı anacak o bir avuç insandan başka kimsenin olmaması ve kalmayacak olması gibi Anadolu’nun evlatları da koştular biliyorlardı ki Anadolu düşse idi.. Son kale de düşecekti İslam bayrağıda..O yüzden haberi alan herkes koştu haberi duyan , her kim var ise ne iş yapıyorsa buldukları ilk su da abdestlerini alıp Allah Allah diyerek..
Ve Salalar.. O salalar ki her fetöist zebaninin kalbine kalbine korku yığdığı ve doldurdu.. Ama her vatan evladının kalbindeki hissiyatı ise kuvvetlendirdi..Okunan her sala yineledi kalplerdeki kuvveti imanı ve korkusuzluğu..sıyırıp aldı ruhlardan tüm tereddütleri artık ne mümkün idi..Vatan evladının kalbin de korku..Gözlerin den akan yaşlar ile ilerledi.. İblisin uşağı fetoist zebailerin üstüne üstüne ..Tank mermisi yedi , bomba atıldı, üstüne makinalı tüfeklerden mermiler yağdı ,yerlere buğday başakları gibi düşe düşe gitti zebanilerin üstüne..ilk okunan salalar ile vatan evlatlarının ruhların da oluşan kalplerin de kabaran hissiyat ataların dan mirastı zaten ona.. Çanakkale’den, Mohaç’tan , Malazgirt’ten,Bedir’den..
Okundu salalar sabaha kadar susmadı ..Gâh.. Saba makamın da.. Gâh Hüseyni makamın da.. Okundu da okundu.. okundu da okundu..Allah kalplerden korkuyu sıyırdı.. Boşuna da değildi bu makamların seçilmesi hani..Saba makamı ki, ruha kuvvet cesaret verirdi..Sabah ezanlarının makamı idi ruhuna bedene dirilişi katardı..Kadim zamanlardan beri bilinirdi.Makam-ı Hüseyni ile okunan o salar ile korkulardan sıyırıyordu insan ruhunu ve yüreğinden alıp atıyordu ne kadar korku vesvese yada iblisyanik etki varsa.. Ruhlara temerküz ediyor, bu milletin ruh dinamiğini feveran ettiriyordu.. İşte iblisyaniklerin, reptisataniklerin amacı da bu idi.. Bu milletin Allah’ı ile olan ruh dinamiğindeki bu bağı koparmaktı. Çok çabaladılar, çok çalıştılar şu ana kadar dünya nerdeyse hiçbir millet bu kadar yoğun bir enformasyona nerdeyse maruz kalmamıştı.. ve bir çok milletler hep kontrolüne girdiydibu iblislerin.. Türkiye de de aksi olamazdı.. Ama Allah’ın da bir planı vardı.. Ve O Allah ki plan yapan tuzak kuranların en hayırlısı idi.. bir sala ile bozdu tüm oyunlarını..
Boşuna değildi yani bunca sala, bunca ezan , bunca Kur’an boşuna değildi..
Şüphesiz ki en doğrusunu Azim olan Allah biliyor..

İLHAN BOZOKLU / DERİNDUNYA MEDYA

Benzer Haberler